Kâtib Çelebi'nin Tarihî Misyonu, 17. Yüzyıl Buhranı ve Islahat Risaleleri Geleneği
17. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu; celâlî isyanları, uzayan Avusturya ve Venedik (Girit) savaşları, saray entrikaları, yeniçeri ayaklanmaları ve hazine iflaslarıyla sarsılan derin bir buhran döneminden geçiyordu. Bu çalkantılı çağda yetişen Mustafa b. Abdillâh, bilinen adıyla Kâtib Çelebi (Batı'da Hacı Halîfe), Osmanlı medeniyetinin en parlak dimağlarından biridir.
Gençliğinde ordu kâtipliği yaparak Bağdat, Hemedan ve Girit seferlerine katılan Kâtib Çelebi, cephedeki askerî disiplinsizlikleri ve devlet mekanizmasındaki çözülmeleri bizzat müşahede etmiştir. Mirasa konduktan sonra memuriyetten çekilerek kendisini bütünüyle ilme vakfetmiş; Doğu ve Batı kaynaklarını harmanlayan devasa bir kütüphane kurmuştur.
«Devletin ve toplumun marazlarını teşhis etmeyen tabip hekim sayılamaz. Biz bu risaleyi kuru bir şikayetnâme olarak değil; hastalanmış devlet bedenine şifâ olacak bir reçete, bir amel düstûru olarak kaleme aldık.» — Kâtib Çelebi, Düstûrü'l-Amel Mukaddimesi
Kâtib Çelebi'nin 1653 yılında genç padişah Sultan IV. Mehmed'e ve devlet erkânına sunduğu Düstûrü'l-Amel li-Islâhi'l-Halel (Bozuklukların Islahı İçin Eylem Rehberi), Osmanlı nasihatnâme ve siyasetnâme türünü klasik ahlâkçılıktan modern sosyolojik tahlile yükselten bir başyapıttır.