4. (miladî 10.) yüzyıl, İslâm coğrafyacılığının salt kuru menzil mesafelerinden ibaret posta rehberlerini aşarak; yeryüzünü haritalarla tasvir eden, halkların sosyolojisini, iktisadi üretimini ve kültürel dokusunu kaydeden 'tasvirî coğrafya' zirvesine ulaştığı çağdır. Bu büyük atılımın merkezinde, Ebû Zeyd el-Belhî'nin kurduğu ve İslâm bilim tarihinde Belhî Ekolü (el-Medresetü'l-Belhiyye) veya İslâm Atlası geleneği olarak anılan kartografik mektep yer alır. Ebû İshâk İbrâhîm b. Muhammed el-İstahrî (ö. 346/957 civarı), bu ekolün en büyük seyyahı, haritacısı ve kurucu teorisyenidir.
Fars bölgesinin kadim şehri İstahr'da doğan müellif, ömrünü İslâm dünyasının doğusundan batısına uzanan devasa coğrafyayı adım adım katetmeye adamıştır. Hint Okyanusu kıyılarından Hazar Denizi'ne, Bağdat ve Şam'dan Mısır ve Kuzey Afrika çöllerine kadar uzanan seyahatleri sırasında bizzat gözlemlediği şehirleri, kaleleri, nehirleri ve ticaret yollarını kaydetti. İndus Nehri havzasında bir diğer büyük coğrafyacı İbn Havkal ile karşılaşması ve haritalarını karşılıklı müzakere ederek tashih etmeleri, İslâm bilim tarihinin en zarif entelektüel dayanışma sahnelerinden biridir.
"Kitabımı kaleme alırken yalnızca rivayetlere veya eski risalelere istinat etmedim; bizzat ayak bastığım, iklimini soluduğum, şehirlerini ve nehirlerini gözlerimle müşahede ettiğim diyarları zikrettim. Maksadım, İslâm memleketlerinin suretini ve mesâlikini (yollarını) aklıselim sahiplerine bir ayna gibi arz etmektir." — İstahrî, Kitâbü'l-Mesâlik ve'l-Memâlik
Bu fasılda İstahrî'nin seyahat felsefesi, Kur'ân-ı Kerîm'deki 'Yeryüzünde gezip dolaşın' (Sîrû fi'l-arz) emrinin riyazî ve görsel bir tefsiri olarak incelenmektedir.