Nîşâburlu büyük mutasavvıf Ferîdüddin Attâr Hazretleri'nin Mantıku't-Tayr şaheseri; Hüdhüd'ün kılavuzluğu, Yedi Vadi (Heft Vâdî), Sîmurg sırrı ve vahdet külliyatı.
Ferîdüddin Attâr ve Mantıku't-Tayr: Simurg'a Yolculuk, Yedi Aşk Vadisi ve Fenâ Hakikati Külliyatı
Nîşâburlu büyük mutasavvıf Ferîdüddin Attâr Hazretleri'nin Mantıku't-Tayr şaheseri; Hüdhüd'ün kılavuzluğu, Yedi Vadi (Heft Vâdî), Sîmurg sırrı ve vahdet külliyatı.
FASIL I: Nîşâbur'un Attârı ve Ârifi: Ferîdüddin Attâr'ın Hayatı ve Dönüşümü
Fars ve İslâm edebiyatının en büyük tasavvuf şairlerinden, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin 'Attâr ruh idi, Senâî iki gözü; biz ise Attâr ile Senâî'nin ardından geldik' diyerek tazimle andığı Ebû Hâmid Ferîdüddîn Muhammed b. Ebî Bekr İbrâhîm-i Attâr-ı Nîşâbûrî (540-618 / 1145-1221), Horasan'ın kültür başkenti Nîşâbur'da doğmuştur.
Babası gibi 'Attâr' (hekim-eczacı ve koku tüccarı) olan Ferîdüddin, dükkânında yüzlerce çeşit şifalı bitki, macun ve koku satarken; aynı zamanda her gün onlarca hastayı muayene edip nabızlarına bakarak tıp ve tabiat ilimlerinde derinleşmiştir.
Onun zâhirî hekimlikten kalbî tabipliğe geçişi meşhur bir hadiseyle başlar: Bir gün dükkânına pejmürde kılıklı bir derviş gelir ve vitrindeki zenginliğe bakıp derin bir 'Ah!' çeker. Attâr ona: 'Ne bakıyorsun, gitsene işine!' deyince derviş: 'Benim gitmem kolay ey hâce; sırtımda bir hırkam var, çeker giderim. Asıl sen bu kadar ağır yüklerle, bu dükkânla ve bu altınlarla bu dünyadan nasıl çekip gideceksin?' der ve hırkasını başının altına koyup oracıkta ruhunu teslim eder. Bu hadise Attâr'ın kalbinde bir şimşek gibi çakar; derhal dükkânını fakirlere dağıtır, Şeyh Mecdüddîn-i Bağdâdî'nin dergâhına sığınarak seyr u sülûk deryasına dalar.
FASIL II: Mantıku't-Tayr'ın (Kuş Dili) Doğuşu: Kur'ânî Menşe ve Sembolik Kurgu
Attâr'ın ölümsüz şaheseri Mantıku't-Tayr, ismini Neml Sûresi'nin 16. âyetinde Hz. Süleymân'a (a.s.) atfedilen 'Ve üllimnâ mantıka't-tayr' (Bize kuşların dili öğretildi) beyanından alır. Eser, sülûkun çetin merhalelerini kuşların diliyle anlatan alegorik bir seyr u sülûk destanıdır.
Hikâye şöyledir: Dünyadaki bütün kuşlar bir araya gelip: 'Dünyada her kavmin bir padişahı var, bizim niçin bir hükümdarımız yok? Padişahsız nizam olmaz' diyerek kendilerine bir hükümdar aramaya karar verirler. Bu esnada Hz. Süleymân'ın sırdaşı olan nûrânî Hüdhüd (mürşid-i kâmil sembolü) ortaya çıkar ve der ki: 'Bizim bir padişahımız zaten vardır; O'nun adı Sîmurg'dur! O, Kaf Dağı'nın ardındadır, bize şahdamarımızdan daha yakındır fakat aramızda yüz binlerce zulmet ve nur perdesi vardır. O'na ulaşmak için canı terk etmek gerekir.'
FASIL III: Kuşların Mazeretleri ve Hüdhüd'ün Cevapları: İnsan Nefsinin İllüzyonları
Sîmurg'a giden yolun çetinliğini duyan kuşlar, kendi dünyevî zaaflarını temsil eden mazeretler ileri sürerek sefere çıkmaktan kaçınmak isterler. Attâr, bu sahnede insan nefsinin bahanelerini muazzam bir teşrih masasına yatırır: 1. Bülbül: Gülün aşkıyla sarhoş olduğunu, gülsüz yaşayamayacağını söyler (Dünyevî ve geçici güzelliklere takılıp kalan nefis). Hüdhüd der ki: 'Gülün güzelliği birkaç günlüktür; fânî sevgiliye bağlanan sonunda hüsrana uğrar.' 2. Tâvus Kuşu: Cennet'ten kovulduğunu, tek arzusunun Cennet'e geri dönmek olduğunu söyler (Amelini menfaat ve Cennet arzusu için yapan zahid nefis). Hüdhüd der ki: 'Sîmurg padişahtır; sarayın sahibini bırakıp sarayın bahçesine takılmak ahmaklıktır.' 3. Ördek: Suda yaşadığını, sudan çıkarsa öleceğini söyler (Zâhirî temizlik ve ritüellere takılıp kalbî arınmayı unutan nefis). 4. Keklik: Mücevherlere ve dağların taşlarına meftun olduğunu söyler (Mal, mülk ve dünya zinetine tapan nefis). 5. Doğan (Şahin): Padişahların kolunda avlanmayı sevdiğini söyler (Mevki, makam ve iktidar peşinde koşan nefis).
Hüdhüd, mürşidane ferasetiyle bütün bu mazeretleri çürütür ve kuşları Kaf Dağı'na doğru yola çıkarır.
FASIL IV: Yedi Vadi (Heft Vâdî): Sülûkun Yedi Çetin İmtihanı
Kuşların Sîmurg'a vuslatı için aşmaları gereken yedi vadi, nefsin yedi mertebesini (Etvâr-ı Seb'a) ve ruhun yedi tekâmül basamağını temsil eder: 1. Vâdî-i Taleb (Arayış Vadisi): Sâlikin masivayı terk edip samimiyetle Hak yoluna düşmesidir; mal mülk feda edilir, her şeyden el çekilir. 2. Vâdî-i Işk (Aşk Vadisi): Aklın susup ateşin konuştuğu yerdir. Âşık aklını ateşe atar; hesap kitap biter, can derdi kalmaz. 3. Vâdî-i Ma'rifet (İrfan Vadisi): Kalp gözünün açıldığı, her zerrenin kendi lisanıyla Hakk'ı zikrettiğinin müşahede edildiği basiret makamıdır. 4. Vâdî-i İstiğnâ (Gönül Tokluğu ve Hiçlik Vadisi): Kulun kâinata ve feleklere karşı mutlak bir istiğnâya bürünmesidir; burada binlerce cihan bir saman çöpü, yüz binlerce yıldız bir kıvılcım kadar ehemmiyetsiz kalır. 5. Vâdî-i Tevhîd (Birlik Vadisi): Çokluğun (kesret) silinip Vahdet'in hâkim olduğu yerdir; sâlik sayılardan, ikilikten ve zıtlıklardan kurtulur. 6. Vâdî-i Hayret (Şaşkınlık Vadisi): Aklın ve idrakin tamamen donduğu, hayret denizinde boğulma makamıdır. Sâlik: 'Ben kimim, var mıyım yok muyum, âşık mıyım ma'şûk muyum bilmiyorum' der. 7. Vâdî-i Fakr u Fenâ (Yokluk ve Ebediyet Vadisi): Benliğin tamamen ifnâ olduğu, damlanın deryaya karışıp derya olduğu nihai fenâ makamıdır.
FASIL V: Şeyh San'an Kıssası: Aşkın Büyük İmtihanı ve Gururun Yıkılışı
Mantıku't-Tayr'ın kalbinde yer alan en uzun ve en sarsıcı hikâye Şeyh San'an Kıssası'dır. Mekke'de elli yıl boyunca binlerce mürid yetiştirmiş, elli kez hacca gitmiş, ilimde ve takvada zirveye oturmuş Şeyh San'an; rüyasında bir puthaneye secde ettiğini görür.
Bu işaret üzerine Rum diyarına giden Şeyh, orada bir Hıristiyan güzele vurulur. Aşkın ateşiyle yanan koca şeyh; kızın şartları üzerine cübbesini çıkarır, zünnar kuşanır, Kur'ân'ı bir kenara koyup şarap içer ve nihayet bir yıl boyunca kızın domuzlarını otlatır. Müridleri onu terk eder.
Ancak sadık bir müridi Mekke'de kırk gün boyunca ağlayarak Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) iltica eder. Resûlullâh (s.a.v.) rüyada tecelli ederek: 'San'an'ın tevbesi kabul edildi, kalbindeki gizli gurur ve ucb pisliği temizlendi' buyurur. Şeyh kendine gelir, tevbe eder ve onu bu halde gören Hıristiyan kız da hidayete ererek vefat eder. Attâr bu kıssayla; manevi yolda en büyük tehlikenin zühd ve amelle gururlanmak olduğunu, aşkın kibri yerle bir eden en büyük terbiye edici olduğunu anlatır.
FASIL VI: Otuz Kuş (Sî-murg) ve Sîmurg Sırrı: Vahdet-i Şuhûd Aynası
Yedi vadiyi geçerken yüz binlerce kuş açlıktan, susuzluktan, fırtınalardan ve yırtıcı hayvanlardan telef olur. Nihayet Kaf Dağı'nın eteklerine ve Sîmurg'un sarayına sadece Otuz Kuş ulaşabilir. Kanatları kırılmış, tüyleri dökülmüş, canlarından geçmiş bu otuz kuş sarayın kapısında titrerler.
Sarayın hâcibi gelir ve onları bir aynanın karşısına geçirir. Otuz kuş aynaya baktıklarında hayretler içinde kalırlar: Aynada gördükleri şey bizzat kendileridir! Kendilerine baktıklarında Sîmurg'u, Sîmurg'a baktıklarında ise kendilerini görürler. Farsça'da 'Sî' otuz, 'Murg' ise kuş demektir; yani 'Sî-murg' bizzat 'Otuz Kuş'tur!
Saraydan bir nidâ yükselir: 'Ey kuşlar! Siz buraya otuz kuş olarak geldiniz, aynada otuz kuş gördünüz. Eğer yüz kuş gelseydiniz yüz kuş görecektiniz. Hakikatte aradığınız padişah, kendi nefsanî perdelerinizden soyunduğunuzda kalbinizin aynasında parıldayan ilâhî tecellîden başkası değildir!'
FASIL VII: İlâhînâme ve Esrârnâme: Attâr'ın Diğer İrfânî Şaheserleri
Ferîdüddin Attâr, sadece Mantıku't-Tayr'ın değil; tasavvuf edebiyatının en derin diğer mesnevîlerinin de müellifidir: 1. İlâhînâme: Bir hükümdarın altı oğlunun dünyevî arzularına (büyü, zenginlik, iktidar, ölümsüzlük, aşk) karşı babalarının verdiği irfânî hikmetleri anlatan bir ahlak abidesidir. 2. Esrârnâme: Tasavvufun sırlarını tahlil eden derin bir eserdir. Henüz çocuk yaşta olan Mevlânâ Celâleddîn Nîşâbur'dan geçerken Attâr bu eseri bizzat kendi elleriyle genç Mevlânâ'ya hediye etmiş ve babası Bahâeddin Veled'e: 'Bu çocuğa iyi bak; çok geçmeden cihanın yüreklerini ateşe verecektir' buyurmuştur. 3. Musîbetnâme: Düşüncenin (salikin fikrinin) kâinattaki melekler, felekler, peygamberler arasında dolaşıp sonunda aradığını kendi kalbinde bulmasını anlatan seyr u sülûk destanıdır.
FASIL VIII: Tezkiretü'l-Evliyâ: Velilerin Menkıbeleri ve Tasavvuf Tarihçiliği
Attâr'ın mensur tek eseri olan Tezkiretü'l-Evliyâ, İslâm irfan tarihinin en kıymetli biyografik şaheseridir. İmam Câfer-i Sâdık Hazretleri'nden başlayıp Hallâc-ı Mansûr'a kadar 96 büyük velînin hayatını, vecd hallerini ve sözlerini lirik bir üslupla kaydetmiştir.
Attâr bu eseri yazma gayesini şöyle açıklar: 'Kur'ân ve Hadis'ten sonra kalplere en çok tesir eden sözler evliyaullahın kelâmıdır; zira onların sözleri amelden ve hâlden doğmuştur. Dünyanın fitneleri arasında bu sözleri okumak kalplere şifa, ruhlara kuvvettir.' Eser, asırlar boyunca dervişlerin başucu kitabı olmuştur.
FASIL IX: Moğol İstilası ve Attâr'ın Şehadeti: Vuslatın Kanlı Mührü
Attâr Hazretleri'nin vefatı da hayatı gibi destansıdır. 618 (1221) yılında Cengiz Han'ın Moğol orduları Nîşâbur'u kuşatıp şehri yakıp yıktığında, yetmiş beş yaşını aşmış olan Attâr esir düşer.
Bir Moğol askeri onu öldürmek istediğinde birisi: 'Bu ihtiyara dokunma, sana bin altın vereyim' der. Attâr askere: 'Satma beni, değerim bundan fazladır' der. Az sonra başka biri çıkıp: 'Bu ihtiyarı bana ver, sana bir torba saman vereyim' deyince Attâr: 'İşte şimdi sat beni, zira benim bu dünyadaki hakiki değerim bir torba samandan fazla değildir!' diyerek benliğini hiçe saymıştır. Hiddetlenen Moğol askeri Attâr'ı şehit etmiştir. Attâr, aradığı Sîmurg'a kanıyla mühürlenmiş bir şehadetle vuslat eylemiştir.
FASIL X: Mantıku't-Tayr'ın Evrensel Mesajı: Hakikat Yolcusuna Ebedî Pusula
Attâr'ın Kuş Dili, aradan geçen sekiz asra rağmen tazeliğini zerre kadar kaybetmemiştir. Bugün modern insan, tıpkı mazeret üreten o kuşlar gibi kendi konfor alanlarına, zenginliklerine, sahte şöhretlerine ve dünyevî unvanlarına hapsolmuştur.
Attâr bize haykırır: 'Ey kafesteki kuş! Ne zamana kadar daracık kafesin yemine aldanacaksın? Kanatlarını aç, Yedi Vadi'nin çilesini göze al ve Kaf Dağı'nın ardındaki Hakikat Sîmurg'una doğru kanat çırp! Zira senin hakikatin, bu fânî âlemden çok daha yücedir!'