İmâm Mâverdî’nin Fıkhî ve Ahlâkî Şahsiyeti: Bağdat’ta Bir Kādî’l-Kudât
Ebû’l-Hasan Ali b. Muhammed b. Habîb el-Mâverdî (364-450 / 974-1058), İslâm medeniyetinin hem nazarî fıkıh ve kamu hukuku sahasında hem de amelî ahlâk ve siyaset düşüncesinde zirveye ulaşmış müstesna bir allâmesidir. Basra’da doğan, devrinin en muteber âlimlerinden fıkıh, hadis, tefsir ve lügat tahsil eden Mâverdî; Abbâsî hilâfetinin başkenti Bağdat’a yerleşmiş ve devlet ricâli nezdinde en yüksek adlî makam olan 'Akdâ’l-Kudât' (Hâkimlerin En Hükümrânı / Başkadı) unvanını ihraz etmiştir.
Mâverdî, yalnızca saray fıkhı ve kamu nizamı yazarı değil; insanın bâtınî dünyası ile zâhirî içtimaî düzeni arasındaki kopmaz irtibatı keşfeden büyük bir ahlâk üstadıdır. Onun meşhur eseri Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn, kuru bir vaaz kitabı olmanın çok ötesinde; Kur’ân âyetlerini, sahih sünneti, Arap edebi fesahatini ve kadîm hikmet geleneklerini (Fars ve Grek tecrübelerini) İslâmî tevhîd potasında eriten muazzam bir medeniyet manifestosudur.
«İnsan tabiatı itibariyle medenîdir; tek başına ne maddî ihtiyaçlarını temin edebilir ne de ruhanî kemâle erebilir. Bu sebeple cemiyetin selâmeti için dînî edeb ile dünyevî nizamın imtizâcı zarurîdir.» — İmâm el-Mâverdî
Mâverdî, bu eseriyle hem bireyin içsel ahlâkî tekâmülünü hem de toplumsal nizamın ve siyasetin ahlâkî meşruiyetini teminat altına alan sağlam bir metodoloji vazetmiştir.