Ebû Hamza el-Horasânî: Horasan Tevekkülü, Fenâ, Tecerrüd ve Meşâyih Edebi Külliyâtı
Kuyu İmtihanı, Çölün Sırları, Tevekkül-i Mutlak ve Sûfî Âdâbı Üzerine 10 İrfânî Fasıl
FASIL I: Ebû Hamza el-Horasânî'nin Menşei ve Tasavvuf Muhiti
Horasan irfan mektebinin hicri üçüncü asırdaki en tesirli simalarından biri Ebû Hamza Muhammed b. İbrâhîm el-Horasânî'dir (ö. 290/903). Horasan'ın Nişabur ve Belh havzasında doğup yetişmiş; Horasan'ın katıksız melâmet ve tevekkül anlayışını bizzat nefsinde tecrübe etmiştir.
Genç yaşta Bağdat'a gelerek Seyyidü't-Tâife Cüneyd-i Bağdâdî, Ebû Türâb en-Nahşebî ve Ebû Saîd el-Harrâz'ın halkalarına dahil olmuştur. Horasan'ın fütüvvet ruhu ile Bağdat'ın kelâmî tasavvufunu nefsinde meczetmiş müstesna bir Hak dostudur.
FASIL II: Cüneyd-i Bağdâdî ve Ebû Türâb en-Nahşebî ile Münasebeti
Ebû Hamza el-Horasânî, Horasan'ın büyük pîri Ebû Türâb en-Nahşebî'nin en kıymetli talebesi ve yol arkadaşıdır. Onunla birlikte çöller aşmış, yalınayak hac yollarına düşmüştür.
Bağdat'a geldiğinde Cüneyd-i Bağdâdî onun manevi olgunluğunu derhal fark etmiş ve meclisinin başköşesine oturtmuştur. Cüneyd onun hakkında: 'Ebû Hamza, tevekkül bahsinde çağının bir tanesidir; onun kalbinde esbâbın gölgesi dahi kalmamıştır' buyurarak onun tevekküldeki eşsiz derecesini ilan etmiştir.
FASIL III: Çöl Yolculuğu ve Meşhur Kuyu İmtihanı
Tasavvuf klasiklerinin (Kuşeyrî, Hücvîrî, Attâr) ittifakla naklettiği en sarsıcı tevekkül hadisesi Ebû Hamza'nın kuyu imtihanıdır. Hac yolculuğu sırasında ıssız bir çölde derin bir kuyuya düşer. Nefsi ona 'Bağır, imdat dile!' der. Fakat Ebû Hamza: 'Hayır, nefsimin telkiniyle mahlûktan yardım istemem; beni buraya düşüren O'dur, beni gören de O'dur' diyerek sükût eder.
Az sonra kuyunun başından bir kervan geçer. Kuyunun ağzını tehlike teşkil etmesin diye kütük ve toprakla kapatmaya başlarlar. Ebû Hamza yine sükût eder ve 'Rabbim! Sen onların sesini işitirsin, benim halimi bilirsin' der. Kervan uzaklaştıktan sonra bir canavar kuyunun ağzını açar ve kuyruğunu uzatarak onu yukarı çeker. Ebû Hamza gaibden bir nida işitir: 'Ey kulum! Sen mahlûktan ümidini kesip bize tevekkül ettin, biz de seni bir helak edicinin eliyle helaktan kurtardık!'
FASIL IV: Hakiki Tevekkülün Ontolojisi: Esbâba Kalben Bağlanmamak
Ebû Hamza'ya göre tevekkül, esbâbı (sebepleri) tamamen reddetmek değil; esbâbı işlerken kalben sırf Müsebbibü'l-Esbâb'a (sebepleri yaratan Allah'a) bağlanmaktır.
'Tevekkül, kalbin Allah ile mutmain olması, rızık endişesinin kalpten tamamen silinmesidir. Rızkı için kaygılanan kimse, Rezzâk olan Rabbine karşı su-i zanda bulunmuştur.' Ona göre derviş, sabah kalktığında akşamın, akşam olduğunda sabahın endişesini taşımayan kimsedir.
FASIL V: Tecerrüd ve Zâhirî Mülkiyetten Vazgeçiş
Ebû Hamza el-Horasânî, tecerrüd (dünyalıktan soyunma) bahsinde son derece tavizsizdir. Yanında tek bir dirhem yahut bir lokma erzak taşımazdı.
'Yarın yiyeceğim diye bir lokma ekmek saklayan kimse, tevekkül dairesinden çıkmıştır.' Bu yüksek makam avam için değil, havassın ve cezbe ehlinin hususi makamıdır. Ebû Hamza bu haliyle dervişlere eşyaya esir olmamayı, Allah'ın hazinesinin sonsuzluğuna güvenmeyi talim etmiştir.
FASIL VI: Fenâ fi't-Tevhid ve Benliğin Yok Oluşu
Tevhid anlayışında Horasan melâmetinin izleri çok derindir. Ebû Hamza'ya göre tevhid, kulun kendi varlığını ve benliğini aradan çıkarması, her fiilde yalnızca Cenâb-ı Hakk'ın kudret ve iradesini müşahede etmesidir.
'Benliği aradan çıkmayan kimsenin tevhidi kemale ermez. Hakîkî tevhid, Hakk'ın seni sende öldürüp kendi zâtıyla diriltmesidir.' Bu fenâ makamında kul, kendi iradesinden vazgeçerek ilahî kaderin akışına tam bir teslimiyetle rıza gösterir.
FASIL VII: Meşâyih Edebi ve Sûfî Meclislerinin Âdâbı
Ebû Hamza, dervişler arasındaki edeb ve kardeşlik hukukuna büyük ehemmiyet vermiştir. Ona göre bir müridin meşâyih meclisinde riayet etmesi gereken edepler şunlardır:
1. Üstadının huzurunda kalbini masivadan korumak. 2. İhvanına karşı asla kibirlenmemek, hizmeti ganimet bilmek. 3. Kendisine yapılan eziyetlere sabredip kimseyi incitmemek. 4. Hata işleyen kardeşinin ayıbını örtmek ve ona dua etmek.
FASIL VIII: Semâ, Vecd ve Huşûun Şartları
Ebû Hamza el-Horasânî semâ meclislerine iştirak eder, fakat vecd ve semâda edebe riayeti şart koşardı. Gösteriş için feryat edenleri, nefsanî hazlarla raks edenleri şiddetle kınamıştır.
'Semâ, kalbinde Allah aşkı olan kimseyi harekete geçirir. Kalbinde nefsaniyet olanın semâsı ise ona vebal ve fitneden başka bir şey kazandırmaz. Gerçek vecd, denizdeki dalga gibidir; içeriden kaynar, dışarıya edeple taşar.'
FASIL IX: Ebû Hamza'nın Veciz Sözleri ve Hikmetleri
Kuşeyrî ve Hücvîrî'nin eserlerinde nakledilen altın kelâmlarından bazıları: - 'Kim Allah'ın rızkına razı olursa, insanlar arasında en hür ve en zengin kimse o olur.' - 'Nefsin en büyük hilesi, seni ibadetle aldatıp kalbine kibir sokmasıdır.' - 'Ârif kimdir? Ârif, her nefeste Hakk'ı müşahede eden ve O'ndan bir an bile gafil olmayan kimsedir.' - 'Sözün hayırlısı, amelle tasdik edilen ve kalpten kalbe nüfuz eden sözdür.'
FASIL X: Horasan Melâmet ve Tevekkül Geleneğine Etkileri
Ebû Hamza el-Horasânî hicri 290 yılında vefat ettiğinde, ardında tevekkülün ve melâmetin en saf ve çetin örneklerini bırakmıştır. Kuşeyrî Risâlesi ve Keşfü'l-Mahcûb gibi temel tasavvuf klasiklerinde tevekkül bahsi açıldığında mutlaka Ebû Hamza'nın kuyu kıssası ve sözleri zikredilir.
O, Horasan'ın sarsılmaz iradesi ile Bağdat'ın edep ve hikmetini birleştirerek İslam maneviyatına eşsiz bir tevekkül fıkhı armağan etmiştir.