Kemalpaşazâde: Risâle fî Tahkîki Vücûdi'l-Vâcib, Osmanlı Varlık Metafiziği Külliyâtı
Allâme İbn Kemâl'in Varlık ve Zât-Sıfat İlişkisi Üzerine Felsefî Başyapıtı; Vâcibü'l-Vücûd İspatı, İmkân Delili ve Mâhiyet Ayrımı Üzerine 10 Fasıllık Büyük Araştırma Monografisi.
FASIL I: Kemalpaşazâde Şemseddîn Ahmed'in Entelektüel Biyografisi ve Çok Yönlü İlmî Şahsiyeti
Şemseddîn Ahmed b. Süleyman b. Kemâl Paşa (İbn Kemâl / Kemalpaşazâde, 873-940/1469-1534), Osmanlı ilim hayatında 'Müftiyyü's-Sekaleyn' (insanların ve cinlerin müftüsü) unvanıyla anılan, benzeri az bulunur bir dâhidir. Asker kökenli bir aileden gelip gençliğinde sipahilik yaptıktan sonra ilme intisap etmiş; Edirne, Üsküp ve İstanbul medreselerinde müderrislik, Edirne ve Anadolu kazaskerliği yapmış ve nihayet Yavuz Sultan Selim ve Kânûnî devirlerinde şeyhülislâmlık makamında bulunmuştur. İbn Kemâl, tefsir, hadis, fıkıh ve tarihten mantık, kelâm, felsefe ve edebiyata kadar üç yüze yakın telif vererek Osmanlı ilmî rönesansının simgesi haline gelmiştir. Onun kelâm ve felsefe sahasındaki risaleleri, İslâm düşüncesinin en çetin ontolojik meselelerine getirdiği orijinal çözümlerle temayüz eder.
FASIL II: Risâle fî Tahkîki Vücûdi'l-Vâcib'in Konusu, Gayesi ve Felsefî Arka Planı
İbn Kemâl'in 'Risâle fî Tahkîki Vücûdi'l-Vâcib ve Sıfâtih' adlı eseri, felsefî kelâmın zirve metinlerinden biridir. Eserin temel gayesi, kâinatın yaratıcısı olan Allah Teâlâ'nın varlığını (Vâcibü'l-Vücûd), birliğini (vahdâniyyet) ve zâtî-sübûtî sıfatlarını hem kelâmcıların (Eş'arî ve Mâtürîdî) hem de İslâm Meşşâî filozoflarının (Fârâbî ve İbn Sînâ) metotlarını tenkit süzgecinden geçirerek kesin aklî burhanlarla ispat etmektir. İbn Kemâl, sadece nakle sığınan kuru bir taklidi reddettiği gibi, vahiyden kopuk spekülatif aklın çıkmazlarını da maharetle deşifre eder.
FASIL III: Varlık (Vücûd) Kavramının Mahiyeti: Bedîhî mi, Nazarî mi?
Risalenin girişinde İbn Kemâl, varlık kavramının insan zihnindeki apaçıklığını (bedâhet) tartışır. Varlığın tarif edilemez olduğunu, zira her tarifin varlık kavramından daha açık bir mefhumla yapılması gerektiğini, halbuki zihinde varlıktan daha bedîhî, daha kuşatıcı hiçbir kavram bulunmadığını ortaya koyar. Ancak varlık mefhumunun bedîhî olması, onun hariçteki hakikatinin kolayca kavranabileceği anlamına gelmez. İbn Kemâl, zihindeki müşterek vücûd kavramı ile hariçteki hakiki varlık arasındaki ince irtibatı tahlil ederek ontolojinin temel taşını yerine oturtur.
FASIL IV: Vücûb, İmkân ve İmtinâ: Varlığın Üç Temel Modalitesi
İbn Kemâl, İbn Sînâ metafiziğinin temelini teşkil eden üç varlık kategorisini (cihât-ı selâse) derinlemesine şerh eder: Vâcibü'l-Vücûd (varlığı zâtının gereği olan, yokluğu muhal bulunan mutlak varlık), Mümkinü'l-Vücûd (varlığı da yokluğu da zâtı gereği zorunlu olmayan, var olmak için bir dış sebebe muhtaç olan mevcûdat) ve Mümteniü'l-Vücûd (varlığı bizatihi imkânsız olan, yokluğu zorunlu kavramlar). Âlemin tamamının 'mümkin' dairesinde olduğunu ispatlayan İbn Kemâl, mümkün olan her şeyin varlık ve yokluk terazisinde eşit durduğunu ve bu teraziyi varlık lehine çevirecek zâtî bir Vâcib'e muhtaç olduğunu mantıksal bir zorunluluk olarak tesis eder.
FASIL V: Hudûs ve İmkân Delillerinin Mukayesesi ve Sentezi
Kelâmcıların âlemin sonradan yaratılmışlığına (hudûs) ve arazların değişkenliğine dayanan 'Hudûs Delili' ile filozofların doğrudan varlığın mâhiyetine dayanan 'İmkân Delili' (Burhânü's-Sıddîkîn), İbn Kemâl'in kaleminde birbirini tamamlayan iki hakikat kanadına dönüşür. Hudûs delilinin cisimlerin ve arazların fâniliğini göstererek kitleler için ikna edici bir zemin sunduğunu, imkân delilinin ise madde ve sûretin ötesine geçerek saf aklî idrak seviyesinde Vâcib'i ispatladığını belirtir. İbn Kemâl, iki delilin de vardığı nihai noktanın 'Halku'l-âlem ve Tevhîd' olduğunu gösterir.
FASIL VI: Devir ve Teselsülün İptali: Burhân-ı Tatbîk ve Burhân-ı Tezâyüf
Vâcibü'l-Vücûd'un ispatında en mühim aşama, sebepler zincirinin sonsuza kadar geriye gitmesinin (teselsül) veya bir şeyin kendi kendisinin sebebi olmasının (devir) mantıken imkânsız olduğunu göstermektir. İbn Kemâl, risalesinde teselsülü çürütmek için klasik felsefenin en sofistike burhanlarını, bilhassa Burhân-ı Tatbîk (iki sonsuz farz edilen silsilenin üst üste çakıştırılmasıyla ortaya çıkan çelişki) ve Burhân-ı Süllemî'yi mükemmel bir riyâzî mantıkla sergiler. Sebepler zincirinin bir noktada durması ve bizzat sebepsiz olan bir İlk İllet'te (el-İlletü'l-Ûlâ / Vâcib) nihayete ermesi aklın kaçınılmaz hükmüdür.
FASIL VII: Zât ve Sıfat İlişkisi: Vâcibü'l-Vücûd'un Tevhîdi ve Tenzîhi
İbn Kemâl, Allah Teâlâ'nın birliğini (vahdâniyyet) ispat ederken Burhân-ı Temânü' (Enbiyâ Sûresi 22. âyetteki 'Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı ikisi de fesada uğrardı' sırrı) delilini kelâmî ve ontolojik boyutlarıyla ele alır. İki Vâcib farz edildiğinde aralarındaki temâyüzün (farklılaşmanın) zorunlu olarak bir bileşime (terkîb) ve dolayısıyla imkâna yol açacağını, halbuki Vâcib'in her türlü terkip ve cüzden münezzeh, mutlak basit (basîtü'l-hakîka) olduğunu ispatlar. Buradan hareketle sıfatların zâtla olan münasebetini tahlil eder; Eş'arî ve Mâtürîdî çizgisini muhafaza ederek sıfatların zâtın ne aynısı ne de gayrısı olduğu hakikatini felsefî temellerle savunur.
FASIL VIII: Kudret, İrade ve İlim Sıfatlarının Kapsamı
Vâcibü'l-Vücûd'un sadece kör bir ilk sebep değil; mutlak ilim, hür irade ve nihayetsiz kudret sahibi bir Fâil-i Muhtâr olduğunu ispatlamak İbn Kemâl'in temel gayelerindendir. Filozofların Tanrı'yı iradesiz bir zorunlu illet (mûcebün bi'z-zât) olarak tasavvur eden yaklaşımlarını çürütür. Eğer Allah mecbur bir illet olsaydı, âlemin de O'nunla birlikte ezelî olması gerekirdi; halbuki âlemdeki nizam, ihtiyar ve hikmet, yaratıcının irade sıfatına sahip olduğunu açıkça haykırmaktadır.
FASIL IX: Kemalpaşazâde'nin Felsefe ve Kelâm Literatüründeki Tenkitleri
İbn Kemâl, risalesinde İbn Sînâ, Fahreddîn er-Râzî, Seyyid Şerîf el-Cürcânî, Sa'deddîn et-Teftâzânî ve Celâleddîn ed-Devvânî gibi dev otoritelerin görüşlerini cesaretle münakaşa eder. Hiçbir âlimin görüşünü mutlaklaştırmaz. Devvânî'nin vücûd anlayışındaki tereddütlerini, Teftâzânî'nin bazı kelâmî çıkarımlarındaki mantıkî boşlukları dakik şerhleriyle tashih eder. Bu bağımsız muhakkik tavrı, Osmanlı ilim geleneğinin taklit batağında değil, diri ve üretken bir felsefî tenkit ikliminde yaşadığının en somut delilidir.
FASIL X: Risâle fî Tahkîki Vücûdi'l-Vâcib'in Osmanlı Düşüncesi ve Medrese Mirasındaki Yeri
İbn Kemâl'in bu muazzam risalesi, Osmanlı medreselerinde yüksek dereceli talebelerin ve müderrislerin başvurduğu temel bir felsefî-kelâmî metin olmuştur. Eser, Osmanlı zihninin kelâm ile felsefeyi çatıştıran değil; felsefî aletleri ve mantıkî burhanları tevhid akidesinin tahkikinde ustalıkla kullanan sentezci dehasını tecessüm ettirir. Kemalpaşazâde, bu eseriyle İslâm metafiziğinin en yüksek zirvelerinden birini inşa etmiş ve kendisinden sonra gelen Ebussuûd, Taşköprizâde ve Gelenbevî gibi büyük Osmanlı düşünürlerine felsefî derinlik aşılamıştır.