FASIL I: Hâtem-i Nübüvve'nin Mahiyeti ve Tevrat-İncil Müjdeleri

Hâtem-i Nübüvve (Peygamberlik Mührü); Cenâb-ı Hakk'ın son elçisi Hz. Muhammed Mustafa'nın (s.a.v.) mübarek iki omuzu arasına yerleştirdiği, onun peygamberlerin sonuncusu (Hâtemü'l-Enbiyâ) olduğunu belgeleyen mucizevi fiziki ve nûrânî bir nişanedir.

Bu kutlu mühür, önceki semavi kitaplarda (Tevrat ve İncil'de) âhir zaman peygamberinin en bariz fiziksel alameti olarak zikredilmiştir. Nitekim meşhur sahabi Selmân-ı Fârisî (r.a.), hak dini ararken Medine'ye kadar gelmiş ve Efendimiz'i (s.a.v.) teşhis etmek için önceki kitaplardan bildiği üç alameti aramıştır: Sadaka kabul etmemesi, hediye kabul etmesi ve iki omzu arasındaki Peygamberlik Mührü. Efendimiz sırtındaki ridâyı hafifçe aralayarak mührü Selmân'a göstermiş, Selmân da gözyaşları içinde mührü öperek İslam ile müşerref olmuştur.

FASIL II: Sahabe-i Kirâm'ın Gözüyle Mühr-ü Şerîf'in Fiziksel Şemaili

Hadis ve Şemail imamlarının (Tirmizî, Buhârî, Müslim) naklettiği sahih rivayetlerde Mühr-ü Şerîf şöyle tarif edilmektedir:

  • Sâib b. Yezîd (r.a.) rivayeti: 'Teyzem beni Resûlullah'ın (s.a.v.) yanına götürdü ve 'Yâ Resûlallah! Yeğenimin ayağında bir rahatsızlık var' dedi. Resûlullah başımı okşadı ve bana bereket duası etti. Sonra abdest aldı, ben onun abdest suyundan içtim. Ardından arkasında durdum ve iki omzu arasındaki mührü gördüm. Tıpkı bir keklik yumurtası (veya gergef düğmesi) büyüklüğünde kabarık bir et parçasıydı.' (Buhârî, Vudû' 40; Müslim, Fedâil 111).
  • Câbir b. Semüre (r.a.) rivayeti: 'Resûlullah'ın (s.a.v.) iki kürek kemiği arasındaki mührü gördüm; güvercin yumurtası cesametinde kırmızımtırak bir kabartı idi.' (Müslim, Fedâil 110).
  • Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) rivayeti: 'Mühr-ü Şerîf sırtında, sol kürek kemiğine daha yakın, hafif kabarık ve üzerinde gül goncası gibi nûrânî benler bulunan bir nişane idi.'

FASIL III: Mühr-ü Şerîf'in Üzerindeki Yazı ve Semboller

Tarihi kaynaklarda ve manevi keşif ehlinin müşahedelerinde mührün iç kısmında ilahi bir nakış bulunduğu kaydedilmiştir. İbn Hibbân ve Hâkim'in rivayetlerinde mührün üzerinde 'Muhammedün Resûlullâh' yazısının nakşedilmiş olduğu belirtilir.

Bazı havas yazmalarında ise mührün etrafında şu mübarek ibarenin hâle şeklinde yer aldığı nakledilmiştir:

'Tevecceh haysü şi'te fe inneke mensûr' (Nereye yönelirsen yönel, muhakkak ki sen ilahi yardıma mazharsın / galipsin!)

Bu yazı, beşer eliyle yazılmış bir yazı değil; Nûr-ı Muhammedî'nin cisimleşmiş ilahi bir mühürlemesidir. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) vefat ettiğinde, Hz. Ali ve ashâb-ı kirâm bu mübarek mührün yavaşça kaybolduğunu ve nurunun göklere çekildiğini müşahede etmişlerdir; zira vazife tamamlanmış, vahiy son bulmuştur.

[ Google AdSense - İlgili Külliyat Reklam Alanı 1 ]

FASIL IV: Mühr-ü Şerîf Levhası Taşımanın Manevi Havassı ve Teberrükü

İslam dünyasında ve bilhassa Osmanlı saray geleneğinde, hattatların Hilye-i Şerîf ve Mühr-ü Nübüvve çizimlerini altın varakla levha haline getirip evlere asması veya ceylan derisine yazıp üzerinde taşıması köklü bir teberrük geleneğidir.

İmam Tirmizî ve İmam Kastalânî'nin el-Mevâhibü'l-Ledünniyye adlı eserinde naklettiği müjdelere göre Mühr-ü Şerîf'i hürmet ve muhabbetle üzerinde taşıyan veya evinde bulunduran kimse hakkında şu faziletler rivayet edilmiştir:

  1. Yangın ve Afetlerden Korunma: Bulunduğu hane ve dükkan yangın, hırsızlık, sel ve ani felaketlerden biiznillâh muhafaza olunur.
  2. Veba ve Salgın Hastalık Kalkanı: Tarih boyunca büyük tâun (veba) salgınlarında müminler bu mübarek mührü yakalarında taşıyarak korunmuşlardır.
  3. Nazar ve Şerli Varlıkların Def'i: Şeytani vesveselerin, cin ve ifrit musallatının girmesini engelleyen ilahi bir tayf yayar.
  4. Hüsn-i Hâtime ile Vefat: Her gün sabah abdestli olarak hürmetle Mühr-ü Şerîf'e nazar eden kimsenin son nefesinde imanla göçmesine vesile olacağı ümit edilir.

FASIL V: Hâtem-i Nübüvve'nin Bâtınî ve Metafizik Hikmeti

Peygamberlik mührünün kalbin tam hizasında, sırtta yer alması son derece derin bir manaya işaret eder. Kalp, ilahi feyzin ve vahyin indiği nazargâh-ı ilahîdir. Şeytan ise insanın kalbine vesvese vermek için arkasından ve sol tarafından yaklaşır. Cenâb-ı Hak, Habîb-i Edîbi'nin kalbini arkadan gelebilecek her türlü şeytani müdahale ve vesveseye karşı bu ilahi mühürle ebediyen kapatmış ve koruma altına almıştır.

Bu mühür, hem risalet binasının son tuğlası hem de melekût ile mülk arasındaki kozmik emanetin son kapısıdır.

مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَٰكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ

"Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; fakat o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur (Hâteme'n-Nebiyyîn)." (Ahzâb, 40)

FASIL VI: Hilye-i Şerîf ve Hâtem-i Nübüvve'nin Sanat ve Maneviyat Tarihi

Osmanlı medeniyetinde Hâtem-i Nübüvve ve Hilye-i Şerîf levhaları, hane ve şehir muhafazasının en kutlu sembolleri kabul edilmiştir. 17. yüzyılda hattatların piri Hâfız Osman tarafından tezyin edilen klasik hilye formu; ortada ay parçası gibi parlayan metin, dört köşesinde Hulefâ-i Râşidîn isimleri ve üstte Hâtem-i Nübüvve mührüyle göksel bir nizam sergiler.

Evliya Çelebi Seyahatnâme'sinde, seferdeki vezirlerin ve askerlerin göğüslerinde muşamba kılıflar içinde Hâtem-i Şerîf sureti taşıdıklarını, bu bereketle kurşunların yön değiştirdiğine ve veba salgınlarının o hanelerden uzak durduğuna dair yüzlerce tarihi teberrük vakası nakleder.

FASIL VII: İki Kürek Kemiği Arasındaki Hâtem'in Kozmik Anatomi Karşılığı

Metafizik ve biyofizik açısından iki kürek kemiği arası (T3 ve T4 torakal omurları), kalbin arka izdüşümüdür ve timüs bezinin en yüksek enerjetik rezonans kapısıdır. Cibrîl-i Emîn'in Mirac gecesinde ve Sadr-ı Şerîf'in yarılması hadiselerinde mübarek elini vurduğu yer burasıdır.

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) sırtındaki bu kabartı, nurani bir anten vazifesi görmüş; vahyin şiddet ve ağırlığını göğüsten karşılayıp bütün bedene dengeyle dağıtan manevi bir trafo hükmü icra etmiştir. Bu sebeple tasavvuf sâlikleri kalbi tefekkür ederken sırtlarındaki bu mukaddes noktayı da nur hüzmesiyle canlandırırlar.

FASIL VIII: Hâtem-i Şerîf Virdi ve Salavât-ı Şerîfe ile Teberrük Reçetesi

Büyük arifler, Hâtem-i Nübüvve hürmetine her gün okunacak hususi bir salavat terkibi tavsiye etmişlerdir. Sabah namazının sünneti ile farzı arasında veya yatsı namazından sonra abdestli olarak kıbleye dönülüp 100 defa şu salavat okunur:

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ خَاتَمِ الْأَنْبِيَاءِ وَمَعْدِنِ الْأَسْرَارِ وَعَلَىٰ آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ

"Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin hâtemi'l-enbiyâi ve ma'dini'l-esrâri ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim."

FASIL IX: Âlem-i Misâl'de Peygamber Efendimiz'i (s.a.v.) Rüyada Görme Adabı

Hadis-i şerifte ferman buyrulur: 'Kim beni rüyada görürse, gerçekten beni görmüştür; zira şeytan benim suretime giremez.' (Buhârî, Ta'bîr, 10). Arifler, rüyada Fahr-i Kâinât Efendimiz'i müşahede etmenin zahiri ve bâtıni edeblerini şöyle sıralamıştır:

  1. Helal Lokma İffeti: Boğazdan geçen şüpheli her lokma, basiret gözüne inen zifiri bir perdedir. En az 40 gün boyunca helal lokmaya riayet şarttır.
  2. Lisan Tahareti: Gıybet, yalan ve lüzumsuz kelamdan dil arındırılmalı; gün boyu dilde salavat virdi cari olmalıdır.
  3. Yatak Edebi: Abdestli olarak sağ yan üzerine yatılmalı, Kevser Sûresi ve İhlâs Sûreleri okunarak niyet-i halisa ile uyunmalıdır.
KÜLLİYAT İKMÂLİ | ŞEMAİL VE HİKMET FASILLARI

FASIL IV: ŞEMAİL-İ TİRMİZÎ VE SAHÎHEYN RİVAYETLERİNDE HÂTEM-İ NÜBÜVVE'NİN FİZİKÎ VASIFLARI

İmâm et-Tirmizî'nin eş-Şemâilü'l-Muhammediyye adlı şaheserinde sahâbe-i kirâmın muteber şahitlikleriyle tescil edilen Hâtem-i Nübüvve, Fahr-i Kâinât (s.a.v.) Efendimiz'in iki kürek kemiği arasında, sol küreğe daha yakın bir mevkide yer alan nûrânî peygamberlik mührüdür. Sâib b. Yezîd (r.a.) der ki: "Teyzem beni Resûlullah'a götürdü... Arkasında durdum ve iki küreği arasındaki mühre baktım; keklik yumurtası büyüklüğünde, etrafında benler bulunan gül goncası gibi nurlu bir kabartı idi" (Buhârî, Menâkıb 22; Tirmizî, Şemâil 16).

Selmân-ı Fârisî (r.a.), hak dini ararken Medine'ye kadar uzanan seyahatinde, Tevrat ve İncil'deki kadîm alâmetlerden biri olan bu mühr-ü şerîfi bizzat gözleriyle müşahede etmiş ve derhal İslâm ile şereflenmiştir.

FASIL V: OSMANLI HAT SANATINDA VE TEZHİPTE MÜHR-Ü ŞERÎF DAİRESİ

Osmanlı medeniyetinde Hâtem-i Nübüvve, sülüs ve celi hat sanatıyla dairevî levhalar halinde tezyin edilmiş ve asırlar boyu evlerde, dergâhlarda ve sancaklarda hıfz ve bereket vesilesi olarak taşınmıştır. Bu dairenin merkezinde ve etrafında şu kudsî lafızlar nakşedilir: