İsmâil Rusûhî el-Ankaravî: Fâtihü'l-Ebyât Şerh-i Mesnevî, Galata Mevlevîhânesi ve Ekberî Tasavvuf Külliyâtı
Mesnevî-i Mânevî'nin Şârih-i Kebîr'i, Vahdet-i Vücûd Yorumu, Semâ Sırları ve Hüccetü's-Semâ Felsefesi
FASIL I: İsmâil Rusûhî el-Ankaravî'nin Hayatı ve Galata Mevlevîhânesi'ndeki Kutlu Hizmeti
17. yüzyıl Osmanlı tasavvuf, edebiyat ve fikir hayatının en parlak simalarından biri olan ve Mevlevîlik tarihinde 'Şârih-i Kebîr' (Büyük Şârih) unvanıyla anılan İsmâil Rusûhî el-Ankaravî (ö. 1631), Ankara'da Bayramî-Melâmî geleneğe mensup köklü bir ailede dünyaya gelmiştir. Genç yaşta medrese tahsilini tamamlayarak zâhirî ilimlerde (tefsir, hadis, fıkıh, belağat) derinleşen Ankaravî, bâtınî arayışlarının sevkıyla Mevlevîliğe intisap etmiş; Konya'da Bostan Çelebi'nin feyzinden geçtikten sonra 1610 yılında İstanbul Galata Mevlevîhânesi postnişinliğine tayin edilmiştir. 21 yıl boyunca bu makamda irşad faaliyetini sürdüren Ankaravî, dergâhı sadece bir zikirgâh değil; padişahların, sadrazamların, ulema ve şuaranın devam ettiği yüksek bir irfan, felsefe ve sanat akademisi haline getirmiştir.
FASIL II: Fâtihü'l-Ebyât: Mesnevî-i Mânevî'nin Tam ve Mufassal Şerhi
Ankaravî'nin tasavvuf tarihindeki başyapıtı, Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin altı ciltlik Mesnevî'sine yazdığı ve Osmanlı Türkçesiyle kaleme alınmış en kapsamlı, dakik ve felsefî şerh olan 'Fâtihü'l-Ebyât' (Beyitlerin Fatihi / Şerh-i Mesnevî) adlı devasa eseridir. Kendisinden önce Sürûrî, Şem'î ve Rusûhî gibi şârihlerin eserlerini inceleyen Ankaravî, onların dilbilgisel ve lafzî izahlarla yetinmelerini yetersiz bulmuş; Mesnevî'yi İbnü'l-Arabî'nin Vahdet-i Vücûd ontolojisi, Sadrüddin Konevî'nin hakikat felsefesi ve Molla Câmî'nin irfan diliyle şerh etmiştir. Eserde her beytin önce Farsça lügat tahlili yapılır, ardından sarf ve nahiv kaideleri açıklanır ve nihayet beytin işaret ettiği en yüksek tevhîd, fenâ ve aşk mertebesi zengin âyet ve hadis istişhadlarıyla vuzuha kavuşturulur.
FASIL III: Mevlevî-Ekberî Sentezi ve Vahdet-i Vücûd Metafiziği
Ankaravî, Osmanlı entelektüel tarihinde Mevlevîlik ile Ekberîliği (İbnü'l-Arabî mektebini) tam bir ahenk içinde birleştiren en büyük mütefekkirdir. Bazı çevrelerin Mevlânâ ile İbnü'l-Arabî arasında yapay bir tezat kurgulamasına karşı çıkan Ankaravî, Mesnevî'nin Füsûsü'l-Hikem ve Fütûhât-ı Mekkiyye'nin lirik ve manzum bir açılımı olduğunu savunur. Ney'in feryadını İnsân-ı Kâmil'in ezelî vatanından (Lâ-Taayyün / Gayb âlemi) kesret âlemine düşüşünün ızdırabı olarak tevil eder. Varlığın tekliğini, kesretin ise bu tek hakikatin aynalardaki akisleri olduğunu Mesnevî beyitleri üzerinden şüpheye yer bırakmayacak bir berraklıkla ispatlar.
FASIL IV: Kadızâdeliler Hareketi Karşısında Semâ ve Devran Müdafaası
17. yüzyıl Osmanlı toplumu, Kadızâde Mehmed Efendi'nin başlattığı ve tasavvufa, semâya, devrana, türbe ziyaretlerine ve mûsikîye şiddetle karşı çıkan radikal Selefî-fıkhî Kadızâdeliler fitnesiyle sarsılmaktaydı. Galata Mevlevîhânesi Şeyhi Ankaravî, bu bağnaz dalgaya karşı kalemiyle ve ilmî otoritesiyle en güçlü bend olmuştur. 'Hüccetü's-Semâ' (Semâın Delili), 'Tuhfetü'l-İhvân' ve 'Miftâhu'l-Belâga' gibi risalelerinde; semâ ve devranın nefsin hevasından değil, zâtî zikir ve aşk-ı ilâhînin bedendeki fıtrî hareketinden doğduğunu âyetler, hadisler ve dört mezhep imamlarının fetvalarıyla ispatlamıştır. Mûsikînin ruhun gıdası ve elest bezmindeki 'Elestü bi-Rabbiküm' hitabının yankısı olduğunu belirterek Mevlevî âyinini fıkhî ve ahlâkî temellere oturtmuştur.
FASIL V: Minhâcü'l-Fukarâ: Mevlevî Âdâb ve Erkânının Kutsal Kanunnamesi
Ankaravî'nin bir diğer mühim eseri olan 'Minhâcü'l-Fukarâ' (Dervişlerin Yolu), Mevlevî tarikatının iç nizamını, seyr ü sülûk kurallarını, çille-i merdânı ve dervişlik ahlâkını kodifiye eden en yetkin mürşid kitaptır. Eserde dervişin şeyhe intisabı, bin bir günlük Mevlevî çilesi, matbah-ı şerîf terbiyesi, hırka, sikke ve tennûre sembolizmi en ince teferruatına kadar açıklanır. Ankaravî, tasavvufun şekilcilikten ibaret olmadığını; hakiki fakirliğin (fakr) nefsin sahiplik iddialarını terk ederek mutlak iftikar (Allah'a muhtaçlık) makamına ermek olduğunu öğretir.
FASIL VI: Yedi İklim, Yedi Nefis Mertebesi ve İnsân-ı Kâmil Doktrini
Mesnevî şerhinde nefis psikolojisini derinlemesine tahlil eden Ankaravî, nefsin yedi mertebesini (Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne, Râziye, Marziyye, Kâmile) Mesnevî'deki hikâyelerin kahramanlarıyla sembolleştirir. Padişah akıl ve ruhtur; vezir kalptir; cāriye nefistir; hekim ise mürşid-i kâmildir. İnsanın bu yedi nefsânî merhaleden geçerek 'İnsân-ı Kâmil' mertebesine ulaşması, âlemin yaratılış gayesinin tahakkuk etmesidir. Zira kâinat bir büyük insandır (insân-ı kebîr); insan ise tohumunda bütün kâinatı saklayan bir küçük âlemdir (âlem-i sagîr).
FASIL VII: Fars Dili ve Edebiyatındaki Yetkinliği: Miftâhu'l-Belâga ve Metin Tenkidi
Ankaravî sadece bir mutasavvıf değil, Türk, Arap ve Fars edebiyatının belâgat ve üslup inceliklerine hâkim bir edebiyat kuramcısıdır. 'Miftâhu'l-Belâga ve Misbâhu'l-Fesâha' adlı eseri, Osmanlı sahasında Farsça belâgat ve edebî sanatlar üzerine yazılmış en mükemmel ders kitaplarındandır. Mesnevî şerhinde farklı nüshaları karşılaştırarak (filolojik tenkit) metin tashihi yapmış; müstensih hatalarını ve Mevlânâ'ya ait olmayan sahte beyitleri tespit ederek eserin orijinal lisanını muhafaza etmiştir.
FASIL VIII: Şerh-i Cild-i Heftüm (Mesnevî'nin Tartışmalı Yedinci Cildi)
Mevlevîlik tarihinde en çok tartışılan konulardan biri, Mesnevî'nin altı cildine ilave olarak ortaya çıkan 'Yedinci Cilt' meselesidir. Ankaravî, bu cildi de şerh etmiş ve 'Fâtihü'l-Ebyât'ın tamamlayıcısı olarak sunmuştur. Her ne kadar modern araştırmacılar bu cildin sonradan eklenmiş olabileceğini tartışsa da, Ankaravî'nin bu cilde yazdığı şerh; muhtevasındaki yüksek irfânî derinlik, vahdet neşesi ve ahlâkî öğütler bakımından Mesnevî ruhunun en yetkin tefsirlerinden biri olarak kabul edilmiştir.
FASIL IX: Şiirleri ve İrfânî Gazelleri: Rûh-ı Revan Tasavvufu
'Rusûhî' mahlasıyla yazdığı tasavvufî şiirler ve ilâhiler, Mevlevî dergâhlarında asırlarca bestelenip okunmuştur. Şiirlerinde semâın cezbesini, ney ve kudümün sırlarını, şem' ü pervâne aşkını lirik bir dille terennüm etmiştir. Dili hem Osmanlı Türkçesinin en nezih ve asil edasını taşır hem de dervişlerin kalbine doğrudan hitap eden samimi bir muhabbet çağrısıdır.
FASIL X: İsmâil Ankaravî'nin Osmanlı Düşüncesine Mirası ve Ebedî Şöhreti
1631 yılında İstanbul'da vefat eden ve Galata Mevlevîhânesi türbesine sırlanan İsmâil Rusûhî el-Ankaravî, arkasında Mevlevîliği fıkhî, felsefî ve edebî açıdan tahkim eden devasa bir külliyât bırakmıştır. Mesnevî şerhi, sadece Osmanlı coğrafyasında değil; İran'dan Hindistan'a, Balkanlar'dan Şam'a kadar bütün İslâm âleminde Mesnevî tedrisatının ana başvuru kaynağı olmuştur. Bugün Ankaravî, bağnazlık ve taassubun yükseldiği kriz çağlarında dahi aklı, aşkı, tevhîdi ve sanatı aynı potada birleştirebilen Osmanlı medeniyet dehâsının en müstesna kutuplarından biri olarak hayırla yâd edilmektedir.