FASIL I: İbn Atâullâh'ın Hayatı: Mâlikî Fakihliğinden Şâzelî Kutbiyyetine
7. asrın büyük velîsi, Şâzelî tarikatının üçüncü büyük pîri ve tasavvuf edebiyatının zirve ismi Tâcüddîn Ebü'l-Fazl Ahmed b. Muhammed İbn Atâullâh el-İskenderî (v. 709/1309); İskenderiye'de köklü bir ilim ailesinde dünyaya gelmiştir. Başlangıçta zâhirî ilimlere, fıkıh ve hadise sıkı sıkıya bağlı olup sûfîlere mesafeli dururken; Şâzeliyye'nin ikinci kutbu Ebü'l-Abbas el-Mürsî hazretlerinin meclisine dahil olduktan sonra kalbindeki perdeler açılmış ve bâtınî ilimlerin deryasına dalmıştır.
İbn Atâullâh'ın vazifesi; Hz. Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî ve Ebü'l-Abbas el-Mürsî'nin sözlü irfan mirasını yazıya geçirmek, sistemleştirmek ve medrese ilimleriyle tasavvufu kalbî bir dengede buluşturmak olmuştur. Kahire'deki Ezher Camii'nde hem Mâlikî fıkhı okutmuş hem de binlerce müride hakikat meclisleri tertip etmiştir.
FASIL II: el-Hikemü'l-Atâiyye'nin Tasavvuf Tarihindeki Müstesna Yeri
İslâm tasavvuf tarihinde 'Şayet namazda Kur'an'dan başka bir şey okumak caiz olsaydı, Hikem okunurdu' denilecek kadar hürmet görmüş muhalled eser el-Hikemü'l-Atâiyye; yaklaşık 260 veciz hikmetli sözden (aforizma) teşekkül eder. Bu eser, kuru bir felsefe değil; nefsin en gizli tuzaklarını deşifre eden, müridin yolunu aydınlatan ve amellerin kalbî ihlasını ölçen bir manevi pusuladır.
İbn Acîbe'den Ahmed Zerrûk'a, Abdullah Gangohî'den İbn Abbâd er-Rundî'ye kadar yüzlerce arif tarafından şerh edilmiş; Osmanlı tekkelerinde ve Kuzey Afrika zâviyelerinde sâliklerin başucu eseri kılınmıştır.
FASIL III: Esbâb ve Tecrîd Dengesi: Hikmetlerin İlk Anahtarı
Hikem'in ilk cümleleri, tasavvufun en hassas meselelerinden biri olan tevekkül ve sebeplere yapışma (esbâb) ile sebeplerden sıyrılma (tecrîd) dengesini çözer:
'Allah seni sebepler içinde kılmışken tecrîde (sebepleri terk etmeye) meyletmen, gizli bir nefis arzusudur (şehvet-i hafiyye). Allah seni tecrîdde kılmışken sebeplere sarılmaya meyletmen ise yüksek himmetten aşağıya sukut etmektir.'
İbn Atâullâh bu hikmetiyle, zâhidlik taslayarak dünyayı tembelce terk etmeyi reddeder. Kişi nerede vazifelendirilmişse (ticarette, memuriyette, ilimde), kalbini sebeplere değil yalnızca Müsebbibü'l-Esbâb olan Allah'a bağlayarak amel etmelidir.
FASIL IV: Himmetin Tevekkülle İmtihanı ve Amellere Güvenme Zaafları
Hikmetlerin temel gayelerinden biri, müridin yaptığı ibadet ve taatlere güvenerek kendini kurtulmuş sanması gafletini (ucub) yıkmaktır. İbn Atâullâh şöyle ikaz eder: 'Kusur işlediğinde ümidinin azalması, amele güvendiğinin alâmetidir.'
Hakiki mümin, ibadetlerini kendi nefsinin gücüyle değil, Hakk'ın tevfiki ve lütfuyla yapıldığını bilir. Bu idrak, insanı ibadetteki kibirden kurtarır ve mutlak tevazu menziline ulaştırır.
FASIL V: Karanlıkların Ardındaki Fecir: Kabz ve Bast Halleri
Sâlikin manevi yolculuğunda kalbin daralması (kabz) ve genişlemesi (bast) mukadderdir. İbn Atâullâh der ki: 'Bazen öyle bir darlık içinde kalırsın ki, dünya sana dar gelir. Bil ki O seni nefsinden sıyırıp sadece Kendi zâtına yöneltmek için sıkmıştır.' Kabz hali, nefsin arzularını kıran bir tasfiye fırınıdır; bast hali ise ilahi neşve ile ruhun kanatlanmasıdır.