Kâtib Çelebi'nin Entelektüel Portresi ve Tuhfetü'l-Kibâr'ın Yazılış Gerekçesi
Mustafa b. Abdullâh, nâm-ı diğer Kâtib Çelebi veya Hacı Halîfe (1017-1067 / 1609-1657); 17. yüzyıl Osmanlı ilim dünyasının en açık fikirli, Doğu ve Batı kaynaklarını mukayeseli olarak inceleyebilen dâhi ansiklopedistidir. Keşfü'z-Zunûn, Cihannümâ ve Mîzânü'l-Hakk gibi anıtsal eserlerin sahibi olan Kâtib Çelebi; aynı zamanda ordu kâtipliği yapmış, seferlere bizzat iştirak etmiş realist bir devlet mütefekkiridir.
Onu 1066 (1656) yılında Tuhfetü'l-Kibâr fî Esfâri'l-Bihâr (Deniz Seferleri Hususunda Büyüklere Armağan) adlı eserini telif etmeye sevk eden amil, Osmanlı Devleti'nin Akdeniz'de karşı karşıya kaldığı en vahim deniz felaketlerinden biridir: 1645'te başlayan ve çileli bir kördüğüme dönen Girit (Hanya ve Kandiye) Seferi esnasında, Venedik donanmasının Çanakkale Boğazı'nı abluka altına alması, Osmanlı donanmasını boğazda yakması ve payitaht İstanbul'u açlık ve panik tehdidiyle baş başa bırakmasıdır.
«Bu feryatnâme ve nasihatnâme, deniz seferlerinin kadîm usûlünü unutan, liyakatsiz kaptanlara donanma teslim eden devlet ricâline hakikati haykırmak için yazılmıştır. Zira denize hâkim olmayan, karada da karar kılamaz.» — Kâtib Çelebi
Eser, bir ağıt değil; geçmişin şanlı deniz zaferlerinin teknik, lojistik ve stratejik tahlilini yaparak devlete denizcilik mektebi kurduran bir ıslahat manifestosudur.