Kûfe Zühd Havzası ve İbnü's-Semmâk'ın Doğuşu
Hicrî ikinci asır, İslâm coğrafyasının siyasi, iktisadi ve fikri çalkantılarla kaynadığı; Emevî hilafetinin çöküşü ile Abbâsî hilafetinin kuruluşu arasına denk gelen mühim bir intikal çağıdır. Bu çağda Irak'ın iki büyük kültür havzasından biri olan Kûfe, hem fıkhî re'y mektebinin hem de ilk zâhidler ve ehl-i tefekkür halkalarının merkezi konumundaydı. Ebû Amr Muhammed b. Subeyh b. Simmâk el-Müzennî el-Kûfî —tarihte bilinen adıyla İbnü's-Semmâk (ö. 183/799)— işte bu bereketli ve hassas vasatta yetişmiştir.
İbnü's-Semmâk, Kûfe'de İsmâil b. Ebî Hâlid, Hişâm b. Urve, Süleyman el-A'meş ve Süfyân es-Sevrî gibi hadis ve fıkıh ricalinin ders meclislerinde yetişti. Lakin onun asıl temayüz ettiği saha, kuru bir rivayet nakli değil; o rivayetlerin kalpte tutuşturduğu yangını, cemiyetin her kademesine ilahi bir ihtarla haykıran eşsiz vaaz ve tezkiye irfânı oldu. İbn Hallikân ve Zehebî, onun hitabetindeki tesir gücünü anlatırken dinleyenlerin gözyaşlarını tutamadığını, en katı kalplerin dahi onun hikmetli kelimeleri karşısında eridiğini nakleder.
Kûfe zühdü, Basra'nın havf (korku ve hüzün) ağırlıklı meşrebi ile Medine'nin sünnet ve fıkıh dengesini mezceden bir karaktere sahipti. İbnü's-Semmâk, Kûfe caddelerinde yürürken dahi insanların ahiret gafletini sarsan bir nur heykeli gibiydi. Zühdü, dünyadan tamamen el etek çekip dağlara çekilmek değil; dünyanın debdebesi, parası ve iktidarı ortasında yaşayıp kalbe zerrece dünya sevgisi sokmamak olarak tarif etmiştir.