Mâverâünnehir İrfan Havzası ve Şâş (Taşkent) Mektebinin Doğuşu
İslâm medeniyetinin doğu ufuklarında, Seyhun (Sirderya) ve Ceyhun (Amuderya) nehirlerinin suladığı Mâverâünnehir havzası, hicrî dördüncü asırda hem fıkhî muhakemenin hem de tasavvufi zühdün zirve yaptığı mübarek bir ilim beşiğidir. Bu coğrafyanın kuzey sınırında yer alan Şâş (bugünkü Taşkent), bozkırların sertliğiyle vahyin letafetini mezceden büyük şahsiyetler yetiştirmiştir. İşte bu şahsiyetlerin başında 'el-Kaffâlü'l-Kebîr' unvanıyla maruf Ebû Bekir Muhammed b. Ali b. İsmâil eş-Şâşî hazretleri gelir.
Kaffâl eş-Şâşî, Mâverâünnehir'den çıkıp Bağdat, Kûfe, Basra, Şam ve Hicaz'a uzanan devasa bir rıhle (ilim yolculuğu) gerçekleştirmiştir. O devrin en büyük Şâfiî fakihlerinden Ebû İshak el-Mervezî ve meşhur muhaddis İbn Huzeyme gibi otoritelerden feyiz almış; ardından memleketine dönerek Taşkent ve Semerkant'ta İslâm fıkhının ve irfanının temel sütunlarını dikmiştir. O, Şâfiî mezhebinin Horasan ve Mâverâünnehir'deki en büyük imamı kabul edilmiştir.
Kaffâl eş-Şâşî'nin büyüklüğü, sadece ahkâm fıkhını vukufla bilmesinde değil; Şeriat'ın her bir emrinin ve nehyinin altında yatan ezelî hikmetleri, insan fıtratını arındıran bâtınî sırları keşfetmesindedir. O, zâhir fıkhını kuru bir şekilcilikten kurtarıp kalbi dirilten bir marifetullaha dönüştüren hikmet ehli bir mürşiddir.