İbnü’l-Vezîr’in Hayatı, İlim Muhiti ve Zeydîlikten Nebevî Sünnete Hicreti
Hicrî dokuzuncu asrın başında Yemen coğrafyası, Zeydî imâmet doktrini, Mu'tezilî kelâm nazariyeleri ve Eş'arî-Şâfiî havzalarının kesişim noktasında derin fikrî çalkantılara sahne olmaktaydı. Muhammed b. İbrâhîm b. el-Vezîr el-Hasenî es-San'ânî (v. 840/1436), San'a'nın köklü ve asil bir ilim hanedanında dünyaya geldi. Babası ve dedeleri Zeydî fıkhının ve Mûtezilî kelâmın en yetkin üstatlarıydı. İbnü'l-Vezîr, henüz genç yaşta fıkıh, ferâiz, usûl-i fıkıh, nahiv ve belâgat sahasında emsalsiz bir vukûfiyet kazandı; ancak onun ruhunu tatmin etmeyen şey, mezhep taassubunun nasların önüne geçmesi ve aklî kıyasların Nebevî sünneti gölgelemesiydi.
Hac vesilesiyle gittiği Hicaz'da İbn Hacer el-Askalânî, Takıyyüddîn el-Fâsî ve devrin önde gelen allâmeleriyle buluştu; Kütüb-i Sitte ve İslâm hadis külliyâtını doğrudan râvî silsileleriyle mütalaa etti. Bu karşılaşma, onda zihnî bir inkılâba yol açtı. O, taklit bağlarını çözerek doğrudan Kitap ve Sünnet'e dönme kararı aldı. Bu karar, mensubu olduğu Zeydî çevrede büyük infial uyandırsa da o, kınayıcının kınamasından korkmaksızın Nebevî irfânın bayraktarlığını üstlendi.