İslâm Meşşâî felsefesinin tartışmasız zirvesi olan Şeyhü'r-Reîs İbn Sînâ (ö. 428/1037), devasa felsefe ansiklopedisi Kitâbü'ş-Şifâ'da varlığı mantık, tabiat (fizik) ve ilâhiyyât (metafizik) olmak üzere üç temel mertebede inceler. Şifâ külliyâtının en kapsamlı bölümlerinden birini teşkil eden et-Tabî'iyyât (Doğa Felsefesi), Aristo fiziğinin kuru bir tekrarı olmayıp, İbn Sînâ'nın bizzat Orta Asya, Harezm, Horasan ve İran coğrafyasında yürüttüğü jeolojik gözlemler, meteorolojik tahliller ve tabiat tetkikleriyle yeniden inşa edilmiş anıtsal bir fiziki kozmolojidir.
Tabî'iyyât'ın beşinci faslını oluşturan el-Meâdin ve'l-Âsâru'l-Ulviyye (Madenler ve Göksel Olaylar / Meteoroloji), yerbilimlerinin (jeoloji, mineraloji, petroloji) ve atmosfer fiziğinin tarihteki en erken bilimsel sistematiğidir. İbn Sînâ burada fiziksel kâinatı hareket, madde, suret, zaman ve mekân kategorileri üzerinden ele alırken; yeryüzünün durağan bir kaya kütlesi olmadığını, milyonlarca yılı bulan devasa tektonik, erozyonel ve iklimsel dönüşümlerle sürekli başkalaşan canlı bir jeolojik organizma olduğunu savunur.
"Yeryüzü katmanlarına ve yüksek dağların zirvelerine nazar kılan kimse, oralarda deniz hayvanlarının kabuklarını ve taşlaşmış su canlılarının fosillerini müşahede eder. Bu hal, bugün dağ olan mahallerin bir vakitler derin deniz tabanları olduğunu apaçık delillendirir." — İbn Sînâ, Kitâbü'ş-Şifâ (et-Tabî'iyyât)
Bu fasılda İbn Sînâ'nın doğa felsefesindeki metodolojik devrimi incelenmektedir. O, doğa olaylarını teolojik mucizelerle değil, Cenâb-ı Hakk'ın tabiata vazettiği nedensellik kanunları (esbâb-ı tabîiyye) çerçevesinde rasyonel ve gözlemsel olarak izah etmiştir.