— Şerefüddîn Ömer İbnü'l-Fârız, el-Kasîdetü'l-Hamriyye
FASIL I: Mısır'ın Ruhanî Sultânı: Şerefüddîn Ömer b. Ali İbnü'l-Fârız (ö. 632/1235)
Arap şiirinde ilâhî aşkın ve vahdet zevkinin erişilmez zirvesi olarak kabul edilen ve İslam edebiyatında haklı bir şöhretle Sultânü'l-Âşıkîn (Âşıkların Hükümdarı) unvanını alan Şerefüddîn Ömer b. Ali İbnü'l-Fârız el-Mısrî es-Sa'dî, Kahire'de doğmuştur. Babası miras ve feraiz davalarına bakan bir fıkıh hâkimi olduğu için "İbnü'l-Fârız" (Feraizcinin Oğlu) olarak meşhur olmuştur. Genç yaşta zahirî ilimleri ikmal ettikten sonra Kahire yakınlarındaki Mukattam Dağı vadilerinde şiddetli riyazet ve tefekkürle uzlete çekilmiştir.
Bir gün şeyhi Ebü'l-Hasan Ali b. el-Bakkâl hazretleriyle karşılaşmış, şeyhi ona: "Ey Ömer, fethin ve manevi vuslatın yeri Mukattam değil, Hicaz'dır; Mekke'ye git, fethin vaktidir" buyurmuştur. Bunun üzerine Mekke-i Mükerreme'ye hicret eden İbnü'l-Fârız, on beş yıl boyunca Kâbe-i Muazzama etrafında ve Harem dağlarında beşeri kayıtlardan tamamen azade bir aşk istiğrakı içinde yaşamıştır. Bu mukaddes iklimde, tasavvuf tarihinin en uzun ve en derin irfânî kasidesi olan Nazmü's-Sülûk'u (et-Tâiyyetü'l-Kübrâ) inşad etmiştir.
Mısır'a döndüğünde Kahire halkı, âlimler ve devlet ricali onun meclisine koşmuş; el-Ezher Camii'nde irşad halkaları kurmuştur. Vefat ettiğinde Mukattam Dağı eteğindeki türbesine defnedilmiş olup kabri asırlardır manevi bir ziyaretgâhtır.
FASIL II: Kasîde-i Hamriyye: Ezel Şarabı ve Nûr-ı Muhammedî
İbnü'l-Fârız'ın en çok ezberlenen ve şerh edilen şiirlerinden biri olan el-Kasîdetü'l-Hamriyye (Şarap Kasidesi), zâhirperestlerin sandığı gibi dünyevî sarhoşluktan değil; ezel bezminde (Elest Meclisi'nde) ruhlara içirilen "İlâhî Muhabbet Şarabı"ndan bahseder. Kasidenin açılış beyti bütün tasavvufi ontolojinin özetidir:
"Şeribnâ 'alâ zikri'l-Habîbi müdâmeten / Sekirnâ bihâ min kabli en yuhleka'l-kermu"
(Biz Sevgili'nin zikriyle öyle bir aşk şarabı içtik ki; henüz bağ ve üzüm yaratılmamıştı, fakat biz o kadehle mest olmuştuk!)
Buradaki şarap; Cenâb-ı Hakk'ın Zâtî sevgisi ve ilk tecellî olan Hakîkat-i Muhammediyye'dir. Kadeh ise o aşkı taşıyan insan kalbidir. İbnü'l-Fârız, bu şarabın kokusunu alan ölülerin dirileceğini, onun nurunun karanlık geceleri gündüze çevireceğini ve bu sarhoşluğun aklı baştan alarak mutlak vahdete ulaştıracağını vecd dolu mazmunlarla terennüm eder.
FASIL III: Nazmü's-Sülûk (et-Tâiyyetü'l-Kübrâ): 760 Beyitlik Seyr ü Sülûk Destanı
İbnü'l-Fârız'ın şaheseri olan Nazmü's-Sülûk (Sülûkün Tanzimi) veya kafiye harfi "Tâ" olduğu için bilinen adıyla et-Tâiyyetü'l-Kübrâ, 760 beyitten müteşekkil bir tasavvuf ansiklopedisidir. Muhyiddîn İbnü'l-Arabî bu kasideyi duyduğunda hayran kalmış ve İbnü'l-Fârız'a: "Fütûhât-ı Mekkiyye'mize bir şerh yazsanız ne güzel olurdu" dediğinde, İbnü'l-Fârız tebessüm ederek: "Benim bu Tâiyye kasidem zaten sizin Fütûhât'ınızın manzum bir hulasasıdır!" cevabını vermiştir.
Tâiyye kasidesi, sâlikin başlangıçtaki beşerî aşkından başlar; nefsin fenâ bulmasına, ikiliğin yok oluşuna (cem' makamı) ve oradan mutlak vahdet şuhûduna (fark ba'de'l-cem' / sahv-ı sânî) kadar yükselen manevi tekâmül basamaklarını bir bir fetheder.
FASIL IV: Fenâ, Cem' ve İttihâd-ı Manevî Tahlili
İbnü'l-Fârız'ın şiirlerinde geçen "ittihâd" ifadeleri, zâhir uleması tarafından yanlış anlaşılmış ve hulûl ile karıştırılmıştır. Oysa şarihler (özellikle Saîdüddîn el-Fergānî ve Abdürrezzâk el-Kâşânî) ittifakla izah etmişlerdir ki, İbnü'l-Fârız'ın bahsettiği ittihâd; mahlukun Hâlik ile birleşmesi değil, kulun kendi izâfî ve vehmî varlığından tamamen soyunup Hakk'ın varlığında fenâ bulması halidir.
Bu makama eren âşık şöyle der: "Ben O'yum, O da Ben'dir; fakat O Vâcib'dir, ben ise kul! İki gözüm O'nunla görür, dilim O'nunla söyler." Nitekim Buhârî'de geçen meşhur Hadis-i Kudsî'de buyrulur: "Kulum bana nâfilelerle yaklaşır... Ben onu sevdiğim zaman işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum." İbnü'l-Fârız'ın kasidesi, bu hadis-i kudsînin şiir diliyle yapılmış en yüksek şerhidir.
FASIL V: Şerhler Geleneği: Fergānî, Kâşânî ve Câmî
İbnü'l-Fârız'ın Tâiyye'si, İslam irfan dünyasında en çok şerh edilen metinlerin başında gelir. Bu şerhlerin en meşhurları:
- Saîdüddîn el-Fergānî: Konevî'nin talebesi olan Fergānî, esere Farsça Meşâriku'd-Derârî ve Arapça Müntehe'l-Medârik adıyla iki devasa şerh yazmış; kasideyi İbnü'l-Arabî mektebinin teorik vahdet-i vücûd ontolojisiyle birebir mezcetmiştir.
- Kemâleddîn Abdürrezzâk el-Kâşânî: Keşfü Vücûhi'l-Gurr li-Me'ânî Nazmi'd-Dürr adlı şerhinde kasidenin her bir beytindeki tasavvufi terimleri ve manevi menzilleri felsefî bir vukûfiyetle izah etmiştir.
- Mollâ Câmî: Levâmi' adlı eserinde Kasîde-i Hamriyye'yi şerh etmiş, ilahi aşkın sırlarını Farsça'nın zarif üslubuyla şerh etmiştir.
FASIL VI: Havas ve Mistik Akustik Rezonans Açısından İbnü'l-Fârız
Sufi tekkelerinde asırlardır icra edilen semâ, zikir ve mevlid meclislerinde İbnü'l-Fârız'ın beyitleri okunurken sâliklerin cezbelenmesi ve vecde gelmesi, onun şiirlerindeki harf ve aruz ahenginden kaynaklanır. Kadim Havas âlimleri, Tâiyye'deki beyitlerin belirli harf frekanslarına (özellikle Tâ, Mîm ve Râ harflerinin esrârına) mutabık olduğunu; bu kasideyi aşkla okuyan kimsenin kalbindeki kasavetin eriyip muhabbet nûrunun parlayacağını kaydetmişlerdir.
Akademik Kaynakça ve İleri Okumalar:
- İbnü'l-Fârız, Dîvânu İbni'l-Fârid, thk. Giuseppe Scattolin, Kahire: Institut Français d'Archéologie Orientale, 2004.
- Saîdüddîn el-Fergānî, Meşâriku'd-Derârî: Şerh-i Tâiyye-i İbn Fâriz, thk. Celâleddîn Âştiyânî, Meşhed, 1978.
- Abdürrezzâk el-Kâşânî, Şerhu Tâiyyeti İbni'l-Fârid, Kahire: Dâru'l-Kütübi'l-Mısriyye.
- Arthur J. Arberry, The Mystical Poems of Ibn al-Farid, Chester Beatty Monographs, Dublin, 1956.
- Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç, "İbnü'l-Fârız", TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), Cilt 20, s. 540-543.
FASIL IX: Tâiyye'nin İbnü'l-Arabî ve Abdürrezzâk el-Kâşânî Şerhleri: Şarab-ı Ezelî
FASIL X: Nazmü's-Sülûk'un İrfan Mirası ve E-E-A-T Akademik Kaynakçası
- Ömer İbnü'l-Fârız, Dîvânü İbni'l-Fâriz, nşr. Arthur John Arberry, Chester Beatty Monographs, London 1956.
- Sa'deddîn el-Fergānî, Müntehe'l-Medârik ve Meşâriku'd-Derârî fî Şerhi Tâiyyeti İbni'l-Fâriz, Kahire 1293.
- Abdürrezzâk el-Kâşânî, Keşfü Vücûhi'l-Gurr li-Meânî Nazmi'd-Dürr, Kahire 1319.
- Reynold A. Nicholson, Studies in Islamic Mysticism (The Odes of Ibnu'l-Farid), Cambridge University Press, 1921.
- William C. Chittick, The Self-Disclosure of God: Principles of Ibn al-Arabi's Cosmology, SUNY Press, Albany 1998.
FASIL VII: Kasîde-i Hamriyye: Ezelî Aşk Şarabının Metafiziği
Sultânü'l-Âşıkîn İbnü'l-Fârız'ın Nazmü's-Sülûk'ten sonraki en meşhur şaheseri el-Hamriyye (Şarap Kasidesi) kasidesidir. Kasidenin ilk beyti İslâm tasavvuf şiirinin zirvesidir: 'Şeribnâ alâ zikri'l-habîbi müdâmeten / Sekirnâ bihâ min kabli en yuhleka'l-kerm' (Biz sevgilinin zikriyle öyle bir ezelî şarap içtik ki, henüz üzüm asması yaratılmadan önce biz onunla sarhoş idik!).
İbnü'l-Fârız'ın kasidesindeki 'Şarap' (Hamr), elbette aklı gideren haram içki değildir; o, Cenâb-ı Hakk'ın 'Elestü bi-Rabbiküm' bezminde ruhlara içirdiği saf ilahî muhabbet ve mârifet tecellîsidir. Şair bu şarabın özelliklerini sayarken: Güneş onun kadehi, hilal onun mezesi, melekût ehli onun sâkîsidir der. Bu aşk şarabından bir katre tadan kimse, ölüm döşeğinde bile olsa dirilir; dilsiz olsa bülbül gibi konuşur, kör olsa cihanın sırlarını temâşâ eder.
FASIL VIII: Mukaddes Vadide İtikaf: Mukattam Dağı ve Şiirlerin İnşâ Sırrı
Şerefüddîn Ömer İbnü'l-Fârız Hazretleri'nin Nazmü's-Sülûk (Kasîde-i Tâiyye-i Kübrâ) ve Kasîde-i Hamriyye şaheserleri, fenâ, cem', sekr, sahv ve ilâhî aşk külliyatı.