Fahreddîn er-Râzî: Şerhu'l-İşârât ve İbn Sînâ Felsefî Tenkidi Külliyâtı
eş-Şeyhü'r-Reîs İbn Sînâ'nın Nihai Eserine İlk ve En Radikal Şerh; Mantıkî Kıyaslar, Felsefî İtirazlar ve Nasîrüddîn et-Tûsî ile Büyük Polemik Üzerine 10 Fasıllık Büyük Araştırma Monografisi.
FASIL I: İbn Sînâ'nın el-İşârât'ı ve Fahreddîn er-Râzî'nin Şerh Projesi
eş-Şeyhü'r-Reîs İbn Sînâ'nın fikrî tekâmülünün zirvesi ve en son eseri kabul edilen 'el-İşârât ve't-Tenbîhât', veciz, rumuzlu ve derin felsefî önermelerden müteşekkildir. Bu çetin esere tarihte ilk ve en kapsamlı şerhi yazma cesaretini Fahreddîn er-Râzî göstermiştir. Râzî'nin şerhi klasik bir metin açıklamasından ziyade, İbn Sînâ felsefesini kendi mantıkî ve felsefî kuralları içerisinde sorgulayan devasa bir felsefî tenkit ve hesaplaşma anıtıdır. Râzî, metni adım adım takip ederken İbn Sînâ'nın örtük bıraktığı kabulleri gün yüzüne çıkarır, çelişkilerini teşhir eder ve Meşşâî paradigmayı kelâmî rasyonalizmle yüzleştirir.
FASIL II: Mantık Bahislerinin Yeniden İnşası: Tasavvurât, Tasdîkât ve Tanım Teorisi
Şerhin mantık cildinde Râzî, İslâm mantık tarihini kökten değiştiren 'tasavvur-tasdîk' ayrımını derinleştirir. İbn Sînâ'nın 'hadd-i tâm' (tam tanım) teorisini eleştirerek, bir şeyin hakiki zâtî vasıflarını eksiksiz kuşatan bir tanım yapmanın insan idraki için son derece müşkül olduğunu savunur. Çoğu tanımın hakikatte zâtî vasıfları değil, lâzım ve arazî vasıfları (resm) bildirdiğini iddia eder. Bu epistemolojik şüphecilik, mantığın bir hakikat keşfetme vasıtası olmaktan çok, zihni çelişkilerden koruyan formel bir terazi olduğu anlayışını pekiştirmiştir.
FASIL III: Kıyasın Formel Yapısı ve Burhan Metodolojisinin Eleştirisi
Râzî, İbn Sînâ'nın kıyas (silojizm) teorisini ve bilhassa modal önermeler (cihetli kıyaslar: zarurî, mümkin, mutlak) bahsini kıyasıya tenkit eder. İbn Sînâ'nın modal kıyaslarda düştüğü karmaşıklıkları ve mantık kurallarına uymayan istisnaları matematiksel bir titizlikle ortaya koyar. Burhanî kıyasın kesin bilgi (yakîn) üretme şartlarını tartışır. Râzî'ye göre ilk öncüllerin doğruluğu apaçık olmadıkça kıyasın neticesi kesin olamaz; bu durum felsefenin kendi içinde taşıdığı zannî unsurları ifşa eden mühim bir tahlildir.
FASIL IV: Tabiat Felsefesi: Heyûlâ, Suret ve Boşluk (Halâ) Tartışmaları
İşârât'ın tabîiyyât kısmında Râzî, İbn Sînâ'nın fizik ilkelerini masaya yatırır. Cisimlerin sürekliliği ve bölünmesi meselesinde İbn Sînâ'nın 'heyûlâ' ispatlarını tek tek çürütmeye çalışır. Boşluğun (vakum / halâ) imkânsızlığı yönündeki Meşşâî kanıtların yetersiz olduğunu, aklen kâinatın ötesinde veya cisimlerin arasında bir boşluğun bulunmasının muhal olmadığını gösterir. Hareketi doğuran tabiî eğilim (meyl-i tabiî) nazariyesini eleştirerek hareketi ilâhî muharrike bağlayan bir model önerir.
FASIL V: Nefsin Bedene Taalluku ve İdrak Kuvvelerinin İbni Sînâcı Tahlili
İbn Sînâ'nın meşhur 'Uçan Adam' (el-İnsânü'l-Muallak) metaforu üzerinden nefsin bedenden bağımsız bir cevher olduğunu ispatlaması, Râzî tarafından takdirle karşılanmakla birlikte derinleştirilir. Râzî, nefsin bedenle irtibatının bir 'ihtilât' (karışma) veya 'hulûl' olmadığını, bir 'tedbir ve tasarruf' bağı olduğunu açıklar. Ancak İbn Sînâ'nın hayal ve vehim kuvvelerinin beyindeki maddî merkezlerde yerleşik olduğu tezini tartışarak, bütün idraklerin nihayette gayr-i maddî olan nefste gerçekleştiğini savunur.
FASIL VI: Metafizik: Mümkin, Vâcib ve İlliyet Zincirine Getirilen Kelâmî Şüpheler
Şerhin en can alıcı kısmı ilâhiyyât (metafizik) bahisleridir. İbn Sînâ'nın 'sudûr' (varlığın ilk akıldan taşması) teorisini sert bir dille reddeder. 'Birden ancak bir çıkar' (el-Vâhidü lâ yasduru anhü ille'l-Vâhid) kuralının aklî bir zaruret olmadığını, aksine Allah'ın sonsuz kudret ve iradesini sınırlandıran asılsız bir felsefî pranga olduğunu ispat eder. Allah Teâlâ, hiçbir aracı akıl ve felek olmaksızın bütün kâinatı doğrudan iradesiyle yaratmıştır. Râzî, illiyyet zincirini parçalayarak mutlak hür iradeye kapı aralar.
FASIL VII: Âlemin Kıdemi İddiasına Karşı Râzî'nin Çürüten Mukaddimeleri
İbn Sînâ'nın kâinatın zaman bakımından ezelî, ancak zât bakımından Allah'ın ma'lûlü olduğu yönündeki 'kıdem-i âlem' doktrini, Râzî'nin en şiddetli hücumuna uğrar. Râzî, geçmiş zamanın sonsuz olamayacağını, sonsuzun geçilemeyeceğini ve şu anki zamanın ancak sonlu bir başlangıçla mümkün olduğunu gösterir. Eğer âlem ezelî olsaydı, gök kürelerinin devirleri sonsuz olurdu; oysa bazı feleklerin dönüş hızı diğerlerinden fazladır, bir sonsuzun diğer bir sonsuzdan büyük olması ise açık bir tenakuzdur.
FASIL VIII: Tasavvuf ve Makâmâtü'l-Ârifîn: Felsefî Tasavvufun Râzî Tarafından Şerhi
İbn Sînâ'nın İşârât'ının dokuzuncu faslı olan 'Makâmâtü'l-Ârifîn' (Âriflerin Makamları), İslâm felsefesinde tasavvufî keşfi rasyonel bir çerçeveye oturtan en meşhur metindir. Râzî bu bölümü şerh ederken zâhid, âbid ve ârif arasındaki farkları; tecerrüd halini, cezbeyi ve vuslatı büyük bir vukufiyetle şerh eder. Râzî, tasavvufî keşfin bir delüzyon olmadığını, nefsin maddeden arınarak akl-ı faal ile veya Melek-i A'lâ ile irtibata geçmesiyle hasıl olan yüce bir idrak mertebesi olduğunu teslim eder.
FASIL IX: Nasîrüddîn et-Tûsî'nin Râzî'ye Cevapları: 'Cerh'e Karşı 'Şerh' Müdafaası
Râzî'nin Şerhu'l-İşârât'ı o kadar tesirli olmuştur ki, İbn Sînâcı felsefeyi savunmak isteyen filozoflar bu şerhe cevap yetiştirmek zorunda kalmıştır. Nasîrüddîn et-Tûsî (ö. 672/1274), 'Hallü Müşkilâti'l-İşârât' adlı eserini kaleme alarak Râzî'yi 'şârih değil, carîh' (açıklayan değil yaralayan/yıkan) olmakla suçlamıştır. Tûsî, Râzî'nin İbn Sînâ'yı yanlış anladığını iddia ederek her itirazına felsefî müdafaalar getirmiştir. Bu iki dev zihnin çarpışması, İslâm felsefesi tarihinin en yüksek entelektüel düellosunu doğurmuştur.
FASIL X: Şerhu'l-İşârât'ın İslâm Düşüncesinde Açtığı Çığır ve Muhâkemât Edebiyatı
Râzî ile Tûsî arasındaki bu felsefî gerilim, sonraki asırlarda 'Muhâkemât' (Yargılamalar) adlı muazzam bir şerh literatürünün doğmasına yol açmıştır. Kutbüddîn er-Râzî et-Tahtânî 'el-Muhâkemât' adlı eserinde Râzî ile Tûsî arasında hakemlik yapmış; Osmanlı medreselerinde Fâtih Sultan Mehmed döneminde Hocazâde ve Alâeddin Tûsî gibi ulemâ bu tartışmaları devlet sarayında müzakere etmiştir. Fahreddîn er-Râzî'nin Şerhu'l-İşârât'ı, İslâm felsefesini pasif taklitten kurtarıp hür ve eleştirel düşüncenin şahikasına yükselten ebedî bir mihenk taşıdır.