Hüseyin Vassâf'ın Hayatı, İrfânî Terbiyesi ve Şahsiyeti
Osmanlı tekkelerinin kapatılmasından hemen önceki son altın devrinde yaşayan Hüseyin Vassâf Efendi (1872-1929), tasavvuf tarihi, ricâl biyografisi ve tekke mûsikîsi sahasında Osmanlı'nın son büyük müverrihidir. Asıl adı Hüseyin olup, şiirlerinde ve manevî muhitlerde "Vassâf" (vasfeden, vasıfları zikreden) mahlasıyla şöhret bulmuştur. İstanbul Kasımpaşa'da dünyaya gelen müellif, köklü bir ilmiye ve bürokrasi muhitinde neşvünemâ bulmuştur.
Gümrük Nezâreti (Rüsûmât İdâresi) bünyesinde uzun yıllar başkâtiplik ve müfettişlik yapmış, devlet ciddiyeti ile dervişâne tevazuu şahsında birleştirmiştir. Gençliğinde Uşşâkî, Kādirî ve Rıfâî tekkelerine devam etmiş; nihayet devrin kutbü'l-aktâbı kabul edilen Seyyid Muhammed Nûrü'l-Arabî'nin halifelerinden Harîrîzâde Kemâleddin Efendi ve Hacı Ahmed Sâfî Efendi'nin halkasına intisap ederek Melâmiyye-i Şebisteriyye (Üçüncü Devre Melâmîliği) neşvesine gark olmuştur.
«Tasavvuf, zâhir ile bâtının izdivacıdır. Tekke taşında oturup nefsi tezkiye etmeyen, kütüphane köşesinde mürekkep yalamakla hakikate vâsıl olamaz. Biz evliyâullahın izini sürdük, onların nefeslerini kelâma raptettik.» — Hüseyin Vassâf Efendi
Vassâf Efendi, salt bir kütüphane araştırmacısı olmayıp; Balkanlar'dan Hicaz'a, Bursa'dan Şam ve Mısır'a uzanan seyahatlerinde yüzlerce tekkeyi bizzat ziyaret etmiş, meşâyih ile mülakatlar yapmış ve türbelerin kitabelerini bizzat istinsah etmiştir.