Ebû'l-Berekât el-Bağdâdî ve Kitâbü'l-Mu'teber fi'l-Hikme: Zamanın Mahiyeti, Boşluk ve İvme Felsefesi
İslam düşünce tarihinde 'Seyyidü'l-Hükemâ' ve 'Ahadü'z-Zamân' lakaplarıyla anılan dahi hekim ve filozof Ebû'l-Berekât Hibetullâh el-Bağdâdî; başyapıtı 'el-Mu'teber fi'l-Hikme' ile Aristo ve İbn Sînâ fiziğini sarsmış, zamanı 'varlığın mikdarı' olarak yeniden tanımlamış, modern mekaniğin ivme ve eylemsizlik yasalarına yüzyıllar öncesinden ışık tutmuştur.
✦ FASIL I: Seyyidü'l-Hükemâ Ebû'l-Berekât ve Felsefî Şüphe Metodolojisi
İslam düşünce dünyasında 6. hicrî / 12. miladî asır, felsefe ve kelâmın en hararetli hesaplaşmalarına sahne olurken, Bağdat tıp mektebinin riyasetini yürüten Ebû'l-Berekât Hibetullâh bin Melkâ el-Bağdâdî (ö. 560/1165 civarı), Aristo ve İbn Sînâ'nın otoritesini sarsan en cüretkar ve özgün sistemi inşâ etmiştir. Aslen Yahudi bir aileden gelen, ömrünün sonlarına doğru İslam'ı kabul eden Ebû'l-Berekât, tıp sahasında 'Eflâtun-ı Zamân' mertebesine erişmiş, Abbâsî halifelerinin ve Selçuklu sultanlarının baştabipliğini üstlenmiştir.
Onun felsefî büyüklüğü, taklitçiliği kesin bir dille reddeden metodolojik şüphesinde yatar. 'Kitâbü'l-Mu'teber fi'l-Hikme' (Hikmette İtibar Edilen / Düşünülüp Tartılan Kitap) adlı devasa eserinin mukaddimesinde filozof, hakikati arayan kişinin hiçbir üstadın veya otoritenin hatırına teslim olmaması gerektiğini, her iddiayı bizzat akıl, mantık ve tecrübe süzgecinden geçirmesi (i'tibâr etmesi) gerektiğini ilan eder. İşte bu bağımsız tavır, Ebû'l-Berekât'ı Antik Yunan'dan beri süregelen kabulleri kökünden sarsan devrimci keşiflere ulaştırmıştır.
✦ FASIL II: Zamanın Varlığın Mikdarı Olması: Aristo'nun Zaman Tanımının Yıkılışı
Klasik Aristo ve İbn Sînâ fiziğinde zaman; 'öncelik ve sonralık bakımından hareketin sayısı veya mikdarı' olarak tanımlanıyordu. Yani hareket yoksa zaman da yoktu; zaman feleğin dairesel hareketine bağımlı bir arazdı. Ebû'l-Berekât, bu tanımı dâhiyâne bir mantıkî tahlille çürütür:
Filozof sorar: 'Eğer kâinattaki bütün cisimler ve felekler sükûnete erse, hiçbir hareket kalmasa zaman durur mu?' Elbette durmaz! Zira sükûnetin devamı da bir süre gerektirir ve biz 'Şu cisim şu kadar müddet hareketsiz kaldı' deriz. Hareketsizlik dahi bir zaman içinde gerçekleşiyorsa, zamanı harekete bağımlı kılmak kısır döngüdür (devr-i bâtıldır). Buradan hareketle Ebû'l-Berekât, felsefe tarihinin en özgün zaman tarifini yapar:
Zaman, hareketin değil, var olmanın kendi içsel ritmidir. Var olan her şey, varlığını sürdürdüğü müddetçe zamanın içindedir. Bu derinlikli tanım, modern fizikteki uzay-zaman sürekliliği ve ontolojik süre kavramlarının asırlar öncesinden haber verilen müjdesidir.
✦ FASIL III: Boşluk (Halâ) ve Mekân Ontolojisi
Aristo fiziğinin en katı dogmalarından biri 'Tabiat boşluktan nefret eder' (horror vacui) ilkesiydi; yani maddeden arınmış bir boşluğun (halâ) varlığı imkansız kabul ediliyordu. İbn Sînâ da mekânı 'kuşatan cismin kuşatılan cisme temas eden iç yüzeyi' olarak tanımlayarak boşluğu reddetmişti.
Ebû'l-Berekât, bu kadîm dogmaya karşı çıkarak boşluğun sadece mantıken mümkün değil, bizzat fiziksel olarak var olduğunu ispatlar. Ona göre mekân, cisimlerin birbirine değen sınırları değil; cisimlerin içinde yer kapladığı 'üç boyutlu saf geometrik uzaydır' (bu'd-ı mücerred). Cisim oradan çekildiğinde geriye kalan şey yokluk değil, boşluktur (halâ). Filozofun bu mutlak uzay anlayışı, asırlar sonra Isaac Newton'ın geliştireceği 'mutlak uzay' (absolute space) kavramının felsefî öncüsüdür.
✦ FASIL IV: Meyl-i Kasrî ve İvmeli Hareket Teorisi: Newton Mekaniğinin Öncüsü
Fizik ve mekanik tarihinde Ebû'l-Berekât'ın adı altın harflerle yazılıdır. Aristo fiziği, fırlatılan bir taşın elden çıktıktan sonra hareketini devam ettirmesini 'arkasındaki havanın onu itmesiyle' açıklıyordu. İbn Sînâ, bu saçma izahı reddederek 'meyl-i kasrî' (aktarılan itici kuvvet / impetus) kavramını geliştirdi; fakat İbn Sînâ'ya göre bu meyl, hareket esnasında sürekli azalan bir şeydi.
Ebû'l-Berekât, serbest düşen cisimleri inceleyerek muazzam bir keşif yaptı: Yüksekten bırakılan bir cisim, yere yaklaştıkça neden daha hızlı düşer ve çarptığında neden daha büyük tahribat yapar? Filozof şu cevabı verdi: 'Çünkü cisim düştükçe, cisme etki eden tabiî kuvvet ona her an yeni bir meyil ilave eder. Bir önceki meyil henüz tükenmeden yeni meyil ona eklenir; böylece hareket sürekli hızlanır (ivmelenir)!' Bu açıklama, klasik mekanikte 'Kuvvet = Kütle x İvme' formülüyle ifade edilen Newton'ın İkinci Hareket Yasası'nın ve sabit çekim ivmesinin tarihteki ilk açık formülasyonudur.
✦ FASIL V: Nefs-i Nâtıka ve İnsanın Benlik Bilinci
Ebû'l-Berekât'ın psikoloji ve metafizik sahasındaki tahlilleri de son derece özgündür. İbn Sînâ'nın meşhur 'Boşlukta Düşen İnsan' (el-İnsânü'l-Muallak) metaforunu derinleştiren filozof, insanın kendi benliğine dair bilincinin hiçbir organa, duyuya veya dış tesire bağlı olmadığını savunur. İnsan uyurken, bayginken, hatta karanlıkta hiçbir şey görmezken dahi 'Ben benim' idrakine sahiptir.
Bu benlik şuuru (şuur bi'z-zât), nefsin maddî bedenden tamamen müstakil, bölünmez, ruhanî ve baki bir cevher olduğunun en kat'î delilidir. Ebû'l-Berekât'ın tabiat ve metafizik alanındaki bu devrimci fikirleri; daha sonra Şehâbeddîn es-Sühreverdî el-Maktûl'ün İşrâkî felsefesini, Fahreddîn er-Râzî'nin kelâmî tenkitlerini ve Batı skolastiğindeki impetus tartışmalarını derinden etkilemiştir.
✦ FASIL IX: İvmelenme ve Meyl-i Kasrî Teorisinin Modern Fiziğe Öncülüğü
✦ FASIL X: Nefsin Birlik Şuurundan Zât-ı Bârî'nin Müşâhedesine Yükseliş
EK TAHLİL & ISTILÂHÂT: Temel Kavramlar ve Hikmet Sözlüğü
- • Mikdârü'l-Vücûd (Varlık Mikdarı): Ebû'l-Berekât'ın zaman tanımı; zamanın hareketin değil, bizzat var olmanın ve varlığını devam ettirmenin içsel süresi olması.
- • Halâ (Mutlak Boşluk): Cisimlerin içinde yer kapladığı, maddeden soyutlanmış üç boyutlu geometrik uzay (bu'd-ı mücerred).
- • Meyl-i Kasrî ve İvme: Bir cisme etki eden kuvvetin her an yeni bir hareket kabiliyeti ekleyerek hızın katlanarak artmasını sağlayan mekanik ilke.
- • İ'tibâr Metodu: Hiçbir felsefî otoriteyi körü körüne taklit etmeden, iddiaları bizzat akıl, mantık ve tecrübe terazisinde tartarak hüküm verme yöntemi.
- • Şuur bi'z-Zât (Öz-Bilinç): İnsanın bedenî duyularından ve dış dünyadan tamamen bağımsız olarak kendi varlığını ve benliğini kesintisiz idrak etmesi hali.
- • Mufârakât: Maddeden ve cismânî özelliklerden bütünüyle mücerred olan semavî akıllar ve melekût cevherleri.
✦ İLİMLER MECLİSİNDE GEZİNTİYE DEVAM EDİN ✦
Bu risale Sihravemen İlim Külliyatı'nın hakiki irfan ve hikmet fasıllarından bir cüzdür.
✦ FASIL IX: İvmelenme ve Meyl-i Kasrî Teorisinin Modern Fiziğe Öncülüğü
✦ FASIL X: Nefsin Birlik Şuurundan Zât-ı Bârî'nin Müşâhedesine Yükseliş
✦ FASIL VI: Fahreddîn er-Râzî ve Şehâbeddîn es-Sühreverdî Üzerindeki Derin Tesirler
Ebû'l-Berekât el-Bağdâdî'nin 'el-Mu'teber'de ortaya koyduğu radikal eleştiriler, İslam dünyasında Meşşâî felsefenin tek alternatifsiz sistem olma vasfını kırmıştır. Kelâm sahasının en büyük muhakkiki Fahreddîn er-Râzî, meşhur 'el-Mebâhisü'l-Meşrikıyye' ve 'el-Metâlibü'l-Âliye' adlı başyapıtlarında Ebû'l-Berekât'ın zaman, mekân, cevher ve illet nazariyelerini geniş çapta tartışmış, İbn Sînâ'ya yönelttiği en çetin itirazların çoğunu onun argümanlarından mülhem olarak geliştirmiştir.
Benzer şekilde İşrâkîlik ekolünün kurucusu Şehâbeddîn es-Sühreverdî el-Maktûl, 'Hikmetü'l-İşrâk' eserinde meşşâî fizik ve psikolojiyi tenkit ederken Ebû'l-Berekât'ın benlik bilinci (şuur bi'z-zât) ve cisimlerin nuranîliği fikirlerinden büyük ölçüde faydalanmıştır. Seyyidü'l-Hükemâ'nın cesur şüpheciliği, İslam medeniyetinde aklın dogmalara hapsolmayıp kendi sınırlarını sürekli zorladığının en canlı vesikasıdır.