Nîşâbur'un Altın Çağı ve Su'lûkî Hânedanının Manevi Menşei
Hicrî dördüncü asırda Horasan'ın incisi Nîşâbur, İslâm medeniyetinin hem hadis ve fıkıh mekteplerinin hem de Melâmetiyye ve tasavvuf havzalarının en velud buluşma noktasıdır. Bu kutlu beldede ilim ve irfanı şahsında cem ederek asırlar boyunca sürecek bir irfan hanedanlığı kuran ulu pir, Şeyhü'l-İslâm Ebû Sehl Muhammed b. Süleyman es-Su'lûkî el-İclî hazretleridir.
Su'lûkî nisbesi, Arap kabilelerinden Benî İcl'in bir koluna veya atalarından birinin lakabına dayanır. Ebû Sehl, İsfahan ve Bağdat'a seyahat ederek asrın en büyük allâmelerinden fıkıh, usûl, nahiv ve kelâm tahsil etmiş; bilhassa Ebû İshak el-Mervezî'nin rahle-i tedrisinde Şâfiî fıkhının en derin inceliklerine vakıf olmuştur. Nîşâbur'a döndüğünde, dönemin Sâmânî emirleri ve halkı tarafından asrın fetva ve irfan mercii olarak selamlanmıştır.
Lakin Ebû Sehl es-Su'lûkî'yi benzeri fakihlerden ayıran en mühim vasfı, kuru bir nazariyatçı olmaması; Nîşâbur Melâmet mektebinin pîrleriyle, Ebû Osman el-Hîrî ve İbn Menâzil silsilesiyle hemhal olup kalbini ilahi muhabbet ateşiyle tutuşturmasıdır. O, Nîşâbur hankahlarının ve medreselerinin müşterek pîri olmuş; zâhir ulemasıyla bâtın dervişlerini aynı sofrada birleştirmiştir.