Bağdat İrfan Havzası ve Ebû Ca'fer el-Hazzâz'ın Tarihsel Menşei
Hicrî üçüncü asır, İslâm tasavvufunun hem kavramsal lügatinin billurlaştığı hem de ameli zühd tecrübesinin metafizik bir marifet ummanına dönüştüğü altın çağdır. Hilafet merkezi Bağdat, bir yandan Şeriat ilimlerinin tedvin edildiği büyük medreselere ev sahipliği yaparken, diğer yandan Dicle'nin sükûnetinde kalplerini Hakk'a rabt eden zâhidlerin manevi meclisleriyle nurlanmaktaydı. Bu kutlu meclislerin başköşesinde yer alan, kelâmı az, sükûtu derin, hali ise baştan başa tevekkül timsali olan müstesna şahsiyetlerden biri Ebû Ca'fer Muhammed b. Ahmed el-Hazzâz el-Bağdâdî hazretleridir.
Hazzâz nisbesi, ham ipek veya kaba kumaş ticaretiyle meşgul olmasından neşet etmiştir. Klasik tabakât müellifleri Ebû Nuaym el-İsfahânî ve Abdurrahman es-Sülemî'nin ittifakla belirttikleri üzere, o, maişetini kendi el emeğiyle kazanan, çarşı ve pazarın keşmekeşinde dahi kalbini mâsivâdan tecrit etmeyi başaran kâmil bir mürşiddir. İpek dokumacılığı gibi sabır ve dikkat isteyen bir mesleğin incelikleri, onun ruhunda ilahi tecellilerin nakış nakış dokunmasına zemin hazırlamıştır.
Ebû Ca'fer el-Hazzâz, Cüneyd-i Bağdâdî'nin sohbet halkasında hususi bir hürmete mazhar olmuş; aynı zamanda Nîşâbur fütüvvet mektebinin büyük pîri Ebû Hafs el-Haddâd'ın Bağdat'a vaki olan tarihi seyahatinde onunla en derin manevi muhasebeleri paylaşan ricalden biri olmuştur. Onun irfanı, lafız kalabalığından uzak, doğrudan nefsin gururunu kıran ve kulu Rabbinin huzurunda mutlak bir acziyet ve teslimiyet makamına yerleştiren saf bir feyz kaynağıdır.