İbrâhim el-Havvâs: Kutbü't-Tevekkül, Sahrâ Yürüyüşü ve Hızır İrfânı Külliyâtı
Azıksız Çöl Seferleri, Hızır (a.s.) Mülâkatları, Tevekkül Fıkhı, Zühd Doktrini ve İğne-İplik Sırrı Üzerine 10 İrfânî Fasıl
FASIL I: Ebû İshak İbrâhim el-Havvâs'ın Hayatı, Menşei ve 'Havvâs' Lakabının Sırrı
İslam tasavvuf ve zühd tarihinin üçüncü asırdaki en müstesna şahsiyetlerinden biri olan Ebû İshak İbrâhim b. Ahmed b. İsmail el-Havvâs (ö. 291/904), 'Kutbü't-Tevekkül' (Tevekkülün Kutbu) unvanıyla anılan eşsiz bir ariftir. Aslen Sâmarrâlı olup Bağdat'ta yetişmiş, Cüneyd-i Bağdâdî, Ebû Saîd el-Harrâz, Ebû Türâb en-Nahşebî ve Nûrî gibi Bağdat ve Horasan mektebinin ulu imamlarıyla akran ve musahib olmuştur.
Ona 'el-Havvâs' denilmesinin zahirî sebebi, hurma yapraklarından (havs) sepet ve zembil örüp satarak helal rızkını temin etmesidir. Ancak bu zanaat, onun dünyadan el çekme riyazetinin bir perdesidir. Havvâs, kazandığının çok az bir kısmıyla nefsini doyurur, geri kalanını ise fakirlere ve gariplere infak ederdi. El emeğiyle geçinmeyi peygamberlerin sünneti ve tasavvufun şaşmaz mizanı sayardı.
FASIL II: Mutlak Tevekkül Doktrini: Sebep Perdesini Yırtıp Müsebbib'e Dayanmak
İbrâhim el-Havvâs denilince tasavvuf tarihinde akla gelen ilk kavram 'tevekkül'dür. Havvâs, tevekkülü sadece zihinsel bir inanç veya dille söylenen bir kelime olarak değil; kalbin bütünüyle Hak Teâlâ'ya bağlanması, endişe ve tedbir illetinden arınması olarak tarif etmiştir.
Ona göre hakiki tevekkül, kulun sebepler aleminde kaybolmayıp her an Sebeplerin Yaratıcısı'nı (Müsebbibü'l-Esbâb) müşahede etmesidir. 'Tevekkül, kalbin Allah'ın vaadine tam bir sükûnetle itimat etmesi, gayriye olan meyil ve iltifatını kökünden kesmesidir' buyurmuştur. Havvâs'ın tevekkülü, meskenet veya tembellik değil; aksine en çetin imtihan meydanlarında Allah ile baş başa kalabilme şecaatidir.
FASIL III: Azıksız ve Devesiz Çöl Seferleri: Sahrada Rızk-ı İlâhî Müşahedesi
Havvâs'ın menkıbevi vasıflarından biri, yanına hiçbir yiyecek, su veya binek almaksızın Bağdat'tan Mekke'ye, Kûfe'den Medine'ye uzanan kızgın çölleri yürüyerek aşmasıdır. O, bu seferlere 'tevekkül imtihanı' adını vermiş ve nefsin gizli şirklerini çölün yakıcı yalnızlığında eritmiştir.
Çölde günlerce aç ve susuz kaldığı anlarda dahi kalbinde zerrece rızık endişesi taşımamış; Cenâb-ı Hakk'ın gayb hazinelerinden dilediği kullarına nasıl rızık ihsan ettiğine defalarca şahit olmuştur. Bir defasında günlerce aç kaldıktan sonra önüne bir tabak taze hurma ve soğuk su konulduğunda, bunun bir keramet değil, Hak Teâlâ'nın 'Rezzâk' isminin tecellisi olduğunu idrak ederek secde-i şükrana kapanmıştır.
FASIL IV: Havvâs'ın Ayrılmaz Dört Yoldaşı: 'İğne, İplik, Makas ve İbrik'
İbrâhim el-Havvâs'ın sahra seferlerinde yanından asla ayırmadığı dört eşyası meşhurdur: İğne, iplik, makas ve su ibriği. Ona 'Ey Ebû İshak! Tevekkül ehli yanında eşya taşımaz derler, sen bunları niçin taşırsın?' diye sorulduğunda şu muazzam hikmeti dile getirmiştir:
'Bunlar tevekkülü zedelemez; bilakis şeriatın edebini korur. İbrik ile abdest alıp taharetimi sağlarım. İğne ve iplikle yırtılan elbisemi dikip avret yerimi örterim. Makasla tırnaklarımı ve saçımı kesip sünneti ikame ederim. Kulun, şeriatın farz ve sünnetlerini ifa etmek için taşıdığı alet tevekküle halel getirmez. Asıl tevekkülsüzlük, rızkı ve nefsin şehvetlerini bu aletlere bağlamaktır.'
FASIL V: Hızır (a.s.) ile Sahrâ Buluşmaları ve Velâyet Sohbetleri
Tasavvuf tabakât kitaplarında İbrâhim el-Havvâs'ın Hz. Hızır (a.s.) ile çölde bizzat karşılaştığı ve yoldaşlık ettiği mütevatir rivayetlerle sabittir. Kuşeyrî Risâlesi'nde aktarıldığına göre, Havvâs çölde yürürken yanına yeşil elbiseli bir zat yaklaşmış ve onunla günlerce sohbet etmiştir.
Ayrılık vakti geldiğinde o zat, 'Ben Hızır'ım' demiştir. Havvâs ise içinden 'Keşke Hızır olduğunu bilmeseydim; zira onunla yürümek kalbime bir ünsiyet verdi, korkarım ki Allah'a olan mutlak tevekkülüme bir gölge düştü' diye geçirmiştir. Bu derin şuur, Havvâs'ın masivadan tecerrüdde ne denli zirve bir makamda bulunduğunun açık bir delilidir.
FASIL VI: 'Kitâbü'z-Zühd' Risalesi ve Kalbin Dünyadan Arınması Doktrini
Havvâs'ın zühd anlayışı, sadece malı mülkü terk etmekten ibaret değildir. Ona göre zühd, dünyanın kalbe girmesini engellemektir. 'Elinde dünya malı olsa dahi kalbi ona bağlanmayan kimse zahiddir; elinde hiçbir şey olmadığı halde kalbi dünya hasretiyle yanan kimse ise haristir' düsturunu savunmuştur.
Zühdün üç mertebesi olduğunu beyan etmiştir: Birincisi avamın zühdü olup haramları terk etmektir. İkincisi havassın zühdü olup helallerin fazlasından sakınmaktır. Üçüncüsü ise havassü'l-havassın zühdü olup Cenâb-ı Hak'tan gayrı olan her türlü makam, keşf ve kerameti dahi kalpten silip atmaktır.
FASIL VII: İlim, Amel ve İhlas Üçgeni: 'Amelsiz İlim Zehirdir'
İbrâhim el-Havvâs, ilim ile amelin arasını ayıranları şiddetle tenkit etmiştir. Ona göre hakiki ilim, insanı Allah'tan haşyet duymaya sevk eden ve organları taate yönelten ilimdir. 'Kişi ne kadar çok ilim öğrenirse öğrensin, o ilimle amel etmedikçe sırtına kitap yüklenmiş merkepten farksızdır' demiştir.
İhlası ise amellerin can damarı olarak görmüştür. İhlas, kulun amelinde sadece Rabbinin rızasını gözetmesi, halkın övgüsüne sevinmeyip yergisinden korkmamasıdır. 'Ameline güvenen kimse helak olur; amelinde sadece Hakk'ın lütfunu müşahede eden kimse ise necât bulur' sözü tasavvuf meclislerinin temel kaidesi olmuştur.
FASIL VIII: Vahşi Hayvanlar, Akrepler ve Doğa Unsurlarıyla Ruhanî Münasebet
Havvâs'ın menâkıbında çölde aslanlar, kurtlar, yılanlar ve yırtıcı kuşlarla karşılaştığı ve hiçbirinin ona zarar vermediği nakledilir. Bir seferinde bir aslanın ayağına batan dikeni çıkardığı, aslanın bir köpek gibi ona boyun eğip çölde nöbet tuttuğu rivayet edilir.
Talebeleri bu sırrı sorduğunda Havvâs şu cevabı vermiştir: 'Kim nefsinin yırtıcı hayvanlarını (öfke, şehvet, kibir ve kin) Allah için terbiye eder ve kalbini mutlak teslimiyete ulaştırırsa, Cenâb-ı Hak da yerin ve göğün yırtıcı mahlukatını ona muti ve müsahhar kılar. Kalbinde Allah korkusundan başka korku kalmayan kimseye hiçbir mahluk zarar veremez.'
FASIL IX: Cüneyd-i Bağdâdî ile İlim ve Tevekkül Müzakereleri
İbrâhim el-Havvâs, Bağdat mektebinin reisi Cüneyd-i Bağdâdî ile sık sık görüşür, tevhid ve tevekkülün derin meselelerini müzakere ederdi. Cüneyd, Havvâs'ın sahradaki tevekkülünü takdir etmekle birlikte, şehirde kalarak cemiyet içinde Hakk'ı müşahede etmenin de büyük bir makam olduğunu hatırlatırdı.
Havvâs ise sahranın bir kaçış değil, kalbin kesret perdelerinden sıyrılıp vahdet deryasına dalması için bir mektep olduğunu ifade ederdi. Cüneyd-i Bağdâdî, Havvâs vefat ettiğinde 'Bugün tevekkülün en büyük kalesi yıkıldı; aramızdan sahrada tek başına bir ordu gibi yürüyen ulu bir sultan göçtü' diyerek taziyesini bildirmiştir.
FASIL X: Rey Camii'nde Son Nefes: Taharet, Vefat ve Bıraktığı Miras
Ebû İshak İbrâhim el-Havvâs, ömrünün son demlerinde Rey şehrine gelmiş ve oradaki ulu camide itikafa çekilmiştir. Vefat edeceği gün şiddetli bir ishal hastalığına yakalanmış olmasına rağmen, her defasında caminin havuzuna giderek abdest tazelemiş, gusletmiş ve namaz kılmaya devam etmiştir.
Son nefesinde dahi taharetsiz kalmaktan haya etmiş; suyun içinde abdest alırken ruhunu Rabbine teslim etmiştir. Cenazesi Rey ahalisi ve çevre şehirlerden gelen yüz binlerce derviş tarafından gözyaşlarıyla defnedilmiştir. Havvâs, ardında kuru bir doktrin değil; 'kulun Allah'a sonsuz güveni' manasına gelen diri bir tevekkül ahlakı bırakmıştır.