Fuzûlî: Hadîkatü's-Süedâ, Ehl-i Beyt Muhabbeti, Kerbelâ İrfanı ve Tasavvufî Aşk Külliyâtı
Bağdat ve Kerbelâ Türbedârı Büyük Şairin Kaleminden Şühedâ Bahçesi, Belâ ve Rızâ Makamı, Hakîkat-i Muhammediyye ve Edebî Mersiye Hikmeti Üzerine 10 Fasıllık Büyük Monografi.
FASIL I: Fuzûlî'nin Hayatı, Kerbelâ Türbedarlığı ve Şahsiyetinin İrfanî Mayası
On altıncı yüzyıl Türk edebiyatı ve İslâm irfanının en gür sedası olan Mehmed b. Süleyman Fuzûlî (1483-1556), Hille, Bağdat ve Kerbelâ üçgeninde ömür sürmüş büyük bir hakikat ehlidir. Kendisine 'Fuzûlî' mahlasını seçerken hem 'lüzumsuz, boş' anlamındaki tevazuunu hem de 'faziletler sahibi' manasını kastetmiş, böylece edebiyat tarihinde eşine az rastlanır bir edep abidesi dikmiştir. Ömrünün önemli bir kısmını Hz. Hüseyin'in (r.a.) Kerbelâ'daki türbesine hizmet ederek (türbedarlık) geçiren Fuzûlî, Irak havzasının çok dilli ve çok kültürlü atmosferinde Türkçe, Farsça ve Arapça üç divan yazacak derecede lisana hâkim olmuştur. Onun şiirinde ve nesrinde hissedilen dinmeyen hüzün, yalnızca dünyevî bir dert değil; fâni olandan ebedî olana yönelen bir seyr-i sülûkun, Ehl-i Beyt'e duyulan aşk-ı hakikînin yakıcı feryadıdır.
FASIL II: Hadîkatü's-Süedâ'nın Telif Sebebi ve Hüseyin Vâiz-i Kâşifî'nin Ravzatü'ş-Şühedâ'sı ile Mukayesesi
Fuzûlî'nin mensur şaheseri Hadîkatü's-Süedâ (Mutlular Bahçesi), Timurlu döneminin meşhur vaiz ve mutasavvıfı Hüseyin Vâiz-i Kâşifî'nin Farsça kaleme aldığı Ravzatü'ş-Şühedâ eserinden mülhemdir. Ancak Fuzûlî'nin eseri basit bir tercüme değil; telif derecesinde orijinal, lirik ve tasavvufî bir yeniden inşadır. Fuzûlî mukaddimesinde Türk kavminin Ehl-i Beyt muhabbetiyle dolu olduğunu, fakat onların dillerinde Kerbelâ destanını layıkıyla terennüm eden kâmil bir mensur eserin bulunmayışından duyduğu kederi dile getirir. Eserine kendi nefesinden kattığı lirik kasideler, mersiyeler ve rubailerle Fuzûlî, Kâşifî'nin didaktik metnini bir gözyaşı ve irfan ummanına dönüştürmüştür.
FASIL III: Belâ ve İmtihan Metafiziği: 'Eşeddü'n-nâsi belâen el-enbiyâ' Hakikati
Hadîkatü's-Süedâ'nın felsefî ve kelâmî omurgasını 'İlâhî Belâ ve Rızâ' doktrini teşkil eder. Fuzûlî, eserin girişinde Resûlullah'ın (s.a.v.) 'İnsanlar içinde belânın en şiddetlisine uğrayanlar peygamberlerdir, sonra veliler, sonra da derecesine göre sâlihlerdir' hadis-i şerifini tefsir eder. Ona göre belâ, Allah'ın sevdiklerini fani dünyanın bağlarından koparıp Zât-ı Zülcelâl'e yakınlaştıran ilâhî bir ikramdır. Şehadet ve keder, ceza değil; velâyet tahtının altın tacıdır. Hz. Hüseyin ve Kerbelâ şehitleri, dünyevî bir hezimete uğramamış, bilakis ilâhî aşkın en çetin sınavını rızâ ve teslimiyetle geçerek ebedî saadet bahçesine (hadîkatü's-süedâ) vasıl olmuşlardır.
FASIL IV: Hz. Âdem'den Hz. Zekeriyyâ ve Yahyâ'ya: Peygamberler Tarihinin Çile Çizgisi
Fuzûlî eserinde Kerbelâ faciasını kâinat tarihinden tecrit edilmiş münferit bir olay olarak ele almaz. Eserin ilk yarısı, Hz. Âdem'in cennetten ayrılış kederinden başlar; Hz. Nûh'un tufan çilesi, Hz. İbrâhîm'in ateşe atılışı, Hz. Yâkub'un evlat hasretiyle kör olan gözleri, Hz. Yûsuf'un kuyu ve zindan yalnızlığı, Hz. Mûsâ'nın Tûr'daki tecellisi, Hz. Eyyûb'un sabır potasındaki yaraları ve Hz. Zekeriyyâ ile Hz. Yahyâ'nın şehadetleriyle devam eder. Fuzûlî böylece gösterir ki, Kerbelâ çilesi bütün peygamberlerin çektiği ızdırapların nihai zirvesi ve kemâl noktasıdır.
FASIL V: Nûr-ı Nübüvvet ve Âl-i Abâ: Hz. Peygamber, Hz. Fâtıma, Hz. Ali ve Hz. Hasan
Peygamberler tarihinin ardından Fuzûlî, Nûr-ı Muhammedî'nin zuhurunu ve Âl-i Abâ'nın (Pencüten-i Âl-i Abâ) manevi makamlarını tavsif eder. Fahri Kâinat Efendimiz'in irtihali, kızı Hz. Fâtımatü'z-Zehrâ'nın hicranı, Şâh-ı Merdân Hz. Ali'nin Kûfe mescidinde şehadeti ve İmam Hasanü'l-Müctebâ'nın zehirlenişi fasıl fasıl anlatılır. Her bir masumun vefatı, Kerbelâ'ya doğru yaklaşan ruhanî tufanın habercisidir. Fuzûlî bu bölümlerde Ehl-i Beyt'in zâhirî bir hanedan değil, vahyin canlı timsali ve hakîkat-i Muhammediyye'nin yeryüzündeki şubeleri olduğunu vurgular.
FASIL VI: Kerbelâ Vak'ası ve Hz. Hüseyin'in (r.a.) Rızâ Makamındaki Şehadeti
Hadîkatü's-Süedâ'nın doruk noktası, Muharrem ayının onuncu günü (Âşûrâ) Kerbelâ çölünde yaşanan destansı mukavemettir. Fuzûlî, susuzluğun (ataş) kavurduğu Kerbelâ sahrasını, çadırların feryadını, Hz. Ali Asgar'ın kucakta vuruluşunu, Hz. Ali Ekber ve Hz. Kāsım'ın yiğitliğini ve nihayetinde Seyyidü'ş-Şühedâ Hz. Hüseyin'in tek başına kaldığı anları yürek parçalayıcı bir belâgatla resmeder. Hz. Hüseyin'in dilinden dökülen münâcatlar, nefsin ve dünyanın zilletine boyun eğmeyen ilâhî izzetin, zulme karşı susmayan tevhid bayrağının ebedî manifestosudur.
FASIL VII: Fuzûlî'nin Üslûbu: Şiir ve Nesrin Evliliği, Mersiye Sanatı ve Yanık Terennüm
Fuzûlî Hadîkatü's-Süedâ'da nesir sanatını şiirle kusursuzca mezcetmiştir. Mensur kısımlarda seci'ler (iç kafiyeler), tezatlar, istiareler ve teşbihler su gibi akar; hadisenin tansiyonu yükseldiğinde ise yazar sözü manzumeye bırakır. Eserin içine serpiştirilen gazeller ve mersiyeler, Türk edebiyatında ağıt türünün erişilmez şaheserleridir. Fuzûlî'nin dili yapay bir saray lisanı değil; halkın vicdanına, sinesine ve gözyaşına hitap eden duru, samimi, derin ve büyüleyici bir Azerî-Irak Türkçesidir.
FASIL VIII: Tasavvufta 'Fikr-i Kerbelâ': Nefis Ordusu ile Ruh İmamı Arasındaki Manevi Savaş
Fuzûlî'nin metni zâhirî bir tarih anlatısının çok ötesinde tasavvufî bir alegori barındırır. İrfan ehli için Kerbelâ, her insanın kendi derununda her an cereyan eden bir cihad-ı ekberdir. Yezîd ve Kûfe ordusu insanın süflî heveslerini, dünyevî hırslarını ve nefs-i emmâresini simgeler. Hz. Hüseyin ve onun aziz yâranı ise ruhu, akl-ı selîmi, vicdanı ve Hakk'a adanmışlığı temsil eder. Kerbelâ'yı okumak, nefsin sahte saltanatına karşı ruhun Hüseynî kıyamını başlatmaktır.
FASIL IX: Osmanlı ve Safevî Kültür Havzalarında Hadîkatü's-Süedâ'nın Ortak Vicdandaki Yeri
On altıncı asırda Osmanlı-Safevî siyasî rekabetinin en keskin olduğu bir dönemde Bağdat'ta yazılan Hadîkatü's-Süedâ, mezhep ve siyaset üstü bir tevhid köprüsü kurmuştur. Eser, hem Osmanlı tekkelerinde (özellikle Bektâşî, Halvetî, Mevlevî ve Kâdirî meclislerinde) Muharrem aylarında baştan sona tilavet edilmiş hem de Safevî ve Türkmen muhitlerinde derin bir hürmetle okunmuştur. Fuzûlî'nin Ehl-i Beyt sevgisi, müminleri ayrıştıran değil; Resûlullah'ın emanetinde birleştiren evrensel bir mayadır.
FASIL X: Ehl-i Beyt Muhabbetinin Evrensel Mesajı: Adalet, Vefa ve Hakikate Sadakat Mirası
Hadîkatü's-Süedâ'nın son faslı, kederin arkasındaki ulvî dersi insanlığa ilan eder. Hz. Hüseyin'in Kerbelâ'daki duruşu, zulüm karşısında sayıca az olmanın mazeret olamayacağını, hakkın hatırının her şeyden üstün olduğunu tescillemiştir. Fuzûlî'nin şaheseri, asırlar boyu okuyucusuna sadece ağlamayı değil; zulme buğzetmeyi, mazluma kol kanat germeyi, Ehl-i Beyt'in ahlâkıyla ahlâklanmayı ve her şart altında Hakk'ın rızâsına teslim olmayı öğreten ölümsüz bir mekteptir.