Hâce Abdullah el-Ensârî: Sad Meydân (Yüz Meydan) ve Seyrüsülûk Coğrafyası Külliyâtı
Pîr-i Herat'ın Farsça İrfan Başyapıtı; Tevbeden Tevhîd ve Fenâya Yüz Manevi Meydanın Ontolojisi, Halleri ve Mertebeleri Üzerine 10 Fasıllık Büyük Monografi.
FASIL I: Pîr-i Herat Şeyhülislâm Abdullah el-Ensârî ve Horasan İrfan Mektebi
İslâm tasavvuf ve hadis tarihinin en müstesna şahsiyetlerinden biri olan Ebû İsmâil Abdullah b. Muhammed el-Ensârî el-Herevî (396-481 / 1006-1089), ilim havzalarında 'Şeyhülislâm' ve Horasan irfanında 'Pîr-i Herat' unvanıyla anılır. Aslen Medineli sahabi Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin (r.a.) soyundan gelen Herevî, Herat'ta doğmuş, hem katıksız bir hadis ve sünnet muhafızı hem de seyrüsülûk makamlarını hendesî bir hassasiyetle haritalandıran büyük bir tasavvuf piri olarak tarihe geçmiştir.
Herevî'nin irfan dünyası, Horasan mektebinin coşkun aşkı ile Hanbelî mektebinin şer'î hassasiyetini harmanlayan eşsiz bir terkip sunar. O, kelâmcıların felsefî spekülasyonlarına karşı çıkarken, tasavvufu bütünüyle Kur'ân ve Sünnet temelleri üzerine oturtmuştur. Arapça kaleme aldığı meşhur 'Menâzilü's-Sâirîn'i ve ondan önce Farsça olarak dervişlerine dikte ettirdiği 'Sad Meydân' (Yüz Meydan), seyrüsülûkun psikolojik ve ontolojik duraklarını adım adım gösteren birer ruhanî topografyadır.
FASIL II: Sad Meydân'ın Doğuşu ve Yapısı: Menâzilü's-Sâirîn'in Farsça Ana Haritası
Sad Meydân, Hâce Abdullah el-Ensârî'nin Herat'taki meclislerinde dervişlerine seyrüsülûk menzillerini izah ederken tutulan takrirlerden doğmuştur. Eser, Farsça nesrin en akıcı, en şiirsel ve en derin örneklerinden biridir. Herevî, insan ruhunun Allah'a olan seferini yüz ayrı 'Meydân' (meydan/alan/savaş alanı) olarak tasvir eder. Bu kavram tercihi son derece anlamlıdır: Meydan, dervişin nefsine, hevasına ve şeytana karşı ruhanî bir cihad verdiği, manevi zırhını kuşanarak kemâle doğru ilerlediği mücadele sahasıdır.
Herevî'ye göre bu yüz meydan, rastgele sıralanmış kavramlar değildir. Her meydan bir öncekinin meyvesi, bir sonrakinin ise tohumu ve kapısıdır. Tevbe meydanından çıkan sâlik, İnâbe meydanına adım atar; oradan Zühd, Vera', Sabır, Rızâ, Şükür, Havf, Recâ basamaklarını tırmanarak nihayet yüzüncü meydan olan 'Tevhîd' meydanında fenâya ve bekâya erer. Sad Meydân, Menâzilü's-Sâirîn'in öncülü ve felsefî omurgasıdır.
FASIL III: İlk On Meydan: Tevbe, İnâbe, Zühd, Vera', İbâdet, İrâdet, Riyâzet, Sabır, Rızâ ve Şükür
Sad Meydân'ın ilk onluğu, sâlikin yola çıkış (bidâyet) hazırlıklarını ve nefsi tezkiye adımlarını ihtiva eder: 1. Tevbe Meydanı: Günahı terk etmek, pişmanlık duymak ve helalleşmekle başlar. 2. İnâbe Meydanı: Sırf cezadan korktuğu için değil, sevgi ve hürmetle Hakk'a dönmektir. 3. Zühd Meydanı: Dünyanın fazlalıklarından ve kalbi meşgul eden her şeyden el çekmektir. 4. Vera' Meydanı: Şüpheli şeylerden kaçınarak takvanın inceliklerine sarılmaktır. 5. İbâdet Meydanı: Emirlere ihlasla boyun eğmek ve taati bir yük değil nimet bilmektir. 6. İrâdet Meydanı: Kendi iradesini Hakk'ın iradesinde eritmek, mürid olmaktır. 7. Riyâzet Meydanı: Nefsin azgın arzularını açlık, sükût ve halvetle terbiye etmektir. 8. Sabır Meydanı: Belalara karşı şikayet etmemek, ibadette sebat göstermektir. 9. Rızâ Meydanı: Başa gelen her tecellîyi tebessümle ve ilâhî hikmet olarak karşılamaktır. 10. Şükür Meydanı: Nimetin sahibini görüp, nimeti O'nun yolunda sarf etmektir.
FASIL IV: İkinci Onluk: Havf, Recâ, Hüzün, Gayret, Şevk, Vecd, Hayret ve Gaybet
Sâlik ilk on meydanda nefsini terbiye ettikten sonra, kalbî hallerin cereyan ettiği ikinci onluk meydanına dahil olur. Herevî burada duyguların manevi kimyasını çözer: - Havf (Korku): Allah'ın celâlinden ve uzak kalmaktan titremektir. - Recâ (Ümit): Allah'ın cemâline ve affına sonsuz güven duymaktır. - Hüzün: Geçen ömrün gafletine ve vuslatın gecikmesine ağlamaktır. - Şevk: Sevgiliye kavuşma arzusunun kalbi yakıp kavurmasıdır. - Vecd: Zikir veya semâ esnasında kalbe aniden inen ilâhî cezbe kıvılcımıdır. - Hayret: İlâhî azamet karşısında aklın durması, hayranlıkla secdeye kapanmasıdır. - Gaybet: Kulun halkı ve kendi varlığını unutup sırf Hakk'ın mevcudiyetiyle mest olmasıdır. Bu meydanlar, sâlikin beşerî ağırlıklarından kurtulup ruhanîleştiği sahalardır.
FASIL V: Kalbin Arınma ve İhlâs Meydanları: Sıdk, İhlâs, Murakabe ve Haya
Herevî'nin Sad Meydân'ındaki en derin tahlilleri, ahlâkın kalbî boyutuna dairdir: - Sıdk Meydanı: İçiyle dışının, sözüyle özünün bir olması; hiçbir hâlde yalan ve yapmacıklığa yer bırakmamaktır. Sıddîklar, peygamberlerden sonraki en yüce zümredir. - İhlâs Meydanı: Amelin içine zerre kadar menfaat, şöhret veya makam kokusu karıştırmamaktır. Herevî der ki: 'İhlas, amelini amel görmemektir.' - Murakabe Meydanı: Allah'ın her an kendisini gördüğünü, kalbinden geçen her düşünceyi bildiğini bilerek edebini muhafaza etmektir. - Haya Meydanı: Hak Teâlâ'nın huzurunda bulunmaktan dolayı duyulan kutsal utanç ve mahviyettir. Haya, kulun günaha yaklaşmasına en büyük manevi settir.
FASIL VI: Ahlâkî Kemâl ve Fütüvvet Meydanları: Cömertlik, Îsâr ve Tevazu
Herevî, sâlikin yalnızca ferdî bir derviş olmasını değil, cemiyete rahmet olan bir 'civânmerd' (fütüvvet ehli) olmasını hedefler: - Fütüvvet Meydanı: Kendi nefsini başkalarının nefsine feda etmek, kötülük edene iyilikle mukabelede bulunmaktır. - Îsâr Meydanı: Kendisi muhtaç olduğu halde elindekini kardeşine ikram etmektir (Hâşr Sûresi 9. âyet tecellîsi). - Tevazu Meydanı: Kendini kâinattaki bütün mahlûkattan aşağı görmek, hiçbir kula üstünlük taslamamaktır. Herevî'ye göre bu ahlâkî meydanlar geçilmeden hakiki irfana ulaşılamaz; ahlakı kemâle ermeyenin tasavvufu kuru bir iddiadan ibarettir.
FASIL VII: İrfan ve Basiret Meydanları: İlim, Hikmet, Basiret ve Firâset
Zihnin ve kalbin idrak kapılarının açıldığı bu meydanlarda sâlik, eşyanın hakikatine nüfuz etmeye başlar: - İlim Meydanı: Zâhirî malumat değil, kişiyi amele sevk eden ve kalbe nûr bırakan amelî ilimdir. - Hikmet Meydanı: Her şeyi yerli yerine koymak, eşyadaki ilâhî gayeyi okumaktır. - Basiret Meydanı: Kalp gözünün açılması, gayb perdelerinin arkasındaki manevi işaretleri sezebilme kabiliyetidir. - Firâset Meydanı: Müminin Allah'ın nûruyla bakarak insanların iç hallerini ve niyetlerini keşfetmesidir ('Müminin ferasetinden sakınınız, zira o Allah'ın nûruyla bakar'). Bu meydanlarda sâlik, cehalet karanlıklarını tamamen geride bırakır.
FASIL VIII: Aşk, Muhabbet ve Üns Meydanları: Fenâ ve Bekâ Eşikleri
Doksanlara yaklaşıldığında meydanlar yakıcı bir ilâhî aşk fırtınasına dönüşür: - Muhabbet Meydanı: Kalbin sadece Sevgili'nin zikriyle atması, O'ndan gayrı her şeyin yabancılaşmasıdır. - Üns Meydanı: Allah ile baş başa kalmanın verdiği sonsuz huzur, yalnızlık korkusunun tamamen silinmesidir. - Heybet Meydanı: İlâhî cemâlin celâl ile tecellî ettiği anda duyulan haşyet ve teslimiyettir. - Fenâ Meydanı: Sâlikin kendi izâfî varlığından, benliğinden, iradesinden ve sıfatlarından tamamen sıyrılarak Hakk'ın varlığında yok olmasıdır. - Bekâ Meydanı: Fenâdan sonra ilâhî ahlâk ile yeniden dirilip, halkın arasına Hakk ile beraber dönmektir.
FASIL IX: Yüzüncü Meydan: Tevhîd ve Vahdet-i Sırrın Zirvesi
Sad Meydân'ın nihai zirvesi ve 100. Meydanı 'Tevhîd'dir. Herevî, tevhîdi üç dereceye ayırarak bu muazzam seferi noktalar: 1. Avâmın Tevhîdi: Kelime-i tevhîdi diliyle tasdik edip, şirkten uzak durmak ve şeriat hükümlerine uymaktır. 2. Havâssın Tevhîdi: Bütün fiillerin ve sebeplerin arkasında tek bir Fâil-i Hakîkî'yi (Allah'ı) müşahede etmek, esbâba takılıp kalmamaktır. 3. Ahassü'l-Havâssın Tevhîdi: Varlıkta Hakk'tan başka hiçbir hakiki vücûd görmemek; kulun 'ben' dediği perdenin tamamen yırtılması ve 'O'ndan başka ilâh yoktur' hakikatinin Zâtî tecellîsiyle idrak edilmesidir. Herevî burada susar: 'Tevhîd, lisana sığmaz; o ancak kalpte tadılan ilâhî bir nûrdur.'
FASIL X: Sad Meydân'ın Mirası: Menâzilü's-Sâirîn ile Mukayesesi ve İrfan Tarihindeki Tesiri
Sad Meydân, Hâce Abdullah el-Ensârî'nin daha sonra kaleme alacağı Arapça 'Menâzilü's-Sâirîn'in taslağı ve ilk çekirdeğidir. Menâzilü's-Sâirîn yüz makamı onar bölümlük on ana kategoriye ayırıp son derece veciz ve remizli bir dille anlatırken; Sad Meydân Farsça'nın sıcak, samimi ve didaktik üslubuyla bu makamları şerh eder.
Bu iki eser, asırlar boyunca başta Kemâleddîn Abdürrezzâk el-Kâşânî, Şemsüddîn et-Tüsterî ve İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye (Medâricü's-Sâlikîn şerhiyle) olmak üzere yüzlerce âlim ve arif tarafından şerh edilmiştir. Sad Meydân, ruhun miracı olan seyrüsülûkun adımlarını kaybetmeden yürümek isteyen her hakikat yolcusunun elindeki en güvenilir ruhanî haritadır.