İsmâil Ankaravî: Mecmûatü'l-Letâif, Mesnevî Şerhi ve Mevlevî İrfânı Külliyâtı
Galata Mevlevîhânesi Şeyhi ve 'Hazret-i Şârih' Rusûhî İsmâil Dede'nin Âbidevî Mesnevî Şerhi; Vahdet-i Vücûd, Semâ Metafiziği ve Seyr u Sülûk Hikmetleri Üzerine 10 Fasıllık Büyük Araştırma Monografisi.
FASIL I: Rusûhî İsmâil Ankaravî'nin Hayatı, Mevlevîlikteki Makamı ve 'Hazret-i Şârih' Unvanı
Rusûhî İsmâil Ankaravî (ö. 1041/1631), Osmanlı tasavvuf ve Mevlevîlik tarihinin en velûd, en muteber ve en derin müelliflerinden biridir. Ankara'da dünyaya gelen, zâhirî ilimleri tahsil ettikten sonra Bayramiyye tarikatına intisap eden, ardından Konya'da Bostan Çelebi'nin terbiyesinde Mevlevî çilesini ikmal eden Ankaravî, 1610 yılında Galata Mevlevîhânesi şeyhliğine tayin edilmiştir. Yirmi yılı aşkın postnişinliği esnasında Galata Mevlevîhânesi'ni Osmanlı payitahtının en mühim irfan ve tefekkür merkezine dönüştürmüştür. Mesnevî'yi baştan sona ilk defa yedi cilt halinde şerh eden ve Mevlevî muhitlerinde haklı olarak 'Hazret-i Şârih' unvanıyla tebcil edilen Ankaravî; zâhir ulemâsı ile sûfîler arasındaki gerilimlerin tırmandığı Kadızâdeliler devrinde İslâmî ilimlerle tasavvufî keşifleri bihakkın telif eden bir denge kutbu olmuştur.
FASIL II: Mecmûatü'l-Letâif ve Matmûhatü'l-Maârif'in Telif Gayesi ve Metodolojisi
Ankaravî'nin başyapıtı olan 'Mecmûatü'l-Letâif ve Matmûhatü'l-Maârif', Mesnevî-i Şerîf'in sadece lafzî bir tercümesi veya lügat izahı değil; felsefî, kelâmî ve bilhassa vahdet-i vücûd nazariyesi ekseninde kaleme alınmış kapsamlı bir tevil mecmûasıdır. Müellif, Farsça beyitleri önce gramer ve lügat açısından tahlil eder; ardından her beytin altında yatan âyet-i kerîmeleri, hadîs-i şerîfleri ve selef sûfiyyesinin kelâm-ı kibârını delil getirir. Ankaravî'nin metodu; zâhirî mânâyı inkâr etmeksizin bâtınî hakikatleri basamak basamak ifşa eden, aklî istidlâller ile keşfî müşahedeleri mükemmel bir ahenkle birleştiren muhakkikāne bir şerh metodolojisidir.
FASIL III: Mesnevî'nin İbnü'l-Arabî Ekolüyle (Ekberî Çizgi) Okunması ve Vahdet-i Vücûd
İsmâil Ankaravî'nin Mesnevî şerhindeki en belirleyici hususiyet, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin irfanını Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arabî ve Sadreddin Konevî mektebinin kavramsal çerçevesiyle sistemleştirmesidir. Mevlânâ'nın cezbe, aşk ve şiir diliyle terennüm ettiği hakikatleri; vücûd mertebeleri (merâtib-i vücûd), a'yân-ı sâbite, tecelliyât-ı ilâhiyye, hazarât-ı hams ve insân-ı kâmil ıstılahlarıyla tahlil eder. Ankaravî'ye göre Mesnevî, Fütûhât-ı Mekkiyye ve Fusûsü'l-Hikem ile aynı ilâhî membadan beslenen manevî bir nehirdir; Mevlânâ aşk lisanıyla, İbnü'l-Arabî ise hikmet lisanıyla aynı vahdet hakikatini haykırmaktadır.
FASIL IV: Ney'in İniltisi ve İnsân-ı Kâmil Ontolojisi: 'Bişnev ez Ney' Şerhi
Mesnevî'nin ilk on sekiz beyti ve bilhassa 'Bişnev ez ney çün hikâyet mî-küned' (Dinle neyden nasıl hikâye ediyor) mısraı, Ankaravî şerhinde tasavvufî ontolojinin ve antropolojinin zirve noktasıdır. Ankaravî, 'Ney' sembolünü kamışlıktan (vatan-ı aslî olan lâhût âleminden) koparılmış, içi nefis hevalarından boşaltılmış, üzerine yedi delik (yedi sıfat ve yedi letaif) açılmış ve ilâhî nefhanın üflendiği 'İnsân-ı Kâmil' olarak şerh eder. Ney'in feryadı, insanın cismaniyet zindanında asliyetine ve vuslat-ı ilâhiyyeye duyduğu ezelî iştiyaktır. Ankaravî bu beyit üzerinden insanın nüzûl ve urûc kavsini (iniş ve çıkış yayını) eşsiz bir derinlikle tasvir eder.
FASIL V: Aşk Metafiziği ve Akl-ı Cüz'î - Akl-ı Küll Diyalektiği
Ankaravî şerhinde akıl ile aşk arasındaki münasebet son derece dakik bir biçimde vazedilir. Mevlânâ'nın aklı yeren beyitlerini zâhirperestlerin anladığı gibi 'mutlak akıl düşmanlığı' olarak görmez; burada yerilen aklın, madde dünyasına ve menfaate hapsolmuş 'akl-ı cüz'î' (kısır rasyonalite) olduğunu belirtir. Akl-ı cüz'î, aşkın ve nûr-ı ilâhînin terbiyesine girdiğinde 'akl-ı meâd' veya 'akl-ı küll' mertebesine erer. Aşk ise varlığın mayası, kâinatı muhabbetle döndüren ilâhî cazibe kuvvetidir. Aşk olmadan hakiki tevhide ulaşılamaz; zira akıl hudut çizerken, aşk bütün kayıtlardan tecerrüt ederek vahdet deryasına dalar.
FASIL VI: Semâ Ayini ve Devranın Felsefî ve Bâtınî Sırları: Hucce-i Semâ Müdafaası
İsmâil Ankaravî, devrinin mutaassıp fukahâsı ve Kadızâdeli vaizleri tarafından hedef alınan 'Semâ ve Devran' uygulamasını sadece Mesnevî şerhinde değil, müstakil 'Hüccetü'l-Bürhân fî Sıhhati's-Semâ ve'd-Devrân' adlı risalesinde de şer'î ve aklî delillerle müdafaa etmiştir. Ona göre semâ, nefsin hevasıyla icra edilen bir raks değil; feleklerin deverânına, meleklerin Arş etrafındaki tavafına ve atomların çekirdek etrafındaki dönüşüne iştirak eden kozmik bir ibadettir. Dervişin sağ elini göğe açıp sol elini yere indirmesi, 'Hak'tan alıp halka saçma' hakikatinin beden diliyle ifadesidir.
FASIL VII: Seyr u Sülûk Mertebeleri, Çile ve Nefis Terbiyesi Doktrini
Mecmûatü'l-Letâif, seyr u sülûk yoluna giren sâlikler için emsalsiz bir mürşid kitaptır. Ankaravî, Mevlevî çilesinin (1001 günlük matbah-ı şerif terbiyesi) bâtınî karşılıklarını izah ederken nefsin yedi mertebesini (emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râziyye, marziyye, kâmile) Mesnevî'deki kıssalar ve teşbihler üzerinden tahlil eder. Nefsin ejderha, aklın Musa, ruhun İsa, şehvetin eşek olarak sembolize edildiği temsilî hikâyelerin ardındaki psikolojik ve ruhanî dinamikleri çözer; kalbin tasfiyesi, zikr-i dâim ve tecellî-i zât mertebelerine nasıl vasıl olunacağını tafsilatıyla gösterir.
FASIL VIII: Mesnevî'nin Yedinci Cildi Meselesi ve Ankaravî'nin Keşfi
Mesnevî tarihinin en mühim edebi ve tasavvufî tartışmalarından biri olan 'Yedinci Cilt' meselesi, Ankaravî şahsiyetiyle özdeşleşmiştir. Tarih boyunca altı cilt olarak bilinen Mesnevî'ye, Ankaravî Kahire ve Şam kütüphanelerinde bulduğu kadim nüshalara dayanarak yedinci cildi de şerh etmiştir. Bu cildin Mevlânâ'ya aidiyeti hususunda ulema arasında ihtilaflar çıksa da, Ankaravî'nin yedinci cilde yazdığı şerh; muhtevasındaki yüksek irfan, tevhid nükteleri ve vahdet-i vücûd tahlilleri bakımından ilk altı cildin ruhuna fevkalade mutabık bir tasavvuf şaheseri olarak kabul görmüştür.
FASIL IX: Kadızâdelilerle Fikrî Mücadele ve Ehl-i Tarîkın Müdafaası
XVII. yüzyıl Osmanlı cemiyetini derinden sarsan Kadızâdeli-Sivâsî geriliminde İsmâil Ankaravî, tasavvufun ve tarikat ehlinin en metin ve vakur savunucusu olmuştur. Kadızâdelilerin tekfirci, şekilci ve sûfî ritüellerini bid'at sayan katı tavırlarına karşı; fıkhın, hadisin ve usûl ilimlerinin meşru daireleri içerisinden cevaplar üretmiştir. Zikir meclisleri, na't ve mûsikî icrası, kabir ziyareti ve İbnü'l-Arabî'nin hürmeti gibi konularda kaleme aldığı müdafaanâmeler, Osmanlı ilim muhitlerinde mutedil Sünnî-tasavvufî sentezin muhafaza edilmesinde tarihî bir rol oynamıştır.
FASIL X: Mecmûatü'l-Letâif'in Osmanlı Medeniyetine, Şârihlere ve İrfan Tarihine Mirası
İsmâil Ankaravî'nin Mecmûatü'l-Letâif'i, kendisinden sonra gelen Sarı Abdullah Efendi, Cevrî, Şem'î ve nihayet Tâhirü'l-Mevlevî gibi bütün Mesnevî şârihlerinin ana kaynağı ve aşılmaz kutup yıldızı olmuştur. Eser, Mısır'da Bulak Matbaası'nda ve İstanbul'da defalarca basılmış; sadece Mevlevîhânelerde değil, Osmanlı medreselerinde ve devlet ricalinin konaklarında irfan derslerinin ana metni haline gelmiştir. Ankaravî, Mesnevî'yi İslâmî ilimlerin zirvesine oturtarak Türk-İslâm edebiyatının ve tasavvuf düşüncesinin en abidevî şerh anıtını inşa etmiştir.