Kemâleddîn İbn Ebî Şerîf: el-Müsâmere fî Şerhi'l-Müsâyere, Hanefî ve Şâfiî Kelâm Sentezi Külliyâtı
Kudüs ve Kahire Medreselerinin Zirvesi; İbnü'l-Hümâm'ın el-Müsâyere'sinin Şerhi, Eş'arî ve Mâtürîdî İhtilaflarının Tahkiki ve İrfânî Birlik Üzerine 10 Fasıllık Büyük Araştırma Monografisi.
FASIL I: Kemâleddîn İbn Ebî Şerîf'in Hayatı, Kudüs İlim Havzası ve Telif Gayesi
Ebû'l-Meâlî Kemâleddîn Muhammed b. Muhammed b. Ebî Bekr b. Alî el-Makdisî (Kemâleddîn İbn Ebî Şerîf, 822-906/1419-1501), Kudüs'ün kadîm ilim ve takva atmosferinde doğmuş; Şâfiî mezhebinin fıkıh, hadis, tefsir ve kelâm sahalarında asrının müceddidi mertebesine erişmiştir. Kahire'de İbn Hacer el-Askalânî ve Celâleddin el-Mahallî gibi dev âlimlerden icazet almış; daha sonra Kudüs'te Salahiyye Medresesi'nde ve Kahire Şeyhûnîyye Medresesi'nde başmüderrislik yapmıştır. İbn Ebî Şerîf'in kelâm sahasındaki en parlak eseri, Hanefî mezhebinin büyük müctehidi Kemâleddin İbnü'l-Hümâm'ın 'el-Müsâyere fi'l-Akā'idi'l-Münciye fi'l-Âhire' adlı eserine yazdığı 'el-Müsâmere fî Şerhi'l-Müsâyere'dir. Bir Şâfiî-Eş'arî âliminin, bir Hanefî-Mâtürîdî şaheserine yazdığı bu şerh; İslâm düşünce tarihinde mezhep taassubunu aşan en yüce ilmî kardeşlik ve tahkik vesikasıdır.
FASIL II: el-Müsâyere ve el-Müsâmere İsimlerinin Edebî ve İrfânî Semantiği
İbnü'l-Hümâm, eserine 'el-Müsâyere' (Birlikte Yürümek, Beraber Yol Almak) adını vererek Gazzâlî'nin 'er-Risâletü'l-Kudsiyye'si ile kelâmî yolda adım adım yoldaşlık etmeyi kastetmiştir. İbn Ebî Şerîf ise şerhine 'el-Müsâmere' (Gece Sohbeti, Dost Meclisi) adını vermiştir. 'Müsâmere', ay ışığı altında, dostların hakikati aramak üzere derin bir sükûnet ve muhabbet içinde gerçekleştirdikleri samimi ve nurlu sohbet demektir. İbn Ebî Şerîf, İbnü'l-Hümâm'ın metniyle adeta mehtaplı bir Kudüs gecesinde hakikat sohbetine oturmuş; Hanefî ve Şâfiî, Mâtürîdî ve Eş'arî ihtilaflarını dostane bir mecliste cem' etmiştir.
FASIL III: Eş'arî ve Mâtürîdî Mektepleri Arasındaki 73 Mesele ve Tahkik Usûlü
el-Müsâmere'nin en kıymetli tarafı, Ehl-i Sünnet'in iki ana kolu olan Eş'ariyye ile Mâtürîdiyye arasındaki meşhur ihtilaf noktalarını (klasik olarak 13 ile 73 arasında sayılan meseleleri) son derece insaflı ve tahkikî bir süzgeçten geçirmesidir. İbn Ebî Şerîf; tekvîn sıfatı, istitaat (fiilden önce mi sonra mı?), hüsün ve kubuhun aklîliği, mukallidin imanı, yeis halinde tevbe ve ezelî kelâm gibi konulardaki görüş ayrılıklarının çoğunun 'lafzî' (terminolojik) olduğunu; esasta her iki mektebin de aynı tevhîd ve tenzih hakikatini müdafaa ettiğini gözler önüne serer.
FASIL IV: Varlık ve Bilgi Nazariyesi: Ehl-i Sünnet Mantığının Tahkimi
İbn Ebî Şerîf, el-Müsâmere'de İbnü'l-Hümâm'ın veciz ifadelerini şerhederken Gazâlî ve Fahreddîn er-Râzî'nin mantıkî kaidelerini işletir. Varlığın hakikati, eşyanın sübûtu ve aklın hudutları meselesinde katıksız bir rasyonalite sergiler. Bilginin imkânını inkâr eden felsefî akımları mantıkî çelişkileriyle yüzleştirir. Kâinatın hâdis olduğunu, zerrelerin ve feleklerin ezelî bir Sâni' tarafından yoktan var edildiğini (halku'l-âlem mine'l-adem) matematiksel ve kelâmî burhanlarla ispat eder.
FASIL V: Tekvîn ve Mükevven Ayrımı: İbnü'l-Hümâm ile İbn Ebî Şerîf'in Münazarası
Metin ile şerh arasındaki en derin ilmî münazara Tekvîn bahsinde yaşanır. Metin sahibi Hanefî İbnü'l-Hümâm, Mâtürîdî çizgisini savunarak Tekvîn'in ezelî bir sıfat olduğunu, yaratmanın kudretten ayrı bir kemâl ifade ettiğini savunur. Şâfiî-Eş'arî olan şarih İbn Ebî Şerîf ise Eş'arîlerin kudret-taalluk teorisini büyük bir nezaket ve ilmî vukufiyetle sergiler. Ancak İbn Ebî Şerîf, Eş'arîliği savunurken asla Mâtürîdîleri küçümsemez; bilakis her iki tarafın delillerini zikrederek meselenin Zâtî kemâlin noksanlıktan tenzihi noktasında birleştiğini ilan eder.
FASIL VI: İrade, Rızâ ve Emr Ayrımı: Kaza ve Kader Felsefesi
İslâm düşüncesinde en çok kafa karışıklığına yol açan kader meselesinde el-Müsâmere, Ehl-i Sünnet'in ince ölçüsünü muhafaza eder. İbn Ebî Şerîf; Allah Teâlâ'nın 'İradesi' ile 'Rızâsı' ve 'Emri' arasındaki farkı berraklaştırır. Allah Teâlâ kâinatta hayrı da şerri de dileyip yaratır (küllü şey'in bi-meşîetillâh); zira O'nun mülkünde O'nun iradesi dışında hiçbir zerre hareket edemez. Ancak Allah hayırdan razıdır, şerden razı değildir; adaleti emreder, fıskı yasaklar. Kul kendi cüz'î iradesiyle şerri kesbettiğinde, ilâhî adaletin tecellisi olarak cezayı hak eder.
FASIL VII: İman-İslâm Özdeşliği ve 'İnşâallâh Müminim' (İstisnâ) Meselesi
İman ile İslâm kavramlarının mahiyeti hususunda İbn Ebî Şerîf, Hanefîlerin 'İman ile İslâm lügatte farklı olsa da şer'an birdir' tezi ile Şâfiîlerin 'İman kalbî tasdik, İslâm zâhirî teslimiyettir' görüşünü uzlaştırır. 'Ben inşâallâh müminim' demenin (istisnâ fi'l-îmân) Şâfiîlere göre akıbet (son nefes) şüphesine dayandığını, Hanefîlerin ise halihazırdaki imanda şüphe caiz olmadığı için bunu mekruh gördüklerini izah eder. Böylece asırlarca süren mezhep tartışmalarının niyet ve bakış açısı farkından ibaret olduğunu gösterir.
FASIL VIII: Nübüvvet, Mucize ve Kerâmetin Epistemolojik Hakikati
el-Müsâmere'de nübüvvet delilleri ele alınırken, velilerin kerâmeti meselesi de geniş yer tutar. Mu'tezile'nin 'Kerâmet kabul edilirse peygamberin mucizesi ile karışır' iddiasını çürüten İbn Ebî Şerîf; kerâmetin hakiki sahibi olan velinin peygamberlik iddiasında bulunmadığını, bilakis tâbi olduğu peygamberin şeriatına sadakati nisbetinde bu ikrama mazhar olduğunu açıklar. Dolayısıyla her velinin kerâmeti, hakikatte o velinin tâbi olduğu peygamberin zımnî bir mucizesidir.
FASIL IX: Şefaat, Kabir Suali ve Büyük Günahkârların Akıbeti
İbn Ebî Şerîf, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) 'Şefaatim ümmetimden büyük günah sahiplerinedir' hadis-i şerifini kelâmî ve naklî burhanlarla tahkik eder. Mu'tezile'nin ve Hâricîlerin şefaati sadece dereceleri yükseltmekle sınırlayan görüşlerini çürütür; cehenneme müstahak olmuş günahkâr müminlerin ilâhî af ve nebevî şefaatle kurtulacağını ispatlar. Ehl-i Kıble olan hiçbir müminin günahı sebebiyle tekfir edilemeyeceğini (tekfîr-i ehl-i kıble'nin adem-i cevâzı) Ehl-i Sünnet'in en mukaddes kırmızı çizgisi olarak ilan eder.
FASIL X: el-Müsâmere'nin İslâm Medeniyetindeki Yeri ve Kudüs İrfanı
Kemâleddîn İbn Ebî Şerîf'in el-Müsâmere'si, İslâm medeniyetinin Mescid-i Aksâ'dan doğan kuşatıcı, birleştirici ve insaflı ruhunu akide sahasına nakşetmiştir. Eser, Mısır'dan İstanbul'a, Şam'dan Bağdat'a kadar Osmanlı medreselerinde kelâmın nihâî mukayese ve tahkik metni olarak asırlarca okutulmuştur. Şâfiî bir allâmenin Hanefî bir allâmeyle omuz omuza vererek yazdığı bu şaheser; İslâm ümmetinin cüz'î teferruatta ihtilaf etse dahi tevhidin yüce çatısı altında tek bir kalb gibi birleşebileceğinin en muazzam ebedî delilidir.