FASIL I: Endülüs Felsefesinin Kurucusu: Ebû Bekr Muhammed b. Bâcce (Avempace)
Zaragoza'da doğup yetişen İbn Bâcce, İspanya'daki Hristiyan Reconquista (yeniden fetih) baskısı altında İslam medeniyetinin varoluş mücadelesi verdiği bir devrin şahididir. Şehrin Hristiyanlarca işgali üzerine Endülüs'ün güneyine (İşbiliye ve Gırnata'ya) göç etmiş, ardından Fas'a geçmiştir.
İbn Bâcce'nin fizik ve tabiat ilimlerindeki dehası, Aristoteles'in hareket teorisini kökten revize etmesinde yatar. Galileo Galilei, yüzyıllar sonra Pisa Kulesi deneylerinde ve serbest düşme kanunlarında İbn Bâcce'nin (Avempace'in) 'hareket direnci ve hız' formülasyonuna atıfta bulunacaktır. İbn Bâcce, hem müspet bilimin hem de metafiziksel düşüncenin bayraktarıdır.
İslam felsefesinin batı kanadı olan Endülüs havzasında felsefî tefekkürü bir sistem olarak ilk inşa eden büyük hekim, vezir ve filozof Ebû Bekr Muhammed b. Yahyâ b. es-Sâiğ İbn Bâcce (Batı'da Avempace, 462-533 / 1070-1138), Zaragoza'da (Serakusta) doğmuştur. İbn Bâcce; mantık, tabiat felsefesi, botanik, astronomi, tıp ve musiki sahasında emsalsiz bir birikime sahipti. Dönemin Murâbıtlar Devleti'nde vezirlik yapmış, siyasî haset ve kıskançlıklar neticesinde genç yaşta Fez şehrinde zehirlenerek şehit edilmiştir. İbn Bâcce, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd gibi iki dev filozofa giden yolu açan köşe taşıdır.FASIL II: Tedbîrü'l-Mütevahhid (Yalnızın Yönetimi) Eserinin Gaye ve Metodolojisi
Tedbîrü'l-Mütevahhid'deki 'Tedbîr' kelimesi alelade bir yönetim değildir. 'Tedbîr', işlerin sonunu görerek (dübür) ve hikmetle tanzim etmek manasına gelir. İbn Bâcce der ki: Bir şehirde yaşayan halk nefislerinin esiri olmuşsa, onların kanunları menfaat üzerine kurulmuşsa; oradaki hekimler sadece bedenleri tedavi eder, hâkimler sadece mülk kavgalarını çözer. Hakiki filozof ise ruhların hekimidir.
Fakat filozof toplum tarafından anlaşılamaz ve dışlanırsa ne yapmalıdır? Sokrates gibi baldıran zehri içmek yerine, zihnî bağımsızlığını muhafaza ederek 'Kendi Nefsinin Devleti'ni kurmalıdır. İbn Bâcce'nin mütevahhidi, kalabalıktan kaçan pasif bir münzevi değil; aklî derinliğiyle cehalete direnen entelektüel bir kutuptur.
İbn Bâcce'nin şaheseri Tedbîrü'l-Mütevahhid (Münzevinin / Yalnız İnsanın Kendi Kendini İdaresi), Fârâbî'nin el-Medînetü'l-Fâzıla (Erdemli Şehir) idealinin bozulduğu, erdemsiz ve cahil toplumlarda yaşayan tekil bir filozofun (el-Mütevahhid) ahlakî ve zihnî kemâlini nasıl koruyacağını gösteren felsefî bir kılavuzdur. Fârâbî'ye göre insan ancak mükemmel bir şehirde yetkinleşebilirdi; oysa İbn Bâcce, gerçek dünyadaki şehirlerin çoğunun erdemsiz (fâsıka, câhile) olduğunu görerek, hakikat arayıcısının 'kendi iç kalesine çekilerek' yalnız başına yetkinleşebileceğini savunmuştur:«Toplum ifsad olduğunda, erdemli insan o toplumun içinde bir yabancı (garîb) gibidir. O, bedenen halkın arasında olsa da zihnen ve ruhen hakikat ülkesinin vatandaşıdır. Onun tedbiri, nefsini cehalet mikrobundan korumak ve aklını en yüce nurlara raptetmektir.»
FASIL III: Nevâbit Kavramı: Yozlaşmış Toplumun İçindeki Erdem Tohumları
Nevâbit'in Mahiyeti:
Kötü ve yabani bir tarlanın içinde tesadüfen biten şifalı ve kıymetli bir bitki gibi; erdemsiz, menfaatperest ve cahil bir toplumun içinde kendiliğinden hakikate yönelen, taklidi yıkan ve aklını kullanan münferit düşünürlere 'Nevâbit' denir. Nevâbit, o toplumun hastalıklı dokusuna uyum sağlayamaz; onların görevi toplumdan dışlanmak pahasına aklî fazileti ve adaleti yaşatmaktır.
FASIL IV: Nefsin Güçleri ve Suretler Hiyerarşisi: Cismanîden Akliyeye
Suretler hiyerarşisinde İbn Bâcce'nin vardığı netice şudur: İnsan cismanî suretlerle meşgul oldukça hayvanlarla ortaktır; tikel ruhani suretlerle (hayal ve vehim) meşgul oldukça çocuksu bir seviyededir; tümel kavramlarla meşgul oldukça beşerîleşir; saf akli suretlerle meşgul olup Faal Akıl ile birleştiğinde ise 'Rabbanî ve Melekûtî' bir hüviyet kazanır.
Bu sebeple İbn Bâcce, felsefenin gayesini 'insanın kendi cevherini melekût mertebesine yükseltmesi' olarak tarif eder. Bu yükseliş büyüyle, hurafeyle veya gizemcilikle değil; hendese, mantık, ahlak ve derin felsefi tefekkür basamaklarıyla gerçekleşir.
İbn Bâcce, epistemolojisini 'Suretler Teorisi' üzerine kurar. İnsanın idrak ettiği suretler aşağıdan yukarıya doğru dört mertebedir:| Suret Mertebesi | İdrak Vasat ve Âleti | Mânâ ve Gayesi |
|---|---|---|
| 1. Cismanî Suretler | Duyu organları (görme, işitme vb.) | Maddî dünyanın renk, koku ve şekilleri; en alt idrak düzeyidir. |
| 2. Tikel Ruhani Suretler | Hiss-i müşterek ve muhayyile (hayal gücü) | Maddeden soyutlanmış lakin hâlâ ferdî olan hayalî suretler. |
| 3. Tümel Ruhani Suretler | Hâfıza ve zâkire (hatırlama gücü) | Genel kavramlar ve türlerin ortak özellikleri. |
| 4. Saf Aklî Suretler | Müstefâd Akıl (Akıl-ı Fa'âl ile temas) | Maddeden ve zamandan tamamen münezzeh, ebedî küllî hakikatler. |
FASIL V: İttisâl Nazariyesi: Faal Akıl ile Bütünleşme ve Hakiki Saadet
İttisâl Nazariyesi, İbn Bâcce'nin epistemolojisinin tacıdır. İnsan aklı potansiyel (bilkuvve) halde doğar; duyular ve tefekkür yoluyla aktif (bilfiil) akıl haline gelir. En nihayetinde kozmik Faal Akıl'dan feyz alarak 'Müstefâd Akıl' (Kazanılmış Akıl) seviyesine ulaşır.
Müstefâd akıl mertebesinde bilen (âkıl), bilinen (ma'kûl) ve bizzat bilme eylemi (akl) tek bir hakikatte birleşir. Bu, Platon'un İdealar Âlemi'ne çıkışıyla, Plotinus'un 'Bir'e dönüşüyle ve İslam tasavvufundaki 'Hakk'ı Hakk ile bilme' şuuruyla derin bir felsefî akrabalık taşır.
İbn Bâcce'ye göre insanın varoluşsal gayesi İttisâl (Kavuşma / Birleşme) mertebesine ulaşmaktır. İttisâl, tasavvufi bir cezbe veya rasyonel dışı bir vecd hali değildir; aksine aklın basamak basamak yükselerek maddeden tamamen arınması ve kozmik Faal Akıl (el-Aklü'l-Fa''âl) ile doğrudan temas kurmasıdır. Bu mertebeye ulaşan insan:- Artık fani bedenine bağımlı bir fert olmaktan çıkar; tümel aklî cevherin bir parçası haline gelir.
- Ölüm, onun için bir yok oluş değil, cismanî kayıtların düşmesi ve saf nur haline dönüştür.
- Gerçek saadet (es-Sa'âdetü'l-Kusvâ) ancak bu aklî ittisâl ile mümkündür.
FASIL VI: Fârâbî ve İbn Sînâ ile Mukayese: İbn Bâcce'nin Özgünlüğü
- Fârâbî'den Ayrılığı: Fârâbî filozofu mutlaka devletin başına geçmesi gereken bir 'hükümdar-peygamber' olarak tasavvur ederken; İbn Bâcce, çürümüş devletlerde filozofun iktidara talip olmasını felaket saymış, ona 'münzevi bilge' (el-Mütevahhid) rolünü biçmiştir.
- İbn Sînâ'dan Ayrılığı: İbn Sînâ son döneminde 'el-Hikmetü'l-Meşrikiyye' (Doğu Felsefesi) ile sezgi ve tasavvufa kapı aralarken; İbn Bâcce saf rasyonel, kanıtlayıcı (burhanî) Meşşâî çizgiyi tavizsiz korumuştur.
FASIL VII: İbn Bâcce'nin İbn Tufeyl ve İbn Rüşd Üzerindeki Derin İzi
- İbn Tufeyl: Meşhur felsefî romanı Hayy b. Yakzân'ı yazarken İbn Bâcce'nin 'el-Mütevahhid' (Yalnız İnsan) kurgusundan ilham almış; ıssız adada tek başına hakikati bulan insan figürünü bu temel üzerine inşa etmiştir.
- İbn Rüşd: İbn Bâcce'yi 'Endülüs'te felsefenin ilk hakiki üstadı' olarak yüceltmiş, Aristoteles şerhlerinde sık sık onun fikirlerine başvurmuş ve ittisâl nazariyesini ondan devralmıştır.