Şemsüddîn İbnü'l-Lebbân ve Aynü'l-Hayât: Tecellî İstidadı ve Hakîkat-i Muhammediyye
"Her kabın rengini içindeki su değil, kabın kendi istidadı tayin eder; Hak Teâlâ'nın tecellîsi tektir, lâkin mazharların kabiliyeti sonsuzdur." — Şemsüddîn İbnü'l-Lebbân
FASIL I: İskenderiye İrfan Havzasında Bir Kutup: İbnü'l-Lebbân'ın Portresi
XIV. yüzyıl İslâm dünyası, İbn Teymiyye ve selefî muhaliflerin Vahdet-i Vücûd mektebine karşı şiddetli polemikler başlattığı çalkantılı bir dönemdir. İşte bu fırtınalı çağda hem Ehl-i Sünnet fıkhına ve kelâmına son derece vâkıf bir fakih, hem de Muhyiddîn İbnü'l-Arabî ve Şâzelî ekolünün en yetkin müdafilerinden biri olarak temayüz eden büyük allâme, Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed İbnü'l-Lebbân el-İskenderî'dir (679-749 / 1280-1348).
İskenderiye ve Kahire'de devrin en büyük muhaddislerinden ve şeyhlerinden icazet alan İbnü'l-Lebbân, Şâzelî yolunun piri Ebü'l-Abbas el-Mürsî ve İbn Atâullah el-İskenderî'nin manevi mirasından doğrudan beslenmiştir. Onun en büyük başarısı; İbnü'l-Arabî'nin yüksek ontolojisini Ehl-i Sünnet akaidinin sağlam temelleriyle uyuşturarak kelâmî ve tasavvufî şüpheleri izale etmiş olmasıdır.
FASIL II: Aynü'l-Hayât ve İstidât Sırrı: Ezelî Kabiliyet ile Tecellînin Buluşması
İbnü'l-Lebbân'ın tasavvuf metafiziğindeki en büyük anıtı, Aynü'l-Hayât fî İsti'dâdi't-Tecelliyyât (Tecellî İstidatlarında Hayat Pınarı) adlı derin risalesidir. Eserin omurgasını meşhur tasavvufî problem olan "İstidat ve Tecellî Meselesi" oluşturur.
Cenâb-ı Hakk'ın feyz-i akdesi ve vücûd tecellîsi her an kâinata kesintisiz olarak yağmaktadır. Öyleyse neden varlıklar birbirinden bu denli farklıdır? Neden biri peygamber veya velî olurken, diğeri zâlim veya inkârcı kalmaktadır?
İbnü'l-Lebbân meşhur "A'yân-ı Sâbite ve İstidât" sırrıyla meseleyi çözer:
Su ve Kadeh Temsili
Güneşin ışığı berrak ve renksizdir. Fakat kırmızı bir camdan geçerse kırmızı, mavi bir camdan geçerse mavi görünür. Kusur veya renk güneşe değil, camın kendi istidadına aittir. Yağmur aynı yağmurdur; lâkin gül bahçesine düştüğünde ıtır saçar, bataklığa düştüğünde kokuyu artırır. İlâhî tecellî mutlak hayırdır; varlıkların farklılaşması onların ezelî ilimdeki istidatlarının bir iktizasıdır.
Bununla birlikte İbnü'l-Lebbân, cebirciliğe (fatalizme) düşmez. İnsanın kesb ve iradesinin bu istidadın ortaya çıkış vesilesi olduğunu, duâ ve zikirle kabın genişleyebileceğini belirterek amel ve şeriat sorumluluğunu sımsıkı muhafaza eder.
FASIL III: Hakîkat-i Muhammediyye ve Nûr-ı Evvel: Kâinatın Varoluşsal Çekirdeği
Aynü'l-Hayât'ın en coşkulu fasıllarından biri, Hakîkat-i Muhammediyye (Nûr-ı Muhammedî) doktrinidir. İbnü'l-Lebbân'a göre varlık dairesinin başlangıcı da sonu da Hz. Muhammed'dir (s.a.v.).
Allah Teâlâ'nın bilinmeyi murad etmesiyle (Kenz-i Mahfî) ilk taayyün eden hakikat Nûr-ı Muhammedî'dir. Bütün melekler, peygamberler, gökler ve yerler bu ilk nûrun detayları ve saçaklarıdır. Peygamber Efendimiz zaman bakımından son peygamber (Hâtemü'n-Nebiyyîn) olsa da, vücûd ve hakikat bakımından ilk yaratılandır (Evvelü'l-Halk).
Sâlik ancak Hakîkat-i Muhammediyye aynasına yönelerek ve Sünnet-i Seniyye'ye tam ittibâ ederek Zât-ı İlâhiyye'nin nurlarına mazhar olabilir. Ondan gayrı hiçbir kapı doğrudan Zât'a açılmaz.
FASIL IV: Teşbih ile Tenzih Dengesi ve Müteşâbih Âyetlerin Tefsiri
İbnü'l-Lebbân'ın kelâm ve tefsir sahasındaki diğer büyük eseri Reddü Âyâti'l-Müteşâbihât ile'l-Âyâti'l-Muhkemât'tır. Müellif burada Kur'an'da geçen "yed" (el), "vech" (yüz), "istivâ" gibi müteşâbih sıfatları müşebbihe ve mücessime gibi cisme indirgemekten şiddetle sakındırır.
Ona göre hakiki tevhid: "Tenzih içinde teşbih, teşbih içinde tenzih" dengesidir. Allah Teâlâ hiçbir mahlûkuna benzemez (Tenzih - Leyse ke-mislihî şey'); fakat aynı zamanda O Semî'dir ve Basîr'dir, isim ve sıfatlarıyla bütün kâinatta tecelli etmektedir (Teşbih). Bu iki kanadı birleştirmeyen ya kuru bir ta'tîle (inkâra) ya da çirkin bir tecsîme (putlaştırmaya) saplanır.
FASIL V: İbnü'l-Lebbân'ın Tasavvuf Düşüncesindeki Yeri ve Tesirleri
Şemsüddîn İbnü'l-Lebbân, İslâm irfanının en hassas ve derin tartışmalarını duru bir mantık, berrak bir aşk ve kâmil bir edeb ile izah etmiş müstesna bir kutuptur. Onun eserleri, İbn Arabî'nin Füsûsü'l-Hikem'ine karşı çıkan bazı Mısır ve Şam ulemasının önyargılarını kırmış; Vahdet-i Vücûd'un küfür değil, kâmil imanın en yüksek zirvesi olduğunu ispat etmiştir.
Son Söz
Aynü'l-Hayât, kâinatın varoluş bilmecesini çözen bir hikmet anahtarıdır. İbnü'l-Lebbân'ın rehberliğinde yürüyen bir akıl, yaratılışın bir tesadüf değil; ezelî bir aşk ve istidat tecellîsi olduğunu derinden müşahede eder.