Ebû İshak es-Saffâr el-Buhârî: Telhîsü'l-Edille li-Kavâ'idi't-Tevhîd, Mâtürîdî Kelâmı ve Tefekkür Külliyâtı
Mâverâünnehir Hanefî-Mâtürîdî Geleneğinin En Hacimli Şaheseri; Bilgi Nazariyesi, Âlemin Yaratılışı, İlâhî Sıfatlar, İrade ve Kesb Ontolojisi Üzerine 10 Fasıllık Büyük Araştırma Monografisi.
FASIL I: Ebû İshak es-Saffâr el-Buhârî'nin Hayatı ve Mâverâünnehir Kelâmındaki Yeri
İbrâhîm b. İsmâil b. Ahmed el-Buhârî (Ebû İshak es-Saffâr, 460-534/1068-1139), 'Zâhidü's-Saffâr' lakabıyla anılmış; İslâm medeniyetinin manevî başkenti Buhara'da yetişerek Hanefî fıkhı ve Mâtürîdî kelâmının en büyük otoritelerinden biri olmuştur. İmam Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'nin 'Kitâbü't-Tevhîd'inden sonra Mâverâünnehir coğrafyasında kaleme alınmış en kapsamlı ve en hacimli kelâm eseri olan 'Telhîsü'l-Edille li-Kavâ'idi't-Tevhîd'in müellifidir. Saffâr, hem tasavvufî zühdü hem de cedel ve burhan gücünü şahsında birleştirmiş; Selçuklu ve Karahanlılar devrinde Ehl-i Sünnet akidesinin Mu'tezile, Mücessime, Râfizîler ve Felâsife karşısındaki sarsılmaz kalesi olmuştur.
FASIL II: Telhîsü'l-Edille'nin Epistemolojisi: Esbâb-ı İlim (Bilginin Üç Kaynağı)
Saffâr, Telhîsü'l-Edille'ye Mâtürîdî epistemolojisinin omurgasını oluşturan 'esbâb-ı ilim' (bilgi vasıtaları) tahliliyle başlar. Eşyanın hakikatinin sabit olduğunu ve bilinebileceğini ispatlayarak Sûfestâiyye'nin (şüpheciler) safsatalarını çürütür. Bilginin üç meşru kaynağı vardır: 1) Havâss-ı Selîme (sağlam duyu organları), 2) Haber-i Sâdık (mütevâtir haber ve peygamberlerin getirdiği vahiy), 3) Nazar ve İstidlâl-i Aklî (aklî tefekkür ve mantıkî akıl yürütme). Saffâr, bu üç kaynağın birbirini nakzetmediğini, aksine bir hakikat piramidinin tamamlayıcı unsurları olduğunu mükemmel bir metodolojiyle temellendirir.
FASIL III: Âlemin Hudûsu: Arazlar, Cisimler ve Yaratıcının Varlığına Delâlet
Telhîsü'l-Edille'nin kâinat ontolojisi, kâinatın sonradan yaratıldığı (hudûs) gerçeği üzerine kuruludur. Âlemdeki bütün mevcudat ya cevher (kendi başına kaim olan) ya da arazdır (var olmak için cevhere muhtaç olan renk, hareket, sükûn, koku vb.). Saffâr, arazların her an değiştiğini, yok olup yenilendiğini; arazlardan hâli olamayan cevherlerin de zorunlu olarak hâdis (sonradan var edilmiş) olduğunu ispatlar. Hâdis olan her şeyin bir muhdise (yaratıcıya) muhtaç olması aklî bir zorunluluktur. Âlem kendi kendine var olamaz; zira yokluk, varlığa tercih edilemez. Dolayısıyla kâinatın arkasında sonsuz bir İlim, İrade ve Kudret Sahibi Vâcibü'l-Vücûd vardır.
FASIL IV: Allah Teâlâ'nın Vahdâniyyeti ve 'Burhân-ı Temânu'' Delili
Saffâr, Cenâb-ı Hakk'ın birliğini (tevhid) Enbiyâ Sûresi 22. âyetinde beyan buyrulan 'Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilâhlar bulunsaydı, ikisinin de nizamı bozulurdu' fermanı ışığında 'Burhân-ı Temânu'' ile riyâzî bir mantıkla açıklar. Eğer iki ilâh farz edilseydi; biri bir cismin hareket etmesini, diğeri ise sükûn halinde kalmasını dileseydi, üç ihtimal doğardı: Ya ikisinin de dediği olur (bu çelişkidir, bir şey aynı anda hem hareket edip hem duramaz); ya ikisinin de dediği olmaz (bu acizliktir, aciz olan ilâh olamaz); ya da birinin dediği olur, diğeri mağlup kalır (mağlup olan acizdir, galip olan ise Tek Hakiki İlâh'tır). Dolayısıyla kâinattaki mükemmel nizam, Yaratıcı'nın mutlak tekliğini ispatlar.
FASIL V: İlâhî Sıfatlar ve Mâtürîdîliğin Ayırıcı Vasfı: 'Tekvîn' Sıfatı
Telhîsü'l-Edille'de Saffâr, Mâtürîdî kelâm mektebini Eş'arîlikten ayıran en temel meselelerden biri olan 'Tekvîn' sıfatını derinlemesine müdafaa eder. Eş'arîler yaratmayı Kudret sıfatının bir taalluku sayarken; Saffâr ve Mâtürîdîler, Tekvîn'in (var etme, yaratma, rızık verme, diriltme ve öldürme) Zât ile kaim ezelî ve müstakil bir sıfat olduğunu ispatlar. Eğer Tekvîn hâdis olsaydı, Allah Teâlâ'nın zâtında hâdis bir sıfatın meydana gelmesi gerekirdi ki bu tenzih akidesine aykırıdır. Saffâr, mükevven (yaratılan) ile tekvîn (yaratma fiili) arasındaki farkı izah ederek ilâhî kemâlin ezelîliğini temellendirir.
FASIL VI: İnsan Fiilleri ve İrade-i Cüz'iyye: Kesb, İstitaat ve Hikmet Dengesi
Saffâr, Mâtürîdî mektebinin hürriyet ve sorumluluk dengesini Telhîsü'l-Edille'de muhteşem bir vukufla sergiler. İnsanda iki türlü irade vardır: İrade-i külliyye (insana verilen potansiyel tercih kabiliyeti) ve irade-i cüz'iyye (kulun belirli bir anda belirli bir fiili tercih etmesi). Saffâr, fiilin yaratıcısının (hâlık) mutlak manada Allah olduğunu; fakat fiilin faili ve kazananının (kâsib) kul olduğunu beyan eder. Mu'tezile'nin kulu hâlık mertebesine çıkaran ifratı ile Cebrîlerin kulu cansız bir taşa benzeten tefriti arasında orta yolu inşa ederek, ahlâkî sorumluluğun ve ilâhî adaletin temelini tahkim eder.
FASIL VII: Hüsün ve Kubuh Meselesi: Akıl ve Vahiy Arasındaki Ahlâkî İttifak
Mâtürîdîliğin en özgün yönlerinden biri olan eşyadaki iyilik (hüsün) ve kötülüğün (kubuh) mahiyeti, Telhîsü'l-Edille'de geniş tahlile tâbi tutulur. Eş'arîlerin 'Bir şey Allah emrettiği için güzel, yasakladığı için çirkindir' şeklindeki mutlak ilâhî iradeci tavrına karşılık Saffâr; adalet, cömertlik, doğruluk gibi fiillerin bizatihi güzel (aklen hasen); zulüm, yalan ve cehalet gibi fiillerin ise bizatihi çirkin (aklen kabîh) olduğunu ortaya koyar. İnsan aklı hiçbir vahiy gelmese dahi Allah'ın varlığını ve adaletin güzelliğini kavrayabilir; ancak vahiy, aklın bu idrakini teyit eder ve mükellefiyetin sınırlarını belirler.
FASIL VIII: Nübüvvet, Kur'ân-ı Kerîm ve Kelâm-ı Nefsî Hakikati
Saffâr, peygamberliğin lüzumunu insanın dünya ve ahiret saadetine muhtaç olmasıyla temellendirir. Kur'an'ın i'câzını (mucizeliğini) lafız, nazım, gaybî haberler ve ebedî rehberlik vasıflarıyla tahlil eder. Kelâm sıfatı bahsinde, harflerden ve seslerden münezzeh olan Zâtî 'Kelâm-ı Nefsî' ile bizim okuduğumuz, Mushaf'ta yazılı olan 'Kelâm-ı Lafzî' arasındaki farkı berraklaştırır. Böylece Kur'an'ın hem ilâhî mânâsı itibariyle gayr-i mahlûk (yaratılmamış) olduğunu hem de mushaftaki mürekkep ve sesler itibariyle hâdis olduğunu ortaya koyarak kelâm tarihinin en büyük ihtilafını çözer.
FASIL IX: Kabir Hali, Mizan, Şefaat ve Büyük Günah (Mürtekib-i Kebîre) Meselesi
Telhîsü'l-Edille'nin sem'iyyât bahsinde Saffâr; kabir suali ve azabını, kıyamet alametlerini, amellerin tartılacağı Mizan'ı, Sırât köprüsünü ve Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) ümmetinden günahkârlar için yapacağı şefaatin hak olduğunu sahih hadislerle delillendirir. Hâricîlerin ve Mu'tezile'nin 'büyük günah işleyen dinden çıkar' sapkınlığına karşı; amelin imanın bir parçası olmadığını, günah işleyen bir müminin dinden çıkmayıp günahkâr bir mümin (fâsık-ı müslim) olarak kalacağını ve affının Allah'ın meşîetine bağlı olduğunu ispatlar.
FASIL X: Telhîsü'l-Edille'nin Mâverâünnehir ve Osmanlı Medrese Geleneğindeki Yeri
Ebû İshak es-Saffâr el-Buhârî'nin Telhîsü'l-Edille'si, Mâtürîdî kelâmının kurucu atası İmam Mâtürîdî ile Osmanlı medreselerinin temel metni olan Nesefî ve Teftâzânî eserleri arasındaki en sağlam halkadır. Nûreddin es-Sâbûnî'nin 'el-Bidâye'si ve Ömer en-Nesefî'nin meşhur 'el-Akāid'i, Saffâr'ın Telhîsü'l-Edille'deki tasnif, istidlâl ve üslûbundan derinlemesine ilham almıştır. Eser, Mâverâünnehir İslâm aklının dengeli, hikmetli, tenzihçi ve aklı nakille kucaklayan yüksek tefekkür mirasını günümüze taşıyan bir ilim âbidesidir.