Kādî Ebû Bekir İbnü'l-Arabî: Kānûnü't-Te'vîl, Kur'an Hermeneutiği, Zâhir-Bâtın Dengesi ve Usûl İrfânı Külliyâtı
Endülüs İlminin Doğu Seferi; Kur'ânî Mânâ Katmanları, Bâtınî Aşırılıkların Eleştirisi, Dil Kuralları ve Sahih Yorum Kanunları Üzerine 10 Fasıllık Büyük Araştırma Monografisi.
FASIL I: Kādî Ebû Bekir İbnü'l-Arabî'nin Hayatı, Endülüs'ten Doğu'ya Büyük Rıhle
Endülüs İslâm medeniyetinin yetiştirdiği en parlak ilim adamlarından biri olan Ebû Bekir Muhammed b. Abdillâh b. Muhammed el-Meâfirî (Kādî Ebû Bekir İbnü'l-Arabî el-İşbîlî, 468-543/1076-1148; mutasavvıf Muhyiddîn İbnü'l-Arabî ile karıştırılmamalıdır), İşbiliye'de (Sevilla) dünyaya gelmiştir. Babasıyla birlikte genç yaşta çıktığı ve on yıldan fazla süren büyük ilim yolculuğunda (rıhle); Kudüs, Şam, Mısır, Mekke, Medine ve Bağdat ilim havzalarını dolaşmıştır. Kudüs'te meşhur fakih Turtûşî'den, Bağdat Nizâmiye Medresesi'nde ise devrin en büyük dehası Ebû Hâmid el-Gazzâlî'den bizzat dersler almış; Gazzâlî'nin en seçkin talebeleri arasına girmiştir. Endülüs'e döndüğünde İşbiliye kadılığı makamına getirilmiş; Mâlikî fıkhı, hadis, tefsir ve kelâm sahasında bir mektep kurmuştur.
FASIL II: Kānûnü't-Te'vîl'in Telif Gayesi ve İslâm Hermeneutiğindeki Yeri
İbnü'l-Arabî'nin tefsir felsefesine dair en özgün eseri 'Kānûnü't-Te'vîl' (Yorum Kanunu), Kur'ân-ı Kerîm metninin nasıl anlaşılması, hangi lafızların hakiki hangi lafızların mecazi kabul edilmesi ve te'vilin sınırlarının ne olması gerektiğini vazeden bir anayasa metnidir. Hicrî 5. ve 6. yüzyıllarda İslâm dünyasında bir yandan lafızları donuk bir literalizmle ele alıp teşbihe düşen Haşeviyye ve Zâhiriyye, diğer yandan âyetlerin zâhirini tamamen iptal edip keyfî bâtınî yorumlar üreten Bâtıniyye-İsmâiliyye akımları yayılmıştı. İbnü'l-Arabî, bu iki aşırı uca karşı Kur'an'ın kendi dili ve Arap semantiği üzerinden şaşmaz bir yorum metodolojisi (kānûn) inşa etmiştir.
FASIL III: Kur'an'ın Dört Anlam Katmanı: Zâhir, Bâtın, Hadd ve Matla' Hermeneutiği
Kānûnü't-Te'vîl'in omurgası, hadis-i şerifte zikredilen Kur'an'ın dört anlamsal boyutunun tefsirine dayanır: 'Her âyetin bir zâhiri, bir bâtını, bir haddi ve bir matla'ı vardır.' İbnü'l-Arabî bu hadisi şöyle şerh eder: Zâhir; Arap dil kurallarına göre lafızdan ilk anlaşılan zâhirî hükümdür. Bâtın; tefekkür, basiret ve hikmetle ulaşılan kalbî, ahlakî ve manevî derinliktir. Hadd; âyetin helal-haram, emir-nehiy sınırları ve fıkhî çerçevesidir. Matla' ise âyetin insan ruhunu yükselttiği nihai irfânî ufuk ve kâinat hakikatleridir. İbnü'l-Arabî, bâtının ancak zâhire sımsıkı bağlı kalınarak anlaşılabileceğini; zâhiri iptal eden her türlü bâtınî yorumun açık bir zındıklık olduğunu haykırır.
FASIL IV: Zâhiriyye ve Bâtıniyye Eleştirisi: İbn Hazm ve Hasan Sabbâh Fırkalarına Reddiye
İbnü'l-Arabî, eserinde iki büyük zihnî sapmayı cerheder. Birincisi; kendi memleketi Endülüs'te İbn Hazm tarafından temsil edilen katı Zâhirîliktir. Zâhirîler kıyası, illeti ve nassın ruhunu inkâr ederek dini lafızların kabuğuna hapsetmişlerdir. İkinci sapma ise; Alamut Kalesi ve Fâtımî propagandasıyla yayılan, şeriatın zâhirî hükümlerini (namaz, oruç) sırf bir sembol sayıp ilga eden İsmâilî-Bâtınîliktir. İbnü'l-Arabî, Bâtınîlerin 'bâtın' iddiasının Kur'an'ı tahrif etme komplosu olduğunu; hakiki bâtının ise şeriatın ahlakî ve metafizik gayelerini kavramaktan ibaret olduğunu ispat eder.
FASIL V: Arap Dili, Belâgat Kuralları ve Mecazın Sınırları
Kānûnü't-Te'vîl'e göre te'vil; dilde karşılığı olmayan keyfî bir yakıştırma değil, Arap lisanının kadîm imkânları dahilinde zâhirî anlamdan daha kuvvetli bir ikinci anlama intikal etmektir. İbnü'l-Arabî, te'vil yapacak müfessirin Arap şiirini, emsâlini, istiâre, mecâz-ı mürsel, kinaye ve hazif sanatlarını bir ana dil yetkinliğinde bilmesini şart koşar. Eğer bir lafzın zâhirî anlamı kat'î bir aklî veya naklî nassa aykırı değilse, o lafız zâhirî manasında bırakılmalıdır. Mecaza ancak aklî veya şer'î bir imkânsızlık (karîne) vuku bulduğunda başvurulabilir.
FASIL VI: Haberî Sıfatların Te'vili ve Tenzih İlkesi
İbnü'l-Arabî, kelâmî meselelerde hocası Gazzâlî ve Eş'arî mektebinin yolunu takip eder. Kur'an'da Cenâb-ı Hakk'a nisbet edilen 'yedullah' (Allah'ın eli), 'vechullah' (Allah'ın yüzü), 'istivâ' gibi ifadelerin lafzî-cismanî olarak anlaşılamayacağını belirtir. Arap dilinde 'yed' kelimesinin nimet, kudret ve himaye manasında kullanımını şairlerin beyitleriyle delillendirir. Tenzihin esası; Allah'ı mahlûkatın noksanlıklarından tecrit etmektir. Ancak İbnü'l-Arabî, avam tabakasının bu te'villerle kafasının karıştırılmaması gerektiğini, onların 'Bila keyf iman ettik' teslimiyetinde kalmasının daha selametli olduğunu savunur.
FASIL VII: Fıkhî İstinbatta Te'vil: Âyetlerin Hukukî Yorumu ve 'Ahkâmü'l-Kur'ân' İrtibatı
Kānûnü't-Te'vîl, İbnü'l-Arabî'nin diğer şaheseri olan devasa 'Ahkâmü'l-Kur'ân' tefsirinin metodolojik zeminini oluşturur. Müellif, ahkâm âyetlerinin te'vilinde Mâlikî fıkhının 'Maslaha-i Mürsele', 'Sedd-i Zerâi'' (kötülüğe giden yolları tıkama) ve 'Medine Ehlinin Ameli' prensiplerini te'vil kurallarıyla birleştirir. Bir âyetin umûmî (genel) ifadesinin başka bir âyet veya sahih hadisle nasıl tahsis edileceğini (özel kılınacağını), mutlak ifadenin nasıl mukayyed hale getirileceğini usûl-i fıkıh kaideleriyle açıklar.
FASIL VIII: Hadis ile Kur'an'ın Te'vil Münasebeti: Sünnetin Kur'an'ı Beyân Yetkisi
İbnü'l-Arabî'nin hermeneutiğinde Sünnet-i Seniyye, Kur'ân-ı Kerîm'in birinci ve en yetkili tefsiridir. 'Sana bu zikri indirdik ki insanlara kendilerine indirileni açıklayasın' (Nahl 44) âyeti gereğince, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) beyânı olmadan Kur'an'ı anlamaya çalışmak hüsranla sonuçlanır. İbnü'l-Arabî, mütevatir ve meşhur hadislerin Kur'an'ın kapalı (mücmel) âyetlerini tefsir ettiğini, genel hükümlerini tahsis ettiğini ve Kur'an'ın muradını tayin eden şaşmaz kural (kānûn) olduğunu vurgular.
FASIL IX: Gazzâlî Etkisi ve Kalbî Keşfin Hermeneutikteki Yeri
Bağdat'ta bizzat Gazzâlî'nin talebesi olan İbnü'l-Arabî, hocasının 'İhyâü Ulûmi'd-Dîn' ve 'el-Mustasfâ' eserlerindeki tefekkür derinliğini Endülüs'e taşıyan en mühim köprüdür. Kānûnü't-Te'vîl'de de bu tesir açıkça görülür: İbnü'l-Arabî, te'vilin yalnızca kuru bir lügat tahlili olmadığını; takva, kalp tasfiyesi, ihlas ve zühd ile nurlanan bir kalbin âyetlerdeki saklı hikmet pınarlarına (esrârü'l-Kur'ân) vâkıf olabileceğini belirtir. Ancak bu keşfî idrakin daima şeriatın zâhirî ölçülerine uygun olması şarttır.
FASIL X: Kānûnü't-Te'vîl'in Endülüs ve Mağrip İlim Geleneğindeki Kalıcı Tesiri
Kādî Ebû Bekir İbnü'l-Arabî'nin Kānûnü't-Te'vîl'i, Endülüs ve Kuzey Afrika (Mağrip) tefsir ve usûl mekteplerinin kurucu metinlerinden biri olmuştur. İbn Atıyye el-Endelüsî, Kurtubî ve Şâtıbî gibi Batı İslâm dünyasının dev müfessir ve usûlcüleri, Kur'an'ı tevil ederken İbnü'l-Arabî'nin bu kanunlarına sımsıkı sarılmışlardır. Eser, günümüz modern Kur'an hermeneutiği ve semantik tartışmalarında dahi; aşırı lafızcılık ile sorumsuz rölativizm arasına çekilen en sağlam Ehl-i Sünnet ilim seddi olarak canlılığını muhafaza etmektedir.