İslâm medeniyetinin 10. yüzyıldaki en parlak bilim ve kültür havzalarından biri, Buhara ve Semerkant merkezli Sâmânîler devleti ile Horasan'ın ilim başkenti Nişabur idi. İbn Sînâ, Bîrûnî ve Firdevsî gibi devasa dâhileri yetiştiren bu muhit, antik medeniyetlerin felsefî mirası ile İslâmî ilimlerin tam bir kavramsal olgunluğa eriştiği bir 'İslâm Rönesansı' çağıydı. Bu çağın en stratejik bürokrat ve âlimlerinden biri olan Ebû Abdillâh Muhammed b. Ahmed b. Yûsuf el-Kâtib el-Hârizmî (ö. 387/997 civarı), devlet idaresindeki divan kâtipliği tecrübesini ansiklopedik vukufiyetiyle birleştiren büyük bir terminoloji üstadıdır.
Cebirin kurucusu meşhur riyaziyeci Hârizmî ile karıştırılmaması için 'el-Kâtib' (Kâtip Hârizmî) olarak anılan müellif, Sâmânîler'in meşhur veziri Ebü'l-Hasan Ubeydullâh b. Ahmed el-Utbî'nin hizmetinde bulundu. Devlet divanında görev yapan memurların, ilim talebelerinin ve saray nedimlerinin; tercümelerle İslâm dünyasına giren Grekçe, Farsça, Süryânîce ve Hintçe kökenli yabancı terimler karşısında düştüğü kafa karışıklığını gidermek amacıyla tarihe geçen anıtsal eserini kaleme aldı: Mefâtîhu'l-Ulûm (İlimlerin Anahtarları).
"Bu kitabı telif etmekteki maksadım; her ilim erbabının kendi aralarında kullandığı, dildeki zahirî manasından farklı özel bir manaya hamlettiği teknik terimleri (ıstılahât) beyan etmektir. Zira bir ilmin anahtarı, o ilmin ıstılahlarını bilmektir." — Kâtib el-Hârizmî, Mefâtîhu'l-Ulûm
Bu fasılda Hârizmî'nin eseri, İslâm medeniyetinin kurduğu muazzam bilim dilinin ve kavramsal sözlüğünün doğuş belgesi olarak ele alınmaktadır.