FASIL I: Rûh ve Nefs Kavramlarının Kur'anî ve Kelâmî Ontolojisi

İslâm düşüncesinde ve tasavvuf metafiziğinde insanın varoluşsal hakikati, rûh ve nefs kavramlarının birbirleriyle olan derin, katmanlı ve diyalektik ilişkisinde düğümlenir. Kur'an-ı Kerim'de İsrâ Sûresi 85. âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الرُّوحِۖ قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي وَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلَّا قَل۪يلًا

"Sana ruhtan sorarlar. De ki: Ruh Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak pek az bir şey verilmiştir." (el-İsrâ, 17/85)

Âyet-i kerîmede geçen 'Emr-i Rabbî' tabiri, rûhun mülk ve cisim âlemine değil, zaman ve mekân kayıtlarından münezzeh olan Âlem-i Emr'e (emir ve melekût âlemine) ait olduğunu açıkça vazeder. İmam Ebû Hâmid el-Gazâlî'nin el-Madnûnü bihî alâ Gayri Ehlih adlı eserinde belirttiği üzere; rûh bir araz değil, kendi zâtıyla kaim, tecezzi ve inkısam kabul etmeyen (bölünmeyen), cevher-i latiftir. Ceset onun aleti ve kılıfıdır; rûh bedende hapsolmuş bir nesne değil, bedeni idare eden ilahi bir ışıktır.

Buna mukabil Nefs, rûhun kesif bedenle irtibat kurduğu berzahta teşekkül eden cevherdir. Nefs, hayvani şehvetlerin, öfkenin ve benlik iddiasının karargâhı olabildiği gibi; terbiye, tezkiye ve tasfiye edildikçe Nefs-i Mutmainne, Râziye ve Mardiye derecelerine urûc ederek rûhun arı nûruyla bütünleşir.

FASIL II: Ruhun Dört Temel Katmanı: Rûh-ı Tabiî'den Rûh-ı A'zam'a

Muhyiddîn İbnü'l-Arabî ve Şeyh-i İşrâk Şihâbeddin Sühreverdî ontolojisinde rûh, kâinatın makrokozmik yapısını mikrokozmosta özetleyen dört temel mertebede tecelli eder:

Mertebe Ruhun Adı Âlemi ve Karargâhı Fonksiyonu ve Hakikati
1Rûh-ı TabiîKaraciğer & Biyolojik BedenBeslenme, büyüme, hücre yenilenmesi ve fiziksel dengeyi sevk ve idare eden bitkisel nefis kuvveti.
2Rûh-ı HayvânîKalp Boşluğu & Kan DolaşımıDuyular, hareket, instinktler ve solukla bedene yayılan latif buhar; eterik bedenin motor gücü.
3Rûh-ı İnsânî (Nâtıka)Beyin & Kalp LetaifiAkletme, idrak, tefekkür, gayb âlemini temâşâ ve ilahi hitaba muhatap olma melekesi; ölümsüz şuur cevheri.
4Rûh-ı A'zam (Küllî)Lâhût & Hakîkat-i MuhammediyyeBütün varlığın menşei olan Nûr-ı Evvel; Akl-ı Küll ve kâinatın can damarı olan kutbiyet nûru.
[ Google AdSense - İlgili Külliyat Reklam Alanı 1 ]

FASIL III: Sekerât-ı Mevt: Beden-Ruh İrtibatının Çözülmesi ve Eterik Kordon

Ölüm (mevt), rûhun yok olması veya yokluğa karışması değil; rûhun beden bineğini terk ederek asli vatanı olan melekût âlemine hicret etmesidir. Tıbbî ölümün ötesinde gerçekleşen metafizik hadise, rûh ile biyolojik doku arasındaki manyetik bağın (eterik gümüş kordon / Hablü'l-Verîd benzetmesi) çözülme sürecidir.

İbn Kayyım el-Cevziyye'nin Kitâbü'r-Rûh adlı hacimli şaheserinde rivayet edilen sahih hadislerde, ölüm ânında müminin ruhunun su damlasının testiden akması gibi latiflikle bedeninden süzüldüğü; meleklerin onu cennet kefenlerine sararak semâ kapılarına yükselttiği tafsil edilir. Münkir ve fâcir nefislerde ise rûh bedene sımsıkı yapışmış olduğundan, dikenli dalın ıslak yünden çekilip koparılması gibi şiddetli bir ıstırapla (sekerât) ayrılır.

Sekerât esnasında perdenin kalkması (Keşfü'l-Gıtâ), Kâf Sûresi 22. âyetinde bildirilen hakikattir: 'Andolsun sen bundan gaflette idin; şimdi perdeni kaldırdık, bugün artık gözün pek keskindir.' Fiziksel duyuların sustuğu bu eşikte, rûh melekleri, amellerinin suretlerini ve kendi ebedi makamını apaçık müşahede eder.

FASIL IV: Âlem-i Berzah ve Misâlî Bedenlerin Mahiyeti

Ölüm ile kıyamet arasındaki ara döneme ve boyuta Berzah denir. Berzah, lügatte iki şeyi birbirinden ayıran ve birbirine karışmasını engelleyen engel anlamına gelir. Âlem-i Berzah, dünya (şehâdet) âlemi ile ahiret âlemi arasındaki Âlem-i Misâl'in ta kendisidir.

Şeyhü'l-Ekber İbnü'l-Arabî'nin el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye'sinde açıkladığı üzere, berzahtaki rûhlar çırılçıplak ve mekânsız değildir; her ruha dünyadaki inanç, ahlak ve amellerinin nûrundan veya karanlığından dokunmuş latif bir Misâlî Beden (Cism-i Misâlî) giydirilir. Dünyada işlenen ibadetler, zikirler ve ihlaslı ameller berzahta nûranî suretler, ferahlatıcı kokular ve cennet pencereleri olarak tecessüm eder; günahlar ve zulümler ise yılan, akrep ve ateş libaslarına bürünür.

FASIL V: Kabir Hayatı, Münker-Nekir Suali ve Berzah Tabakaları

Kabir, fiziksel topraktaki çukurdan ibaret olmayıp, rûhun misâlî bedenle berzahtaki durak yeridir. Hadis-i şerifte ferman buyrulduğu üzere: 'Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.'

Kabirde Münker ve Nekir adlı iki heybetli meleğin suali (Rabb'in kim? Dinin ne? Peygamberin kim?), dilin ezberlediği kelimelerle değil, kalbe nakşolmuş hakikatle cevaplanır. İmam Gazâlî İhyâ'nın dördüncü cildinde, kalbinde Allah sevgisi ve marifeti kökleşmiş olanların meleklerin celalli sualine sükûnetle ve aşkla mukabele edeceğini, nifak ve riya ehlinin ise kekeleyeceğini bildirir.

Berzahtaki rûhlar mertebelerine göre şu tabakalara ayrılır:

  • Enbiyâ ve Mürselîn Rûhları: İlliyyîn'in en üst mertebesinde, Arş'ın gölgesinde serbest tasarruf ve tecellî halindedirler.
  • Şühedâ Rûhları: Yeşil kuşların kursaklarında cennet ırmaklarından beslenir, Arş'ın kandillerinde barınırlar (Âl-i İmrân 169).
  • Ulemâ ve Evliyâ Rûhları: Kendi makamlarında serbestçe tayy-i mekân eder, yeryüzündeki salihlerle manevi irtibat kurabilirler.
  • Avâm-ı Mü'minîn Rûhları: Amellerine göre kabirlerinde huzur ve istirahat içinde kıyameti beklerler.
  • Ehl-i Şakavet Rûhları: Siccîn zindanında, yeryüzünün derinliklerindeki dar ve karanlık berzahta azap görürler.

FASIL VI: Rüyada ve Yakazada Ölülerin Rûhlarıyla Mülakatın Bâtınî Sırrı

Kur'an-ı Kerim Zümer Sûresi 42. âyet-i kerîmesinde uyku ile ölüm arasındaki metafizik köprüyü mucizevi bir beyanla tescil eder:

اَللّٰهُ يَتَوَفَّى الْاَنْفُسَ ح۪ينَ مَوْتِهَا وَالَّت۪ي لَمْ تَمُتْ ف۪ي مَنَامِهَا فَيُمْسِكُ الَّت۪ي قَضٰى عَلَيْهَا الْمَوْتَ وَيُرْسِلُ الْاُخْرٰىٓ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى

"Allah, nefisleri ölüm anında; ölmeyenleri de uykularında iken alır. Haklarında ölüm hükmü verdiklerini tutar, diğerlerini ise belirlenmiş bir süreye kadar salıverir." (ez-Zümer, 39/42)

Bu âyetin tefsirinde İbn Abbas (r.a.) buyurur ki: Dirilerin ruhları uyku halinde iken berzaha yükselir ve orada vefat etmiş olanların ruhlarıyla karşılaşırlar. Birbirlerine hal-hatır sorar, haberleşirler. Vakti dolan ruhlar berzahta alıkonulurken, eceli gelmemiş olanların ruhları uyanışla beraber bedenlerine geri iade edilir.

Salih rüyalarda ve kâmil velilerin yakaza hallerinde geçmiş zevat ile vuku bulan görüşmeler, Âlem-i Misâl zemininde gerçekleşen melekûtî telepatidir. Vefat etmiş olanların ruhları, geride kalanların okuduğu Kur'an'lardan, dualardan ve sadakalardan haberdar olur ve bunlar onlara nurdan tepsiler içinde hediye olarak arz edilir.

FASIL VII: Rûhun Ebediyeti, Ba's ve İnsân-ı Kâmil'in Vuslatı

Rûh, yok edilmek için değil, ebediyet için yaratılmıştır. Kıyamet günü İsrâfîl'in (a.s.) ikinci sûr üflemesiyle (Nefha-i Ba's), bütün rûhlar Arş altındaki haznelerden boşanarak yeniden inşa edilen ebedi bedenleriyle birleşirler. Bu haşr, rûhun kendi hakikatini ve amellerinin kemâlâtını tam manasıyla kuşanmasıdır.

İnsân-ı Kâmil için ölüm, 'Şeb-i Arûs' yani Sevgili'ye vuslat düğünüdür. Zira o, daha dünyada iken 'Ölmeden önce ölünüz' (Mûtû kable en temûtû) sırrına ermiş, nefsani arzularını fena ateşinde yakarak bekâbillâh makamına ulaşmıştır. Onun rûhu, beden kafesinden kurtulunca kâinatın her zerresinde Hakk'ın tecellîsini temaşa eden sonsuz bir hürriyete kavuşur.