Ebû'l-Hasan İbnü'l-Cellâd: Bağdat Zühdü, Zaman Bilinci ve Verâ' Külliyâtı
Bağdat Ariflerinin Kıdemlisi; İbnü'l-Vakt Olma Şuuru, Nefis Muhasebesi, Helal Lokma ve Sırrın Korunması Üzerine 10 İrfânî Fasıl
FASIL I: Ebû'l-Hasan İbnü'l-Cellâd'ın Hayatı, Muhiti ve Nesebi
Ebû'l-Hasan Ali b. Muhammed b. Beşşâr ez-Zâhid, tasavvuf lügatinde daha çok 'İbnü'l-Cellâd' nisbesiyle tanınan (ö. 313/925 civarı), Bağdat mektebinin altın çağında yaşamış, Seri es-Sakatî, Cüneyd-i Bağdâdî ve Ebü'l-Hüseyn en-Nûrî gibi kutuplarla hemhal olmuş ulu bir zattır.
Babası veya dedesinin cellatlık mesleğiyle anılmasından ötürü bu lakapla meşhur olmuştur; ancak kendisi, nefsin boynunu takva kılıcıyla vuran manevi bir adalet kılıcı kesilmiştir. Bağdat'ın çalkantılı siyasi ve toplumsal atmosferinde zühd ve verâ'ın kalesi gibi durmuş, sarayların ve mansıpların cazibesine asla iltifat etmemiştir.
Kuşeyrî Risâlesi'nde ve Hatîb el-Bağdâdî'nin Târîhu Bağdâd'ında onun haşyeti, gözyaşları ve ameldeki derin ihlası övgüyle zikredilir. Meclisinde fuzuli lakırdılara asla müsaade edilmez, sohbetleri kalpleri titreten bir ahiret tefekkürüyle geçerdi.
FASIL II: Zaman Bilinci: Hakiki 'İbnü'l-Vakt' Olmanın İncelikleri
İbnü'l-Cellâd'ın irfan mektebinde zaman, kulun elindeki en kıymetli ilahi emanettir. O, insanın geçmişin pişmanlıklarıyla veya geleceğin kaygılarıyla 'an'ı (vakti) heba etmesini ahmaklık sayardı.
Kuşeyrî'nin naklettiğine göre İbnü'l-Cellâd şöyle buyurmuştur: 'Sen vaktin içindesin; eğer vakti sen idare etmezsen, vakit seni boğar. Vaktin hakkı, içinde bulunduğun lahzada Allah'ın senden ne istediğini bilip onu bihakkın yerine getirmendir.'
Ona göre gerçek sûfi, ne dünle meşguldür ne de yarınla avunur; o, Hakk'ın tecellisine kilitlenmiş bir 'şimdi' insanıdır. Her alınan nefesin bir şükrü, her verilen nefesin bir muhasebesi vardır.
FASIL III: Verâ' ve Şüphelilerden Kaçınmada Zirve Makamı
İbnü'l-Cellâd, takvanın en ileri merhalesi olan 'Verâ'' (şüpheli şeyleri harama düşme endişesiyle terk etmek) konusunda Bağdat meşâyihinin miyarı idi.
Bir gün Bağdat çarşısında yürürken önünden geçen bir yük devesinin küfesinden dökülen buğday tanelerinden birine yanlışlıkla bastığını fark edince günlerce ağlamış ve: 'Sahibinin hakkı olan bir buğday tanesini çiğneyen bir ayakla yarın Sırat Köprüsü'nden nasıl geçerim?' diyerek sahibini arayıp helallik dilemiştir.
Bu akıllara durgunluk veren hassasiyet, onun kalbini bir ayna gibi berrak kılmış; Gayb Âlemi'nin nurlarının kalbinde tecelli etmesine zemin hazırlamıştır. O derdi ki: 'Şüpheye düşen kalple marifet kapısı açılmaz.'
FASIL IV: Nefis Muhasebesi ve Gece Teheccüdünün Esrarı
İbnü'l-Cellâd'ın geceleri bütünüyle kıyam, rükû ve secdelerle geçerdi. Bağdat halkı uykudayken o, hücresinde bir mum gibi erir, gün boyunca gözünün, kulağının ve kalbinin nelerle meşgul olduğunu tek tek muhasebe ederdi.
'Nefsini hesaba çekmeyen kimsenin hesabı ahirette pek çetin olur. Akıllı kimse, sultan huzuruna çıkmadan evvel üzerindeki tozları temizleyen kimsedir' buyururdu.
Gözyaşlarının sakalından aktığı secdelerinde: 'İlâhî! İbnü'l-Cellâd'ın günahları Dicle Nehri'ni kirletecek kadar çoktur; lakin Senin mağfiretin bütün denizleri temizleyecek kadar sonsuzdur' diye niyaz ederdi.
FASIL V: Sırrın Korunması (Ketm-i Sır) ve Velâyet Edebi
İslam tasavvufunda 'sırrı ifşa etmek' en büyük günahlardan ve manevi sukut sebeplerinden biridir. İbnü'l-Cellâd, keşif ve kerametlerini gizleme hususunda meşâyihin en titizlerindendi.
O, ilahi yakınlıktan hasıl olan tecellileri halkın arasında konuşmayı büyük bir edepsizlik sayardı. 'Cenâb-ı Hak bir kuluna hususi bir sır vermişse, onu ifşa etmek o emanete hıyanettir. Hakiki aşık, sevgilisinin sırrını mezara kadar kalbinde saklayandır' derdi.
Bu sebeple onun meclislerinde şatahat (taşkın sözler) duyulmaz; her söz şeriatın mizanına vurularak, vakar ve tevazu içinde söylenirdi.
FASIL VI: Bağdat Ulemâsı ve Meşâyihi ile Münasebetleri
İbnü'l-Cellâd, devrinin büyük hadis ve fıkıh alimleriyle de yakın temas halindeydi. Zahir uleması onun takvasına ve hadis-i şeriflere olan bağlılığına derin bir hürmet gösterirdi.
Cüneyd-i Bağdâdî onun hakkında: 'İbnü'l-Cellâd, Bağdat'ın canlı bir takva anıtıdır; ona bakan kimse ahireti hatırlar' demiştir. Ebü'l-Hüseyn en-Nûrî de onun meclisinde bulunmaktan büyük bir inşirah duyardı.
Zahir alimleriyle tasavvuf meşâyihi arasındaki köprü vazifesini görerek, zühdün şeriattan bağımsız bir yol olmadığını her haliyle ispat etmiştir.
FASIL VII: Hikmetli Öğütleri ve Kuşeyrî Risâlesi'ndeki İncileri
Kuşeyrî ve Hucvîrî'nin İbnü'l-Cellâd'dan naklettiği hikmetli sözler, sâliklerin yolunu aydınlatan birer meşaledir:
1. 'İnsanın helaki üç şeydedir: Geçmişte kaçırdığına yanmak, elinde bulunana güvenmek, geleceği nefsin hevesleriyle kurmak.' 2. 'Kalbin ilacı beştir: Salihlerle oturmak, Kur'an'ı tefekkürle okumak, mideyi boş tutmak, gece kıyamı ve seher vakitlerinde tazarru.' 3. 'Kimin himmeti midesi ve giysisi olursa, onun kıymeti bağırsaklarından çıkan şey kadardır.' 4. 'Dünyaya buğzetmeyenin kalbinde marifetullah nuru parlamaz.'
FASIL VIII: Vefatı, Menkıbeleri ve Bağdat'taki Yankısı
Ebû'l-Hasan İbnü'l-Cellâd, hicrî 313 (miladi 925-26) senesinde Bağdat'ta Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur. Vefat ettiğinde arkasında hiçbir servet bırakmamış, kefen parası bile dostları tarafından temin edilmiştir.
Vefat anında son sözleri şu âyet-i kerime olmuştur: 'Her nefis ölümü tadacaktır; sonra Bize döndürüleceksiniz' (Ankebût 57). Yüzünde tebessüm ve derin bir sükûnetle can vermiştir.
Cenazesi Bağdat'ın Bâbü't-Tâk kabristanına defnedilmiş, asırlar boyunca ariflerin, zahitlerin ve tevbe etmek isteyen günahkârların feyiz aldığı bir makam olmuştur.
FASIL IX: Şöhret Afetinden Kaçış ve Hırkanın Hakikati
İbnü'l-Cellâd, dervişlik kisvesini bir gösteriş vasıtası yapanlara karşı çok sertti. Sırtına giydiği kaba yün hırkayı halkın gözünden saklar, dışarı çıkarken üzerine sıradan bir elbise alırdı.
'Hırka sırtta değil, kalpte olmalıdır. Kalbini dünyaya meylederken sırtına çul sarmak münafıklığın işaretidir' derdi. Gerçek tasavvufun şekil ve kıyafette değil, ahlak ve samimiyette olduğunu savunurdu.
Bu duruş, Bağdat irfanının şekilcilikten uzak, saf ve özlü bir tevhid anlayışıyla gelişmesini temin etmiştir.
FASIL X: İbnü'l-Cellâd'ın Çağımıza Mesajı: Vakti Kıymetlendirmek
Zamanın akıllı telefonlar, sosyal medya ve anlamsız telaşlar arasında hunharca tüketildiği günümüzde, İbnü'l-Cellâd'ın 'İbnü'l-vakt' ve 'Nefis muhasebesi' çağrısı cankurtaran simidi gibidir.
O bize hatırlatır ki; insanın en büyük hazinesi ömrüdür. Her geçen saniye ebediyen geri gelmeyecek bir sermayedir. Bu sermayeyi ilahi huzurda ziyan etmemek, her lahzayı bilinçle, şuurla ve takvayla yaşamak ebedi kurtuluşun yegâne anahtarıdır.