Ebû Hamza el-Bağdâdî: Huşû, Semâ-i Ruhanî ve Kalbî Murakabe Külliyâtı
İmam Ahmed b. Hanbel'in Hürmet Ettiği Kalp Âlimi: Kâinatın Tesbihatını Dinleme, Saf Huşû, Sıdk-ı Teveccüh ve Zikr-i Dâim Üzerine 10 Fasıllık Büyük Monografi.
FASIL I: Ebû Hamza el-Bağdâdî'nin Hayatı, Muhiti ve Zühd Devri
İslam tasavvufunun erken döneminde huşû, tazarru ve zikir vadisinde abideleşen büyük şahsiyetlerden biri Ebû Hamza Muhammed b. İbrâhim el-Bağdâdî el-Bezzâz'dır (ö. 269/882-883). Bağdat'ta kumaş ticaretiyle (bezzâz) meşgul olan bu mübarek zat, çarşı pazarın dünyevî hengamesi ortasındayken kalbini arşın nurlarıyla irtibatlandırmayı başarmış nadide bir ariftir. O, zâhirde ticaretle meşgul olurken bâtında her an Hakk'ın huzurunda duran 'ricalün lâ tülhîhim ticâratün ve lâ bey'un an zikrillâh' (Öyle erler ki ne ticaret ne de alışveriş onları Allah'ı anmaktan alıkoymaz) âyetinin canlı tefsiridir.
Ebû Hamza, erken yaşlardan itibaren hadis ve fıkıh tahsil etmiş; dönemin büyük ulemasının rahle-i tedrisinden geçmiştir. Ancak onun ruhunu asıl tutuşturan şey, kalbî amellerin, haşyetullahın ve ihlasın esrarına duyduğu derin iştiyak olmuştur. Bağdat'ta Sırrî-i Sekatî ve Bişr-i Hâfî gibi büyük zahitlerin meclislerine devam etmiş, nefsini her türlü dünyevî şaibeden arındırarak kamil bir velâyet derecesine vasıl olmuştur.
FASIL II: İmam Ahmed b. Hanbel ile Tarihî Mülakatı: 'Mâ Tekūlü Fî Hâzâ Yâ Sûfî?'
İslam ilim ve fikir tarihinde fıkıh-hadis ehli ile tasavvuf ehli arasındaki muhabbet ve ittihadın en muazzam tarihi vesikası, İmam Ahmed b. Hanbel ile Ebû Hamza el-Bağdâdî arasında cereyan eden hadisedir. İmam Ahmed b. Hanbel, hadis ve sünnet müdafaasında devrin en büyük imamı iken, meclisinde zühd, kalp inceliği, ihlas veya nefis hilelerine dair çetin bir sual zuhur ettiğinde başını kaldırır ve mecliste mütevazı bir köşede oturan Ebû Hamza'ya dönerdi:
'Mâ tekūlü fî hâzâ yâ sûfî?' (Ey sûfi, bu ince kalbî meselede sen ne dersin?). Ebû Hamza'nın kalbinden dökülen hikmetli, nûrânî ve nebevî cevapları dinleyen İmam Ahmed b. Hanbel, hayranlıkla başını sallar ve talebelerine: 'İşte kalbini Allah ile bir kılanların ilmi böyledir!' diyerek Ebû Hamza'nın irfanî mertebesini tasdik ederdi. Bu tarihi şahitlik, hakiki Ehl-i Sünnet tasavvufunun hadis imamları nezdindeki yüksek itibarını ebediyen tescil etmiştir.
FASIL III: Cüneyd-i Bağdâdî ve Sırrî-i Sekatî Halkasında Huşû ve Zikir
Ebû Hamza el-Bağdâdî, Bağdat mektebinin kurucu üstatları Sırrî-i Sekatî ve Cüneyd-i Bağdâdî ile derin bir manevî kardeşlik bağına sahipti. Sırrî-i Sekatî meclislerinde Ebû Hamza'nın huşû ve edebine gıpta eder; onun namaz kılarken adeta bir sütun gibi hareketsiz duruşunu talebelerine örnek gösterirdi.
Cüneyd-i Bağdâdî ise Ebû Hamza'nın zikir ve tefekkürdeki derinliğine hayrandı. Cüneyd şöyle derdi: 'Ebû Hamza konuştuğu zaman kalplerdeki paslar silinir; sustuğu zaman ise onun sükûtundaki heybet insanı istiğraka sevk eder.' Ebû Hamza meclislerde nadiren konuşur, konuştuğu vakit ise yalnız Allah sevgisinden, ahiret dehşetinden ve nefsin gizli afetlerinden bahsederdi. Onun sözleri doğrudan kalpten çıktığı için dinleyenlerin gözlerinden yaşlar boşanmasına sebep olurdu.
FASIL IV: Semâ-i Ruhanî: Kâinatın Tesbihatını ve Zikr-i Rahmân'ı İşitme Sırrı
Ebû Hamza'nın irfan hayatındaki en şaşırtıcı ve harikulade cephe, onun 'Semâ-i Ruhanî' meşrebidir. O, musiki aletleriyle veya nefsani bir hevesle icra edilen semâdan fersah fersah uzaktı. Onun semâsı, kâinattaki bütün mevcudatın kesintisiz bir lisanla Hakk'ı tesbih edişini kalbî bir kulakla işitmekti (İsrâ Sûresi 44. âyet: 'Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O'nu tesbih eder. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihini anlamazsınız').
Bir gün Ebû Hamza Bağdat sokaklarında yürürken bir ağaçtaki kuşun ötüşünü işitir. Birdenbire rengi solar, gözlerinden yaşlar boşanır ve feryat ederek 'Lebbeyk yâ Rabbî!' (Buyur Rabbim, emrindeyim!) diye nida eder. Yanındakiler hayretle: 'Ey Ebû Hamza, ne oldu?' dediklerinde şu cevabı verir: 'Siz sadece bir kuş sesi işitiyorsunuz; oysa o kuş kendi lisanıyla 'Sübhâne Zî'l-Kudreti ve'l-Melekût' diyerek Rabbini tenzih ediyor. O zikrederken benim gafil kalmamdan haya ettim!' Ebû Hamza için esen rüzgar, akan su ve dalgalanan yapraklar Hakk'ın ebedî zikrinin birer nağmesiydi.
FASIL V: Cihad ve Ribat: Tarsus Sınır Boylarında Gazâ ve Manevî Cihad
Ebû Hamza el-Bağdâdî, tekkeye veya evine kapanıp dünyadan kopan bir münzevi değildi. O, nefis cihadı ile kılıç cihadını şahsında cem etmiş bir 'gazî-sûfi' idi. İslam coğrafyasının Bizans sınır boyu olan Tarsus ve Sugūr kalelerine defalarca gitmiş; kışın ribatlarda nöbet tutmuş, yazın ise gazalara iştirak etmiştir.
Savaş meydanlarında Ebû Hamza'nın gösterdiği celâdet ve şecaat, Bağdat ordusundaki komutanları dahi hayrete düşürmüştür. O, düşman hücum ettiğinde en ön safta yer alır, fakat gece çöktüğünde zırhını çıkarıp sabaha kadar secde ve gözyaşıyla Rabbine tazarru ederdi. Kendisine: 'Gündüz bir arslan gibi savaşıyorsun, gece ise bir yetim gibi ağlıyorsun, bu nasıl haldir?' dediklerinde: 'Gündüz kılıcım küffara karşıdır, gece ise kalbim nefsimin günahlarına karşıdır' cevabını vermiştir.
FASIL VI: Helal Rızık ve Ticaret Ahlâkı: Kumaş Tezgâhından Kalp Safiyetine
Ebû Hamza'nın velâyetinin temeli, helal lokma titizliğidir. Kumaş dükkanında ticaret yaparken müşterinin zerre kadar hakkının geçmemesi için kılı kırk yarardı. Eğer bir kumaşta en ufak bir dokuma kusuru varsa, müşteriye söylemeden o kumaşı asla satmazdı. Hatta müşterinin fark etmediği bir kusur sebebiyle kumaşı piyasa fiyatının çok altında satar, müşteriyi aldatmaktan cehennem ateşinden kaçar gibi kaçardı.
Bir gün dükkanına gelen bir fakir kumaş almak ister fakat parası yetmez. Ebû Hamza kumaşı ona hediye eder ve üstüne bir miktar da harçlık verir. Yanındaki çırağı: 'Efendim, böyle yaparsak iflas ederiz' deyince Ebû Hamza tebessüm eder ve şöyle der: 'Ey oğul, asıl iflas ahirete eli boş gitmektir. Allah'ın kullarına infak eden tüccarın sermayesi tükenmez; zira onun ortağı Cenâb-ı Zülcelâl'dir.'
FASIL VII: Havf ve Recâ Dengesi: Kalbin İki Kanadı
Ebû Hamza'nın vaaz ve sohbetlerinde en çok üzerinde durduğu mevzu, havf (korku) ile recâ (ümit) arasındaki hassas dengedir. Kul, sadece korkuyla hareket ederse ye'se (ümitsizliğe) düşer; sadece ümitle hareket ederse emn (güvende hissetme) tuzağına yakalanıp günahlara cüretkar hale gelir. Ebû Hamza şöyle buyururdu:
'Müminin kalbi bir kuşa benzer; havf bir kanadı, recâ diğer kanadıdır. İki kanat dengeli olduğu müddetçe kuş semaya yükselir. Kanatlardan biri kırılırsa kuş yere çakılır ve yırtıcılara yem olur.' Ebû Hamza, sağlıklı iken havfın, ölüm yaklaştığında ise recânın galip gelmesi gerektiğini tavsiye ederdi. Zira hayat mücahede ile kaimdir; ölüm ise Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın sonsuz mağfiretine sığınma anıdır.
FASIL VIII: Bağdat Camii Meclisleri ve Halka Vaaz Âdâbı
Ebû Hamza el-Bağdâdî, Bağdat'ın Câmiü'l-Medîne ve Rusâfe camilerinde cuma namazlarının ardından halka vaaz ve nasihatte bulunurdu. Onun meclisleri yalnız sıradan halkın değil; kadıların, vezirlerin, fakihlerin ve dervişlerin akın ettiği muazzam bir irfan meclisiydi. O, kürsüye çıktığında nefsani süslemelerden, felsefi lafebeliklerinden ve yapmacık kafiyelerden bütünüyle uzak dururdu.
Sade, samimi ve ihlaslı kelamları dinleyenlerin kalbine ok gibi saplanırdı. Bir cuma günü kürsüde ölüm ve kabir ahvalini anlatırken cemaatten birçok kişinin hıçkırıklarla ağladığı, meclisteki büyük bir tüccarın ayağa kalkarak bütün servetini fukaraya bağışlayıp tövbe ettiği rivayet edilir. Ebû Hamza'nın vaazları, Bağdat'ın dünyevîleşen sokaklarına manevî bir diriliş ve arınma nefesi üflemiştir.
FASIL IX: Klasik Tabakât Kaynaklarında Ebû Hamza'nın Menâkıbı ve Hikmetleri
Ebû Nuaym el-İsfahânî 'Hilyetü'l-Evliyâ'da, Kuşeyrî 'er-Risâle'sinde ve İbnü'l-Cevzî 'Sıfatü's-Safve'de Ebû Hamza el-Bağdâdî'nin paha biçilmez hikmetlerini nakletmişlerdir. Kaynaklarda geçen nuranî sözlerinden bazıları şunlardır:
'Kişinin kalbinde marifetullah nuru parladığı zaman, dünyanın tamamı onun gözünde bir leş hükmüne girer.' 'Kim nefsini terbiye etmeden insanlara nasihat etmeye kalkarsa, çıplak bir adamın başkalarını giydirmeye çalışması gibi gülünç duruma düşer.' 'Hakiki zikir, dilin söylemesi değil; kalbin zikredilen Zât'tan bir an dahi gafil kalmamasıdır.' 'En hayırlı dost, sana Allah'ı hatırlatan ve kusurlarını yüzüne merhametle söyleyen dosttur.'
FASIL X: Ebû Hamza el-Bağdâdî'nin İslam İrfanındaki Ebedi Makamı
Ebû Hamza Muhammed b. İbrâhim el-Bağdâdî, hicrî 269 (m. 882-883) senesinde Bağdat'ta hakka vuslat etmiştir. Cenaze namazına Bağdat'ın uleması, ümerası ve binlerce mümin iştirak etmiş; gözyaşları arasında Şûnîziyye kabristanına defnedilmiştir. Vefatıyla Bağdat, haşyet ve huşûnun canlı bir abidesini kaybetmiştir.
Ebû Hamza'nın hayatı, İmam Ahmed b. Hanbel gibi bir hadis kutbunun takdirini kazanmış olması hasebiyle, tasavvuf ile şeriatın ebedî vahdetinin en parlak delilidir. O, kâinatın tesbihatına kulak veren, ticaretinde helalden zerre sapmayan, sınır boylarında kılıç sallayıp geceleri secdede eriyen bir kamil müminin müşahhas timsalidir. Ruhu şâd, himmeti hâzır olsun.