İbrâhim b. Edhem: Tacı ve Tahtı Terk Eden Sultan, Fütüvvet ve Rızık Külliyâtı
Saray Damındaki İlâhî Uyarı, Helal Lokma Davası, Bağ Bekçiliği ve Alın Teri İrfânı
FASIL I: Belh Saraylarının Hükümdarı: İbrâhim b. Edhem'in Şahlık Dönemi
Hicri ikinci asrın başlarında (h. 100 / m. 718 civarı) Horasan'ın köklü medeniyet beşiği Belh şehrinde dünyaya gelen Ebû İshâk İbrâhim b. Edhem b. Mansûr el-İclî, asil ve hükümdar bir sülaleye mensuptu. Kaynakların ittifakla belirttiğine göre İbrâhim, Belh ülkesinin padişahı veya en yüksek rütbeli emiriydi. Önünde altın mızraklı muhafızlar yürür, arkasında binlerce süvari alayı geçerdi.
Ancak onun ruhunda tahtların ve taçların asla doyuramayacağı derin bir hakikat arayışı vardı. Sarayların ipek perdeleri ve altın kadehleri, onun fıtratındaki tevhîd iştiyakını perdeleyemiyordu.
FASIL II: Saray Damındaki Gizemli Ses: "İpek Döşekler Üstünde Allah Aranmaz!"
İbrâhim b. Edhem'in intisabına vesile olan hadise, tasavvuf edebiyatının en meşhur menkıbelerinden biridir. Bir gece sarayının tahtında yatarken, sarayın damından ağır ayak sesleri ve bir gürültü işitmiştir. Muhafızları çağırıp dama çıkmış ve bir derviş kılığında bir adamın gezindiğini görmüştür. İbrâhim hayretle sormuştur:
"Sen kimsin, gecenin bu vaktinde padişahın damında ne arıyorsun?"
Melekûtî derviş sakin bir sesle cevap vermiştir:
"Kaybettiğim devemi arıyorum ey Sultan!"
İbrâhim alayla gülerek: "Be hey gafil! Hiç sarayın damında deve aranır mı?" deyince, derviş tarihin seyrini değiştiren şu cevabı vermiştir:
"Ey gafil olan asıl sensin! Sarayın damında deve aranmayacağını biliyorsun da, ipek döşekler, altın tahtlar ve gaflet meclisleri içinde Allah Teâlâ'nın rızasının aranmayacağını nasıl anlamıyorsun?!"
FASIL III: Tacı, Tahtı ve Saltanatı Terk Ederek Çöllere Düşüş
Bu söz İbrâhim'in göğsüne saplanan bir hakikat oku gibi kalbini delip geçti. Ertesi gün av bahanesiyle saraydan çıktı; yanında kimseyi almadı. Bir çobana rastlayıp üzerindeki hükümdarlık kaftanını çobanın kaba yün hırkasıyla (aba) değiştirdi. Tacını ve kılıcını bırakıp yaya olarak Horasan çöllerine, oradan da Şam ve Hicaz diyarlarına doğru yürümeye başladı.
Artık o Belh hükümdarı İbrâhim değil; iki cihan Sultanı'nın kapısında boynu bükük bir derviş olan İbrâhim b. Edhem idi.
FASIL IV: Helal Lokma Davası: Bağ Bekçiliği, Odunculuk ve Alın Teri İrfânı
İbrâhim b. Edhem'in tasavvufundaki en temel rükün helal lokmadır. O, asla kimseden sadaka veya yardım kabul etmez; geçimini bizzat beden gücüyle, alın teri dökerek temin ederdi. Şam diyarlarında orakla ekin biçmiş, dağlardan sırtında odun taşıyıp satmış ve bir dönem bir bağda bekçilik yapmıştır.
Bağ bekçiliği yaparken bağ sahibi gelip ona tatlı bir nar getirmesini istemiş; İbrâhim'in getirdiği narlar ekşi çıkınca bağ sahibi öfkeyle:
"Aylardır bu bağdasın, hangi narın tatlı olduğunu hala öğrenemedin mi? Yoksa sen İbrâhim b. Edhem misin ki narlardan hiç tatmıyorsun?" demiştir. İbrâhim ise:
"Ben bu bağın bekçisiyim, yiyicisi değilim; efendimin izni olmadan tek bir nar tanesini dahi ağzıma koymadım" demiştir. Bağ sahibi onun hakikaten İbrâhim olduğunu anlayınca ayaklarına kapanmak istemiş, fakat İbrâhim şöhret korkusuyla o gece o bağı terk etmiştir.
FASIL V: Tevekkülün Zirvesi: "Ben Rızkımı Kuldan Değil, Rezzâk Olandan İsterim"
İbrâhim b. Edhem'e tevekkül hakkında sorulduğunda şu ölçüyü koymuştur:
"Tevekkül, kalbin sebeplere değil, sebepleri yaratan Rezzâk-ı Zülcelâl'e itimat etmesidir. Çalışmak sünnet, tevekkül ise imanın ta kendisidir."
O, rızık endişesini imanın zayıflığı olarak görürdü. Yeryüzünde debelenen en küçük karıncanın rızkını taahhüt eden Zât-ı Zülcelâl'in, kendisini ibadete adayan kulunu aç bırakmayacağına yakin derecesinde iman etmişti.
FASIL VI: Şakîk-i Belhî ile Tarihî Karşılaşma: Şükür ve Sabrın Hakiki Manası
Horasan'ın büyük arifi Şakîk-i Belhî, Mekke'de İbrâhim b. Edhem ile karşılaşmış ve aralarında tasavvuf tarihine geçen şu diyalog vuku bulmuştur:
Şakîk sormuştur: "Ey Ebû İshâk, sizin meşrebinizde dervişlik ve maişet ölçüsü nedir?"
İbrâhim: "Biz bulunca şükrederiz, bulamayınca sabrederiz."
Şakîk tebessüm ederek: "Horasan'ın köpekleri de aynısını yapar; bulunca yer sevinir, bulamayınca aç beklerler!" deyince İbrâhim:
"Peki ya sizin meşrebinizde ölçü nedir ey Şakîk?" diye sormuştur. Şakîk:
"Biz bulamayınca şükrederiz; bulunca da infak eder, başkalarına dağıtırız!" cevabını vermiştir. Bunun üzerine İbrâhim ayağa kalkıp Şakîk'in alnından öpmüştür.
FASIL VII: Fütüvvet Ahlâkı ve Arkadaş Hukuku: Derviş Yoldaşlarına Fedakârlık
İbrâhim b. Edhem, İslâm fütüvvet (cömertlik ve yiğitlik) mektebinin öncülerindendi. Seferlerde arkadaşlarına hizmet etmekten büyük zevk duyardı. Arkadaşları uyurken onların elbiselerini yıkar, yemeklerini hazırlar ve nöbet tutardı.
Bir kış gecesi Beytülmakdis'te (Kudüs) mescitte arkadaşlarıyla kalırken, kapıdan içeri buz gibi bir rüzgâr girmeye başlamıştır. Arkadaşları üşümesin diye İbrâhim sabaha kadar kapının önünde sırtını rüzgâra vererek durmuş, kendi vücudunu yoldaşlarına siper etmiştir.
FASIL VIII: Nefisle Cihadın Metotları: Arpa Ekmeği, Tuz ve Çilehâne Sırrı
Nefsin arzularını kırmak için arpa ekmeğini suya batırarak yer, nefsi lezzet aradığında onu açlıkla terbiye ederdi. Buyururdu ki:
"Karnı tıka basa dolu olan kimseden hikmet pınarları fışkırmaz. Kalbin nûrlanması, midenin hafifliği ve gecelerin ihyası iledir."
O, nefsi terbiye etmeyi en büyük cihad (cihâd-ı ekber) olarak görmüş; dış düşmanla savaşmadan önce insanın içindeki kibir, haset ve şehvet putlarını kırması gerektiğini öğütlemiştir.
FASIL IX: Vefatı, Şam ve Kilikya Seferleri, Denizde Cihat ve Makamları
İbrâhim b. Edhem sadece köşesinde zikreden bir zâhid değil, aynı zamanda İslâm sınırlarını Bizans saldırılarına karşı koruyan bir gazi idi. Ömrünün son yıllarını Şam, Antakya ve Kilikya (Çukurova) ribâtlarında nöbet tutarak ve deniz gazalarında geçirmiştir.
Hicri 161 (m. 778) civarında Bizans'a karşı yapılan bir deniz gazasında veya Suriye sahilindeki bir kalede şehit veya vefat ettiği nakledilir. Kabri Suriye'nin Cebele kasabasında kendi adını taşıyan muazzam cami ve türbededir.
FASIL X: İslâm Dünyasında "Gönül Sultanlığı" Sembolü: İbrâhim b. Edhem'in Çağlar Aşan Mesajı
İbrâhim b. Edhem, Doğu ve Batı edebiyatlarında Buda efsanesine benzetilse de, onun intisabı dünya hayatını anlamsız bir hiçlik olarak görmek değil; fani krallığı terk edip baki olan ebedi rızaya ve hizmete adanmaktır.
O, tacını başından çıkarıp atmış; fakat insanlığın gönlünde ebedi bir velâyet tacı kuşanmıştır. Onun hayatı, hakiki zenginliğin mal mülk çokluğunda değil, kanaat ve gönül tokluğunda olduğunun en parlak şahididir.