Nişabur İlim Havzası ve es-Sa'lebî'nin İlmî Şahsiyeti
Hicrî dördüncü ve beşinci asırlar, Horasan havzasının ve bilhassa Nişabur şehrinin İslâm medeniyetinin ilmî, edebî ve tasavvufî kalbi haline geldiği altın bir çağdır. Gazneli ve erken Selçuklu devirlerine tekabül eden bu devirde Nişabur; hadis meclisleri, tefsir halkaları, kelâm münazaraları ve Melâmetiyye-sûfiyye tekkeleriyle muazzam bir terkip oluşturmuştur. İşte bu velûd muhitin en müşahhas abidesi, tefsir ve kıssalar sahasının tartışmasız reisi Ebû İshak Ahmed b. Muhammed b. İbrâhîm es-Sa'lebî en-Nîsâbûrî'dir (ö. 427/1035).
Sa'lebî lakabını, kürkçülük veya dericilikle meşgul olan ailesinden tevarüs ettiği nakledilir. Lakin o, maddi kürklerin ötesinde, hakikat tâliplerine ilahî vahyin ve nebevî kıssaların nûrânî kisvelerini giydiren bir irfan mimarı olmuştur. İbn Hallikân onun hakkında: 'Kendi asrında tefsir ilminin yegâne imamı, lügat ve edebiyatta hüccet, rivayetleri nakletmede sika ve son derece dindar bir zâttı' der. Zehebî ise onun vaaz meclislerindeki cezbeli atmosferi, geniş hafızasını ve Kur'an ilimlerindeki ihâtasını sitayişle yâd eder.
Sa'lebî'nin yetiştiği muhitte Ebû Bekir el-Kaffâl eş-Şâşî, Ebü'l-Hasan el-Bûşencî ve Ebû Bekir İbn Mihrân gibi kıraat ve fıkıh devleri bulunmaktaydı. Sa'lebî, bir taraftan kıraat vecihlerini en ince fonetik hususiyetleriyle zabt ederken, diğer taraftan Arap dilinin zengin mecaz, istiâre ve şiir mirasını tefsire taşımış; böylece tefsir ilmini kuru gramer tahlillerinden kurtarıp canlı bir tarih ve hikmet meşherine dönüştürmüştür.