Emîr Sultan: Bursa'nın Manevî Fatihi, Nûr-ı Nübüvvet, Kerâmât ve Vilâyet Külliyâtı
"Buhârâ mülkünün sultânı iken Rûm iline mihmân olan, aşk kandillerinin nûruyla Bursa'yı dârü's-selâm kılan kutbü'l-aktâb."
FASIL I: Buhara'dan Anadolu'ya: Seyyid Şemseddîn Mehmed el-Buhârî'nin Nesebi ve Gençliği
Osmanlı payitahtı Bursa'nın ruhanî semasını asırlardır aydınlatan en parlak nûrânî meş'ale şüphesiz Emîr Sultan hazretleridir. Asıl adı Seyyid Şemseddîn Mehmed b. Alî el-Hüseynî el-Buhârî olan bu büyük velî, 770 (1368) senesi civarında Türk-İslâm irfânının en köklü merkezlerinden biri olan Mâverâünnehir'in gözbebeği Buhara'da dünyaya gelmiştir. Babası çömlekçilik zanaatıyla meşgul olan ve zühdü, takvasıyla maruf Seyyid Ali Efendi'dir; bu sebeple Emîr Sultan kaynaklarda bazen "Emîr Külâl" nesebine nispetle veya "Muhammed Buhârî" namıyla zikredilir.
Onun şeceresi, baba tarafından Hz. Hüseyin (r.a.) efendimize, anne cihetinden ise Hz. Hasan (r.a.) efendimize ulaşarak Seyyid ve Şerif sıfatlarını cem etmiştir. Genç yaşta zâhirî ilimlerde akranlarını geride bırakmış, Kur'an-ı Kerîm, hadis, fıkıh ve Arap edebiyatında mütebahhir bir dereceye erişmiştir. Ancak ruhundaki hakikat harareti, onu kuru medrese münazaralarından alıp ledünnî tefekkürün ve bâtınî riyazetlerin engin ummanına sevk etmiştir.
FASIL II: Nûr Kandilleri Kerameti: Hicret İşareti ve Bursa'ya Vuslat
Babasının vefatının ardından hac ibadetini ifa etmek üzere mukaddes topraklara yönelen Seyyid Şemseddîn, Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere'de uzun müddet ikamet etmiştir. Ravza-i Mutahhara'da ceddi Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz'in huzur-ı saadetinde murakabe halindeyken zuhur eden manevi bir rüyada, kendisine Anadolu (Rûm) mülküne gitmesi ve orada kurulan genç Osmanlı Devleti'nin manevi omurgasını inşa etmesi emrolunmuştur.
Menkıbelerde tevatüren nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) ona üç adet gaybî nûr kandili işaret etmiş ve: "Ey oğul! Bu kandiller önünde rehberlik edecektir; nerede sönerlerse bil ki makamın ve tebliğ menzilin orasıdır!" buyurmuştur. Seyyid Şemseddîn, çöller ve dağlar aşarak Anadolu'ya vasıl olmuş; nûr kandilleri Bursa'nın doğu eteklerindeki tepeye (bugünkü türbesinin bulunduğu mevkiye) ulaştığında sırrolup sönmüştür. Böylece 1390'lı yılların başında Bursa, bu nûrânî misafire ebedî vatan olmuştur.
FASIL III: Yıldırım Bâyezîd ve Hundi Hatun Nikâhı: Saltanat ile Velayetin Tevhidi
Bursa'ya yerleştiğinde halk arasında derin zühdü, heybeti ve kemâlâtıyla tanınan Seyyid Şemseddîn, kısa sürede "Emîr Buhârî" ve "Emîr Sultan" olarak anılmaya başlamıştır. Bu esnada Osmanlı tahtında cihanşümul fütuhatlarıyla maruf dördüncü pâdişah Yıldırım Bâyezîd Hân oturmaktaydı. Sultan seferdeyken kerimesi Hundi Fâtıma Hatun, rüyasında Hz. Peygamber'in emriyle Emîr Sultan ile nikâhlanması gerektiğini görmüş ve Bursa kadısı ve ulemasının şahitliğinde bu izdivaç gerçekleşmiştir.
Seferden dönen hakan, ilk anda izni olmaksızın gerçekleşen bu evliliğe gazaplandıysa da, Emîr Sultan'ın manevi azameti, zuhur eden kerametler ve veziriazam Çandarlı Ali Paşa ile Bursa ulemasının şahitlikleri karşısında teslim olmuş; damadına hürmet ve muhabbetle bağlanmıştır. Bu evlilik, alelade bir izdivaç değil; Ehl-i Beyt'in ruhanî silsilesi ile Al-i Osmân'ın cihad kılıcını tek bir vücutta mezceden kutlu bir tevhiddir.
FASIL IV: Bursa Ulu Cami Açılışı ve Somuncu Baba: Kutbü'l-Aktâb'ın Teşhiri
Yıldırım Bâyezîd Hân'ın Niğbolu Zaferi'nin (1396) şükranı olarak inşa ettirdiği şaheser Bursa Ulu Cami 802 (1399-1400) senesinde tamamlandığında, cuma namazı ve açılış hutbesi için padişah bizzat damadı Emîr Sultan'a müracaat etmiştir. Ancak Emîr Sultan, Hak ehline olan hürmet ve edebi gereği minbere çıkmamış; cemaat arasında sessizce köşede oturan fırıncı Şeyh Hâmid-i Velî'yi (Somuncu Baba) işaret etmiştir:
"Hünkârım! Zamanın kutbu ve bu meclisin en büyüğü aramızda gizlenmişken bizim minbere çıkmamız edebe sığmaz. Minber hakkı şu Somuncu Baba hazretlerinindir!"
Bunun üzerine minbere çıkan Somuncu Baba, Fâtiha-i Şerîfe'yi yedi bâtınî mertebede tefsir ederek ulemayı ve devlet erkânını hayretler içerisinde bırakmıştır. Emîr Sultan'ın bu tavrı, tasavvuf ahlakının zirvesi olan mahviyet ve ehl-i kemâli teşhis basiretini ortaya koymuştur.
FASIL V: Timur İstilası, Ankara Savaşı ve Fetret Devrinde Manevi Kalkanlık
804 (1402) senesinde vuku bulan feci Ankara Savaşı ve ardından gelen Timur istilası, Osmanlı coğrafyasını derin bir felakete ve kardeş kavgasına (Fetret Devri) sürüklemiştir. Bursa Timur orduları tarafından yağmalandığında, Emîr Sultan metanetini muhafaza etmiş, halkın kırılan maneviyatını toparlamış ve şehri terk etmeyerek biçare ahaliye sığınak olmuştur.
Timur dahi Emîr Sultan'ın manevi nüfuzundan çekinmiş, kendisiyle mülakat talep etmiş ve onun duasına muhtaç olduğunu ikrar etmiştir. Fetret yıllarında şehzadeler arasındaki nizalarda fitneyi teskin eden, kan dökülmesini engelleyen ve nihayetinde devleti ikinci kurucu vasfıyla toparlayan Çelebi Mehmed'e rehberlik eden baş manevi kutup Emîr Sultan olmuştur.
FASIL VI: Çelebi Mehmed'e Kılıç Kuşatma Ananesi: Devlet-i Aliyye'nin Ruhanî Meşruiyeti
Osmanlı saltanat verasetinde tahta geçen padişahın kılıç kuşanması (taklîd-i seyf) ananesinin temel rükünlerinden biri Emîr Sultan'ın eliyle tesis edilmiştir. Çelebi Sultan Mehmed, kardeşlerini bertaraf edip vahdet-i mülkü sağladığında Bursa'ya gelmiş; bizzat Emîr Sultan'ın huzurunda diz çökerek kılıcını onun mübarek ellerinden kuşanmıştır.
Bu merasim, Osmanlı hükümranlığının sadece kuru bir askerî fetih değil; adâlet, İslâm şeriatı ve Ehl-i Beyt velâyetiyle meşru kılınmış kutlu bir emânet olduğunu tescil etmiştir. Daha sonra II. Murad Hân da tahta çıktığında ilk iş olarak Emîr Sultan'ın dergâhına gelmiş ve duasını almıştır.
FASIL VII: Emîr Sultan Dergâhı: Hâcegân, Halvetiyye ve Kübrevilik Sentezi
Emîr Sultan'ın Bursa'daki dergâhı, sadece bir zikirhâne değil; aynı zamanda ilim, kültür, fütüvvet ve içtimaî dayanışmanın merkez üssü olmuştur. Buhara'dan getirdiği Hâcegân irfânı, Horasan'ın melâmet neşvesi ve Necmeddîn-i Kübrâ hazretlerinin bâtınî vecdi, onun potasında mükemmel bir senteze kavuşmuştur.
Dergâhın kapısı sultandan köylüye, âlimden dervişe kadar herkese açık tutulmuş; günde yüzlerce aç doyurulmuş ve ruhu daralan biçarelere şifa dağıtılmıştır. Dergâhta icra edilen zikir halkaları, kalpleri dünya kirinden arındıran birer lâhûtî ocak vazifesi görmüştür.
FASIL VIII: Zâhirî İlimler ile Ledünnî Sırların Mezci: Emîr Sultan'ın Tasavvuf Anlayışı
Emîr Sultan, şeriatsız tasavvufun bir dalalet ve zındıklık olduğuna her vesileyle dikkat çekmiştir. Ona göre hakikate giden yol, Resûlullah'ın (s.a.v.) sünnet-i seniyyesine zerresine kadar ittiba etmekten geçer. Zâhirî şeriat binanın temeli, tarikat duvarları, hakikat ise kubbesidir; temeli olmayan bina yıkılmaya mahkûmdur.
Talebe ve müridlerine daima şu esası telkin etmiştir: "Nefsin arzularını terk etmedikçe kalbe nûr-ı tevhîd girmez. Gıybetten, haram lokmadan ve kibirden kaçınınız. Kim ki nefsini bildi, Rabbini bildi sırrına ancak zikr-i dâim ile erişilir."
FASIL IX: Vefatı, Türbe-i Şerîfesi ve Bursa Halkının Asırlık Teberrükü
Ömrünü İslâm'ın tebliğine, devletin bekasına ve gönüllerin ihyasına vakfeden Emîr Sultan hazretleri, 833 (1429) senesinde Bursa'da baş gösteren veba salgını sırasında Hakka yürümüştür. Vefat haberi Bursa'yı ve tüm Osmanlı mülkünü derin bir yasa boğmuş; cenazesine Sultan II. Murad ve devrin bütün uleması iştirak etmiştir.
Dergâhının bulunduğu tepeye defnedilmiş ve üzerine Sultan II. Murad tarafından muazzam bir türbe ve cami inşa ettirilmiştir. Asırlardır Bursa ahalisi her mühim hadisede, sefer öncesinde veya sıkıntılı günlerde Emîr Sultan türbesine sığınmış, onun manevi tasarrufunu bir vesile kılmıştır.
FASIL X: Osmanlı Cihan Devleti'nin Manevi Mayasında Emîr Sultan Mirası
Emîr Sultan, sadece Bursa'nın değil, üç kıtaya adalet ve nizam götüren Osmanlı medeniyetinin ruh mimarıdır. Şeyh Edebâlî ile başlayan temel atma süreci, Emîr Sultan'ın Ehl-i Beyt feyziyle sağlamlaştırılmış ve fethin ufuklarına taşınmıştır.
Bugün dahi Bursa'ya yolu düşen her araştırmacı ve sâlik, Emîr Sultan Camii'nin avlusunda asırlık çınarların altında nefeslendiğinde, Mâverâünnehir'den esip Anadolu'yu yurt kılan o kutlu tevhîd rüzgârını kalbinin derinliklerinde hisseder.