Esîrüddîn el-Ebherî ve Îsâgūcî ile Hidâyetü'l-Hikme
Klasik Mantık, Beş Tümel Nazariyesi, Heyûlâ-Sûret Fiziği ve Vâcibü'l-Vücûd Metafiziği
FASIL I: Esîrüddîn el-Ebherî'nin Entelektüel Misyonu ve İslâm Düşüncesindeki Yeri
İslâm mantık ve felsefe geleneğinde XIII. yüzyıl, antik felsefi mirasın Meşşâî ve İşrâkī çizgilerle yoğrulup medrese tedrisatının omurgasını oluşturacak biçimde sistematize edildiği kurucu bir evredir. Bu evrenin en seçkin simalarından biri şüphesiz Esîrüddîn Mufaddal b. Ömer el-Ebherî'dir (ö. 663/1265). Zencan yakınlarındaki Ebher kasabasında doğan allâme; Musul, Bağdat, Erbil ve nihayet devrin en büyük bilim akademisi olan Merâga Rasathanesi çevresinde Nasirüddîn-i Tûsî, Kâtib-i Kazvînî ve Kutbüddîn-i Şîrâzî gibi dâhilerle aynı entelektüel havzayı paylaşmıştır.
Ebherî, İbn Sînâ Meşşâîliğinin muazzam metafizik ve epistemolojik hacmini, zihni mantıksal hatalardan muhafaza eden berrak formüllere dönüştürmeyi başarmıştır. İslâm dünyasında Mağrip'ten Semerkand'a, İstanbul'dan Delhi'ye kadar yedi yüzyıl boyunca her talebenin zihnine mantığın alfabesini nakşeden Îsâgūcî fi'l-Mantık risalesi ile felsefenin üç ana sütununu (mantık, tabî'iyyât ve ilâhiyyât) ihtiva eden Hidâyetü'l-Hikme külliyâtı, Ebherî'yi klasik sonrası (müteahhirîn) dönemin tartışmasız üstadı kılmıştır.
FASIL II: Îsâgūcî fi'l-Mantık ve Beş Tümel (Külliyyât-ı Hamse) Nazariyesi
Porphyrios'un Aristoteles Organon'una giriş mahiyetinde yazdığı Isagoge geleneğini İslâm düşüncesinin tevhîdî ve epistemolojik zemininde baştan kuran Ebherî, mantığı iki ana mihver üzerine oturtur: Tasavvurât (zihinde kavramların belirmesi) ve Tasdîkāt (önermeler ve hükümler).
Ebherî'ye göre zihnin bir hakikati tanıyabilmesi, o hakikatin mahiyetini oluşturan tümel unsurların çözümlenmesiyle mümkündür. İşte bu çözümleme, mantık felsefesinin kalbi olan Külliyyât-ı Hamse (Beş Tümel) ile gerçekleşir:
- 1. Cins: Farklı hakikatlere sahip çokluklara "Bu nedir?" sorulduğunda verilen zâtî müşterek cevaptır (Örn: İnsan ve at için Canlı/Hayvan).
- 2. Nev' (Tür): Birbirinden sadece sayı bakımından ayrılan fertlere "Bu nedir?" denildiğinde verilen zâtî tam cevaptır (Örn: Zeyd ve Amr için İnsan).
- 3. Fasl (Ayırım): Bir türü aynı cins altındaki diğer türlerden ayıran zâtî cevherdir (Örn: İnsanı hayvandan ayıran Düşünen/Nâtık vasfı).
- 4. Hâssa (Özgülük): Yalnızca bir tek türe ve onun fertlerine ait olan zâtî olmayan arazî vasıftır (Örn: İnsanın gülen veya yazan olması).
- 5. Araz-ı Âm (Genel Araz): Birden fazla türe şamil olan, fertlerden ayrılması mümkün veya gayri mümkün arazdır (Örn: Yürüyen veya siyah renkli olmak).
Ebherî bu beş tümel üzerinden Tanım Teorisi'ni (Kavlü'ş-Şârih) inşa eder: Cins ve yakın fasıldan kurulan tanım Hadd-i Tâmm (özsel tam tanım); cins ve hâssadan kurulan tanım ise Resm-i Tâmm (betimsel tam tanım) adını alır. Varlığın mahiyeti ancak hadd-i tâmm ile zihne tam olarak nakşolur.
FASIL III: Önermeler Mantığı (Kadâyâ), Tenâkuz ve Kıyasın Mekanizması
Kavramlar zihinde billurlaştıktan sonra tasdîk düzeyine geçilir. Ebherî, önermeleri Hameliyye (Yüklemli) ve Şartıyye (Bitişik ve Ayrık Koşullu) olarak ikiye ayırır. Önermelerin doğruluk değerlerini test eden iki ana zihinsel terazi vaz' eder:
Önermeler Arası İlişkiler ve Mantıksal Dönüşüm
Tenâkuz (Çelişki): İki önermenin nicelik (tümel-tikel) ve nitelik (olumlu-olumsuz) bakımından öyle farklılaşmasıdır ki, biri bizzat doğru olduğunda diğeri zorunlu olarak yanlış olur ("Bütün insanlar canlıdır" önermesinin çelişiği "Bazı insanlar canlı değildir" önermesidir).
Aks-i Müstevî (Düz Döndürme): Önermenin niteliğini ve doğruluk değerini muhafaza ederek konusunu yüklem, yüklemini konu yapmaktır.
Nihayet akıl yürütmenin şahikası olan Kıyas (Sillogizm) incelenir. Ebherî, küçük öncül, büyük öncül ve orta terimin (hadd-i evsat) birleşimiyle kurulan dört kıyas şeklini ve bunların geçerlilik şartlarını riyazî bir kesinlikle açıklar. Orta terim, iki öncül arasında köprü vazifesi görerek zihni bilinenden bilinmeyene ulaştırır ve burhânî kesinlik (yakîn) hasıl eder.
FASIL IV: Hidâyetü'l-Hikme ve Tabiat Felsefesi (Tabî'iyyât)
Ebherî'nin şaheseri Hidâyetü'l-Hikme, mantık aletini kullanarak kâinatın fiziksel ve metafiziksel yapısını çözümler. Eserin Tabî'iyyât kısmı şu temel ontolojik ilkeler üzerine yükselir:
- Cismin Hakikati (Heyûlâ ve Sûret): Maddi cisim, salt bir yığın değil; kabul edici potansiyel (heyûlâ / ilk madde) ile ona fiiliyet ve üç boyutlu uzam kazandıran cismanî sûretin bileşimidir.
- Hareket ve Değişim: Hareket, bir şeyin kuvveden fiile tedricî çıkışıdır. Kemiyyet (nicelik), keyfiyyet (nitelik), eyne (mekân) ve vaz' (konum) kategorilerinde gerçekleşir.
- Zaman ve Mekân: Zaman, hareketin öncelik ve sonralık bakımından sayısı ve ölçüsüdür; mekân ise kuşatan cismin iç yüzeyidir.
- Boşluğun (Halâ) İmkânsızlığı: Kâinatta hiçbir cismin ve gücün bulunmadığı mutlak bir boşluk var olamaz; doğa boşluktan kaçınır (horror vacui).
FASIL V: İlâhiyyât Metafiziği ve Şerhler Geleneğinin Zirvesi
Hidâyetü'l-Hikme'nin üçüncü ana bölümü olan İlâhiyyât, varlığı sırf varlık olması bakımından ele alır. Ebherî, İbn Sînâ'nın Burhân-ı Sıddîkīn delilini takip ederek varlığı üçe taksim eder: Vâcib (varlığı kendinden zorunlu), Mümkin (varlığı ve yokluğu eşit olan) ve Mümteni' (varlığı imkânsız olan).
Mümkinler âleminin var olabilmesi için, sebepler zincirinin sonsuza dek gitmesi (teselsül) veya birbirine dayanması (devir) aklî açıdan imkânsız olduğundan, sebebi kendinden olan bir Vâcibü'l-Vücûd'a (Yüce Yaratıcı) dayanması zorunludur. Ebherî, Hakk'ın birliğini, cüziyyâtı ve külliyyâtı bilmesini ve ilk yaratılışı (Sudûr / Sudûrü'l-Kesre mine'l-Vahde) akli bürhanlarla ispat eder.
Hidâyetü'l-Hikme, Osmanlı ve İran havzalarında iki büyük ekolün çatışma ve sentez sahası olmuştur:
Kādî Mîr el-Meybüdî Şerhi (Kādî Mîr): Osmanlı medreselerinde asırlarca felsefe ders kitabı olarak okutulan, Meşşâî mantık ile İşrâkī sezgiyi mezceden klasik şerhtir.
Molla Sadrâ Şerhi (Şerhu Hidâyeti'l-Hikme): Sadrüddîn-i Şîrâzî'nin kendi Hikmet-i Müte'âliye doktrinini (varlığın asaleti ve cevherî hareket) Ebherî'nin metni üzerinden ilk kez müdafaa ettiği felsefi şaheserdir.
Esîrüddîn el-Ebherî'nin mirası, zihni darmadağın eden safsatalara karşı aklın sarsılmaz kalesi olmuş; İslâm düşüncesinde aklî ilimler ile naklî hakikatlerin ahengini temin eden ebedi bir meşale olarak tescillenmiştir.