Ebû Hayyân et-Tevhîdî: el-İmtâ' ve'l-Mu'ânese, el-Mukābesât, Felsefî Meclisler, Zihin Felsefesi ve Edebî İrfân Külliyâtı
Bağdat Meclislerinde Kırk Gecelik Felsefe, Mantık-Dil Münazarası, İslâm Hümanizması, Nefis Psikolojisi ve Edep Felsefesi Üzerine 10 Fasıllık Büyük Monografi.
FASIL I: Ebû Hayyân et-Tevhîdî'nin Çileli Hayatı, Büveyhîler Dönemi Bağdat'ı ve 'Filozofların Edîbi, Edîplerin Filozofu' Kimliği
Dördüncü hicrî (onuncu miladî) asrın İslâm Rönesansı olarak adlandırılan altın çağında Bağdat, Basra ve Rey hattında yaşamış olan Ebü'l-Abbâs Ali b. Muhammed b. el-Abbâs et-Tevhîdî el-Bağdâdî (ö. 414/1023 civarı), İslâm düşünce tarihinin hem en parlak zekâlarından hem de en trajik ve çilekeş filozof-edibidir. Yâkūt el-Hamevî'nin 'Şeyhu's-Sûfiyye ve Feylesûfü'l-Üdebâ' (Sûfîlerin şeyhi, edîplerin filozofu) unvanıyla andığı Tevhîdî; mantık, kelâm, felsefe, tasavvuf, lügat ve fıkıh ilimlerini şahsında cem etmiş müstesna bir ansiklopedisttir. Ancak devrinin vezirleri (İbnü'l-Amîd, Sâhib b. Abbâd ve İbn Sa'dân) nezdinde hak ettiği itibarı ve maddî karşılığı bulamamış, ömrünün sonlarında kitaplarını yakacak derecede derin bir felsefî yalnızlığa ve toplumdan tecerrüde yuvarlanmıştır. Onun bu varoluşsal trajedisi, eserlerindeki her cümleye eşsiz bir samimiyet, yakıcı bir felsefî derinlik ve insan nefsinin çelişkilerini çıplak gözle teşrih eden psikolojik bir dehâ kazandırmıştır.
FASIL II: el-İmtâ' ve'l-Mu'ânese'nin Telif Arka Planı: Vezir İbn Sa'dân'ın Meclislerinde Kırk Gece (el-Leyâlî)
Tevhîdî'nin başyapıtı kabul edilen el-İmtâ' ve'l-Mu'ânese (Faydalanma ve Dostça Söyleşiler), Büveyhî veziri Ebû Abdillâh el-Hüseyin b. Ahmed b. Sa'dân'ın konağında düzenlenen kırk gecelik felsefî, edebî ve kelâmî sohbetlerin zabıtlarından teşekkül etmiştir. Vezir, Tevhîdî'den geceleri huzuruna gelerek kendisini hem eğlendirecek (imtâ') hem de yalnızlığını giderip zihnini aydınlatacak (mu'ânese) derin meseleleri şerh etmesini talep etmiştir. Eser; her bir geceye ayrılmış fasıllarla akıl, nefis, tabiat, devlet yönetimi, aşkın mahiyeti, hayvanların içgüdüleri, şiirin felsefesi ve çağdaş âlimlerin ahlâkî portreleri gibi muazzam bir konu yelpazesini ihtiva eder. Bu metin, Ortaçağ İslâm saray meclislerinin entelektüel düzeyini ve özgür tartışma iklimini günümüze taşıyan en canlı ve rakipsiz vesikadır.
FASIL III: Ebû Bişr Mettâ ile Ebû Saîd es-Sîrâfî'nin Tarihî Mantık ve Nahiv (Dil) Münazarası
el-İmtâ' ve'l-Mu'ânese'nin sekizinci gecesinde nakledilen ve felsefe tarihinde çığır açan meşhur 'Mantık-Nahiv Münazarası', Doğu-Batı zihin felsefesinin en mühim epistemolojik kırılma noktalarından biridir. Hristiyan mütercim ve Aristotelesçi mantıkçı Ebû Bişr Mettâ b. Yûnus ile İslâm nahiv ve kelâm üstadı Ebû Saîd es-Sîrâfî arasında Vezir İbnü'l-Furât'ın meclisinde vuku bulan bu tartışmada Sîrâfî; mantığın Grek dilinin sentaksına bağımlı yerel bir alet olduğunu, Grekçenin mantık kalıplarının doğrudan Arapçaya ve evrensel hakikate dayatılamayacağını, zira her dilin kendine has ontolojik ve semantik bir dünya tasavvuru barındırdığını savunmuştur. Mettâ ise mantığı bütün dillerden ve kültürlerden münezzeh evrensel bir 'düşünme aleti' olarak müdafaa etmiştir. Tevhîdî'nin kaydettiği bu diyalog, günümüz modern dil felsefesi ve hermeneutiğin tartıştığı meseleleri bin yıl önceden en yetkin üslupla ortaya koymuştur.
FASIL IV: el-Mukābesât: Felsefî İktibaslar, Meclis Diyalogları ve Zihin Felsefesi
Tevhîdî'nin bir diğer şaheseri olan el-Mukābesât (Ateş Korları / Felsefî Aydınlanmalar), dönemin en büyük felsefe üstadı Ebû Süleymân es-Sicistânî el-Mantıkî ve dairesindeki mütefekkirlerin meclislerinde tutulmuş 106 felsefî risale ve mütalaadan meydana gelir. Eserde; 'Nefis bedenden önce mi sonra mı yaratılmıştır?', 'Ruhani cevherlerin maddî cisimlerle teması nasıl mümkündür?', 'İlk İllet'in (Tanrı) âlemle münasebeti', 'Zamanın mahiyeti' ve 'Duyuların idrak sınırları' gibi en çetin metafizik düğümler ele alınır. Mukābesât, kuru bir doktrin kitabı değil; düşüncenin soru-cevaplarla, itiraz ve tashihlerle canlı olarak yoğrulduğu, Platonik diyalogların İslâmî bir potada yeniden neşvünemâ bulduğu saf bir felsefe şölenidir.
FASIL V: İhvân-ı Safâ Risâleleri Üzerine İlk Kritik ve Zeyd b. Rifâa'nın Çevresi
İslâm felsefe tarihinin en gizemli ve ezoterik cemiyeti olan İhvân-ı Safâ ve onların meşhur ansiklopedik risaleleri hakkında tarihte ilk ve en güvenilir tanıklığı Ebû Hayyân et-Tevhîdî yapmıştır. el-İmtâ'nın on yedinci gecesinde Vezir İbn Sa'dân'ın sorusu üzerine Tevhîdî; cemiyetin kurucuları olan Zeyd b. Rifâa, Ebû Süleymân el-Büstî (el-Makdisî), Ebü'l-Hasen ez-Zencânî ve el-Avfî'yi isim isim deşifre etmiş ve felsefelerini tahlil etmiştir. Tevhîdî, İhvân-ı Safâ'nın 'Grek felsefesi ile İslâm şeriatını meczetme' gayretini derinlemesine eleştirmiş; şeriatın saf vahiy pınarından fışkırdığını, felsefenin ise insan aklının zan ve tahminleriyle malul olduğunu, bu ikisini yapay olarak birleştirmeye çalışmanın dini tahrif, felsefeyi ise yozlaştırmak anlamına geleceğini belirterek erken dönem bir epistemolojik ayrım çizgisi çekmiştir.
FASIL VI: İslâm Hümanizması ve İnsan Psikolojisi: Yabancılaşma (Gurbet), Hüzün ve Dostluk Felsefesi
Tevhîdî'nin düşüncesinin merkezinde 'İnsan' (el-İnsân) yer alır. O, modern varoluşçuluğun kavramlarını asırlar öncesinden terennüm eden bir 'gurbet ve yabancılaşma filozofu'dur. Kitâbü'l-Gurabâ ve el-İşârâtü'l-İlâhiyye'sinde dile getirdiği 'Garip odur ki vatanında dahi gariptir' vecizesi, onun ontolojik yalnızlığının sembolüdür. Tevhîdî'ye göre insan; melekût ile behîmî (hayvanî) arzular arasında sıkışmış, sonsuzluğa meftun fakat fânilikle prangalanmış trajik bir varlıktır. Bu trajedinin yegâne ilacı ise 'Sadakatü'l-Akl' (akla dayalı samimi dostluk) ve 'Tevhîd-i Vicdân'dır. Tevhîdî'nin insan ruhunun kıskançlık, kibir, korku, vefa ve aşk gibi hallerini tahlil edişindeki keskinlik, onu dünya edebiyatının en büyük psikolog yazarları arasına yerleştirir.
FASIL VII: Ahlâkü'l-Vezîreyn ve Dönemin Bürokratik Çürümesine Yöneltilen Keskin Hiciv
Ebû Hayyân et-Tevhîdî, ikiyüzlü siyasetçilere ve liyakatsiz bürokratlara karşı kalemini kılıç gibi kullanan cesur bir muhaliftir. Büveyhî sarayının iki muktedir veziri İbnü'l-Amîd ve Sâhib b. Abbâd'ı eleştirdiği eseri Ahlâkü'l-Vezîreyn (İki Vezirin Ahlâkı / Mesâlibü'l-Vezîreyn), İslâm edebiyatında siyasi hiciv ve karakter tahlilinin zirvesidir. Tevhîdî, bu vezirlerin zâhirdeki debdebe ve edebî böbürlenmelerinin arkasında yatan cimriliği, hasedi, kibri, zulmü ve dalkavukluk düzenini en ince ayrıntısına kadar teşhir etmiştir. Bu eser yüzünden hayatı boyunca takibata uğramış ve diyar diyar kaçmak zorunda kalmış olsa da, adaletin ve hakikatin sesi olmaktan geri durmamıştır.
FASIL VIII: Tasavvufî ve Münâcât Risâleleri: el-İşârâtü'l-İlâhiyye ve İlâhî Aşkın İrfânî Tereddütleri
Tevhîdî sadece aklî ilimlerin değil, kalbî müşahedenin de zirvelerinde dolaşmış bir Hak aşığıdır. Onun el-İşârâtü'l-İlâhiyye (İlâhî İşaretler) adlı münâcât mecmuası, Arap nesrinin kaleme aldığı en lirik, en yakıcı ve en mistik dua metinlerindendir. Burada felsefî terminoloji yerini gözyaşına, nefsin itirafına, ilâhî celâl karşısındaki dehşete ve cemâl tecellîlerine bırakır. Tevhîdî, Hak Teâlâ'ya hitap ederken aklın aczini haykırır: 'İlâhî! Seni bilmekle bilmemek arasında hayret vadisinde kayboldum; varlığım günah, yokluğum feryattır.' Bu dualar, Gazâlî'den İbnü'l-Arabî'ye kadar pek çok büyük mutasavvıfa ilham kaynağı olmuştur.
FASIL IX: Kitaplarını Yakan Filozof: İntihârü'l-Kütüb Hâdisesi ve Entelektüel Kırgınlığın Zirvesi
Tevhîdî'nin biyografisindeki en sarsıcı ve hüzünlü hadise, ömrünün sonlarına doğru kütüphanesini oluşturan yüzlerce kıymetli kitabı bir araya toplayıp ateşe vermesidir. Devrin âlimi Kādî Ebû Sehl Ali b. Kâsım'ın kendisine yazdığı kınama mektubuna verdiği tarihî cevapta Tevhîdî, kitaplarını yakma sebebini gözyaşları içinde şöyle izah eder: 'Bu kitapları arkamda bırakabileceğim, onların kadrini bilecek, hakikatlerini zayi etmeyecek tek bir ehil ve vefalı insan bulamadım. Onların cahillerin elinde oyuncak olmasına, ticaret metaı yapılmasına gönlüm razı gelmedi.' Bu hadise, İslâm düşünce tarihinde bir mütefekkirin çağının cehalet ve sığlığına karşı gösterdiği en dramatik protestodur.
FASIL X: Ebû Hayyân et-Tevhîdî'nin İslâm Düşüncesi ve Dünya Edebiyatındaki Ebedî Mirası
Ebû Hayyân et-Tevhîdî, geride bıraktığı eserlerle İslâm medeniyetinin 'felsefî vicdanı' ve nesir sanatının erişilmez üstadı olarak tarihe mühür vurmuştur. O, felsefeyi medrese ve saray duvarlarının fildişi kulesinden çıkarıp insan hayatının gündelik çelişkileriyle, ahlâkî buhranlarıyla ve varoluşsal ıstıraplarıyla yüzleştirmiştir. Batı'da Montaigne'in denemeleriyle, Nietzsche'nin varoluşçu çığlığıyla ve Kierkegaard'ın içsel hüzün felsefesiyle kıyaslanan Tevhîdî; hakikatin peşinde bedel ödemekten çekinmeyen, aklı kalple, felsefeyi edeple meczeden ebedî bir hakikat yolcusu olarak asırlardır fikir dünyamızı aydınlatmaktadır.