Hâfız Ebû Tâhir es-Silefî: Mu'cemü's-Sefer, İskenderiye İrfanı ve Rıhle Külliyâtı
İsfahan'dan Bağdat'a, Şam'dan İskenderiye'ye Seksen Yıllık İlim Rıhlesi; Beş Yüzü Aşkın Muhaddis, Fakih ve Ârifin Portreleri, Semâ Meclisleri ve Hadis Metafiziği Üzerine 10 Fasıllık Büyük Monografi.
FASIL I: İsfahan'da Başlayan Bir Ömür: Ebû Tâhir es-Silefî'nin Nesebi, Tahsili ve Hadis Sevdası
Hâfız Ebû Tâhir Ahmed b. Muhammed b. Ahmed es-Silefî el-Cervânî el-İsfahânî (478-576 / 1085-1180), İslâm ilimler tarihinde hadis hafızlarının önderi, rıhle mektebinin sembol ismi ve İskenderiye'nin manevi kurucusu kabul edilen ulu bir âlimdir. 'Silefî' nisbesi, dedelerinden birinin üç dudağa benzer yarık bir dudağa (es-Silefe) sahip olmasından kaynaklanır. İsfahan'ın ilim ve hadisle kaynayan muhitinde doğan Ebû Tâhir, henüz çocuk yaşta devrin en büyük muhaddislerinin meclislerine katılmış, keskin zekâsı ve fevkalâde hafızasıyla dikkatleri üzerine çekmiştir.
İlk tahsilini İsfahan'da tamamladıktan sonra kalbinde tutuşan âlî isnâd (peygamberî rivayete en az ravi vasıtasıyla ulaşma) arzusu, onu ömrünün sonuna kadar sürecek seksen yıllık muazzam bir ilim seferine sevk etmiştir. Silefî, sadece hadis metinlerini ezberleyen kuru bir nakilci değil; hadislerin illetlerini, ricalin ahlakını ve sünnetin getirdiği bâtınî nuru nefsinde yaşayan bir zühd ve takvâ timsalidir.
FASIL II: 'Rıhle fî Talebi'l-İlm': Horasan, Irak, Hicaz ve Şam Yollarında Kırk Yıllık Yolculuk
İslâm medeniyetinin kurucu unsurlarından biri olan 'Rıhle fî talebi'l-ilm' (ilim uğrunda diyar diyar hicret etme) geleneği, Ebû Tâhir es-Silefî'nin şahsında kemâle ermiştir. Silefî; Bağdat, Basra, Kûfe, Nîşâbur, Hemedan, Rey, Dımaşk, Kudüs, Mekke, Medine ve Kahire başta olmak üzere İslâm dünyasının bütün büyük merkezlerini yaya veya kervanlarla adımlamıştır. Bağdat Nizâmiye Medresesi'nde Ebû Hâmid el-Gazâlî'nin çağdaşları ve talebeleriyle müzakerelerde bulunmuş, dönemin en yüksek isnadlarına sahip şeyhlerinden semâ' almıştır.
Bu rıhleler esnasında karşılaştığı zorluklar, açlık, susuzluk ve eşkıya baskınları Silefî'nin azmini kırmamış; bilakis her meşakkati nefsini terbiye eden bir riyazet vesilesi bilmiştir. Silefî bizzat şöyle nakleder: 'Bağdat'tan Kûfe'ye yürürken ayakkabılarım parçalanmış, ayaklarım kan revan içinde kalmıştı; fakat bir hadisi Hz. Peygamber'e (s.a.v.) bir ravi daha yakın işitebilmek için çektiğim bu eza, bana cennet bahçelerinde gezmekten daha tatlı geliyordu.'
FASIL III: Mu'cemü's-Sefer'in Telif Gayesi ve Biyografik Şaheserin Metodolojisi
Ebû Tâhir es-Silefî'nin günümüze ulaşan en kıymetli şaheseri 'Mu'cemü's-Sefer' (Yolculuk Sözlüğü) adlı muazzam biyografik eserdir. Silefî bu eserde, seyahatleri boyunca bizzat karşılaştığı, meclislerinde oturduğu, kendilerinden hadis işittiği veya icâzet aldığı 500'ü aşkın âlim, fakih, edip, şair ve mutasavvıfın biyografisini alfabetik ve coğrafi bir intizamla kaydetmiştir.
Mu'cemü's-Sefer, alelade bir biyografi kitabı değildir; 12. yüzyıl İslâm dünyasının entelektüel, sosyal, kültürel ve dinî panoramasını çizen canlı bir aynadır. Silefî, ricalin sadece doğum ve vefat tarihlerini vermekle yetinmez; onların ahlakî hususiyetlerini, meclislerindeki latifeleri, zikir usûllerini, okudukları nadide şiirleri ve aralarındaki ilmî münazaraları edibâne bir üslupla nakleder. Bu yönüyle eser, hem bir hadis ricali kaynağı hem de bir tasavvuf ve medeniyet tarihi hazinesidir.
FASIL IV: İskenderiye'ye Yerleşme ve Medresetü's-Silefiyye'nin Kuruluşu: Mısır'da Bir Sünnet Kalesi
Ebû Tâhir es-Silefî, uzun rıhlelerinin ardından 511 (1117) senesinde Akdeniz'in kadim liman şehri İskenderiye'ye vasıl olmuş ve ömrünün kalan altmış yılından fazlasını bu kutlu beldede geçirmiştir. O dönemde Fâtımî Şiî-İsmâilî hilafetinin hâkimiyeti altında bulunan Mısır'da, Sünnî hadis ve fıkıh ilimleri büyük bir baskı altındaydı. Fâtımî vezirlerinden Âdil b. es-Sellâr, Silefî'nin ilmine ve manevi heybetine hayran kalarak İskenderiye'de onun adına 'Medresetü's-Silefiyye' (Âdiliyye) adıyla meşhur olan ilk Sünnî medreseyi inşa ettirmiştir.
Bu medrese, kısa sürede Endülüs'ten ve Mağrib'den Hicaz'a ve Horasan'a kadar bütün İslâm âleminden talebelerin akın ettiği bir ilim dârülfünûnu haline gelmiştir. Silefî'nin rahle-i tedrisinden geçen binlerce talebe, Mısır'da Eyyûbîlerin gerçekleştireceği Sünnî ihyânın fikrî ve ilmî zeminini hazırlamıştır. İskenderiye, Silefî sayesinde sadece bir ticaret limanı değil, Akdeniz'in hadis ve sünnet başkenti hüviyetini kazanmıştır.
FASIL V: Mu'cem'deki Ârifler ve Mutasavvıflar: Muhaddislerin Zühd ve Murakabe Dünyası
Mu'cemü's-Sefer'in en dikkat çekici vechesi, eserde yer alan onlarca mutasavvıf, zâhid ve çilekeş dervişin halleridir. Ebû Tâhir es-Silefî, hadis ehli ile tasavvuf ehli arasında zâhiren var olduğu zannedilen yapay uçurumu bütünüyle ortadan kaldırmıştır. Ona göre hakiki muhaddis, Resûlullah'ın (s.a.v.) ahlakıyla ahlaklanan zâhiddir; hakiki mutasavvıf da amellerini sünnet-i seniyyeye dayandıran âlimdir.
Silefî, eserinde Şam çöllerinde tek başına ibadet eden zâhidlerden, Bağdat ribâtlarındaki pîrlere, Nil kenarında halvet hayatı yaşayan meczuplardan Mağrib mürşidlerine kadar pek çok maneviyat büyüğünü tanıtır. Onların kerâmetlerini, istiğrak anlarında söyledikleri hikmetli sözleri ve geceleri döktükleri gözyaşlarını hürmetle kaydeder. Kendisi de ömrü boyunca oruç tutmuş, geceleri Kur'ân ve teheccüd ile ihya etmiş, dünyalık hiçbir makama ve servete iltifat etmemiştir.
FASIL VI: İlim Yolunda Kadın Muhaddisler ve Âlimeler: Silefî'nin Talebesi Olduğu Hanım Üstatlar
Mu'cemü's-Sefer, İslâm medeniyetinde kadının ilmî hayattaki muazzam mevkiini ispat eden en mühim tarihî vesikalardan biridir. Silefî, seyahatleri boyunca bizzat meclislerine katılıp kendilerinden hadis rivayet ettiği onlarca kadın muhaddise ve fakiheyi eserinde büyük bir saygıyla zikreder. İsfahan'da Bintü't-Taberî, Bağdat'ta Şühede el-Kâtibe (Fahrünnisâ), Kerîme el-Merveziyye ekolünden gelen hanım âlimeler bunlardan sadece birkaçıdır.
Silefî, bu hanım üstatların rivayet titizliğini, hafızalarının sağlamlığını ve isnadlarındaki âlî dereceyi över. Bir kadından hadis dinlemeyi ve icâzet almayı şereflerin en büyüğü sayan Silefî mektebi, kadınların sadece evlerinde değil; camilerde, medreselerde ve ilim halkalarında bizzat hocalık yaptıklarını ve devrin en büyük erkek âlimlerine icâzet verdiklerini gözler önüne serer.
FASIL VII: Hadis Rivayetinde İsnâd, Semâ' ve İcâzet Usûlü: Canlı İlim Naklinin Ruhu
Silefî'nin hadis metodolojisi, isnâdın İslâm ümmetine mahsus ilâhî bir imtiyaz olduğu şuuru üzerine kuruludur. Abdullah b. Mübârek'in 'İsnâd dindendir; eğer isnâd olmasaydı her dileyen aklına geleni söylerdi' kaidesini hayatının mihveri kılan Silefî, rivayetlerin lafzî doğruluğu kadar manevî sıhhatine de titizlik göstermiştir. Hadis meclislerinde 'Semâ'' (bizzat hocanın ağzından işitme), 'Kırâat' (hocanın huzurunda talebenin okuması) ve 'Münâvele / İcâzet' şartlarını en kâmil manada tatbik etmiştir.
Silefî'ye göre hadis meclisleri, meleklerin kanatlarını serdiği rahmet bahçeleridir. Hadis meclisine giren sâlik; gusletmeli, en temiz elbiselerini giymeli, güzel kokular sürünmeli ve Resûlullah'ın (s.a.v.) huzurunda oturuyormuşçasına edeb ve huşû ile diz çökmelidir. Bu usûlî hassasiyet, Medresetü's-Silefiyye'den neşet eden talebelerin hadis naklinde zerre kadar gevşeklik göstermemesini temin etmiştir.
FASIL VIII: Selâhaddîn-i Eyyûbî ve Eyyûbî Hükümdarlarının Silefî Meclislerindeki Diz Çöküşü
Mısır'da Fâtımî hilafetini ilga edip Eyyûbî Devleti'ni kuran ve Kudüs fatihi olan büyük kumandan Selâhaddîn-i Eyyûbî, Ebû Tâhir es-Silefî'nin en sadık bendelerinden ve talebelerinden biridir. Selâhaddîn, devlet idaresinin ve Haçlı seferlerinin en buhranlı anlarında dahi İskenderiye'ye gelerek Medresetü's-Silefiyye'de yaşlı pîrin huzurunda diz çöker, ondan hadis dinler ve duasını alırdı.
Tarihçiler, Selâhaddîn-i Eyyûbî'nin oğulları el-Melikü'l-Efdal ve el-Melikü'l-Azîz'i elinden tutarak Silefî'nin meclisine getirdiğini ve şehzadelere bizzat Silefî'den hadis işittirip icâzet aldırdığını nakleder. Sultanların ve vezirlerin bu hürmeti karşısında Silefî, vakarından ve istiğnasından asla taviz vermemiş; hükümdarlara adalet, merhamet, cihad ve beytülmâle riayet hususunda en cesur nasîhatleri vermekten çekinmemiştir.
FASIL IX: Silefî'nin Edebî Kişiliği, Şiirleri ve İrfânî Hikmetleri
Ebû Tâhir es-Silefî, hadisteki emsalsiz otoritesinin yanında Arap dili, edebiyatı ve şiirinde de devrinin sayılı üstatlarındandır. Mu'cemü's-Sefer'in satır aralarına serpiştirdiği kendi şiirleri ve mülaki olduğu ediplerin beyitleri, onun ne derece zarafet sahibi bir zevk-i selîme malik olduğunu gösterir. Silefî'nin şiirlerinde dünya hayatının faniliği, ölümün yakınlığı, ilim tahsilinin lezzeti ve Resûl-i Ekrem'e (s.a.v.) duyulan hudutsuz muhabbet ana temalardır.
Silefî bir beytinde şöyle terennüm eder: 'İlim taliplisi için yeryüzünün her köşesi bir vatandır, Resûlullah'ın sözünü işittiği yer ise onun cennet bahçesidir. Gençliğini mürekkep hokkalarında tüketen bir ârif, Kıyamet günü şehitlerin kanıyla tartan nurlu bir teraziye erer.' Bu irfânî hikmetler, Silefî'nin ders halkasını sadece bir hafıza mektebi değil, bir gönül dergâhı haline getirmiştir.
FASIL X: Mu'cemü's-Sefer'in Tarihî ve Kültürel Değeri: Ortaçağ İslâm Şehirlerinin Yaşayan Hafızası
Hâfız Ebû Tâhir es-Silefî, hicrî 576 (1180) senesinde İskenderiye'de yaklaşık yüz yaşında vefat ettiğinde, arkasında İslâm medeniyetinin en zengin kütüphanelerinden birini ve binlerce icâzetli talebeyi emanet bırakmıştır. Cenazesine Sultan Selâhaddîn'in emriyle devlet erkânı, ulema ve yüz bini aşkın İskenderiye halkı iştirak etmiş; kabri şehrin en hürmetli ziyaretgâhlarından biri olmuştur.
Mu'cemü's-Sefer, bugün sadece hadis ilmi için değil; Ortaçağ İslâm dünyasının şehir monografileri, kütüphane tarihi, medrese mimarisi, kitap istinsah kültürü ve tasavvufî sosyolojisi için vazgeçilmez birinci elden bir ana kaynaktır. Silefî'nin bu eseri, ilim ile amelin, rıhle ile zühdün, hadis ile irfanın nasıl muazzam bir terkip oluşturduğunu gösteren ebedî bir medeniyet âbidesidir.