Ebû Bekir et-Tamestânî: Sünnete İttibâ ve Nefs Cerhi İrfânı Külliyâtı
İsfahan ve Horasan İrfanının Kutbu: Sünnet-i Nebeviyye Rehberliğinde Zâhir-Bâtın Tevhidi, Melâmet Fıkhı, İhlas ve Rızâ Üzerine 10 Fasıllık Büyük Monografi.
FASIL I: Ebû Bekir et-Tamestânî'nin Hayatı, Menşei ve İlim Muhiti
İslam tasavvuf ve ahlâk tarihinin en tavizsiz, en muhlis kutuplarından biri olan Ebû Bekir Muhammed b. Halef et-Tamestânî (ö. 340/951 civarı), İsfahan ve Horasan irfan mektebinin zirve şahsiyetlerindendir. İsfahan yakınlarındaki Tamestân kasabasında doğup büyümüş; hadis, fıkıh ve kıraat ilimlerinde derinleşerek devrinin muteber ulemâsı arasına girmiştir.
Tamestânî, tasavvuf yolunda hem Bağdat hem de Horasan meşâyihinin feyiz pınarlarından beslenmiştir. Ebû Saîd el-Harrâz, Cüneyd-i Bağdâdî ve Ebû Ali es-Sekafî gibi büyük imamlarla münasebet kurmuş; melâmet ve tasavvuf ekollerini Ehl-i Sünnet omurgasında birleştiren öncülerden olmuştur. Hayatı boyunca şöhretten, gösterişten ve tekke taassubundan kaçınmış; halk içinde sade bir mümin gibi yaşayarak kalbî istikameti aramıştır.
FASIL II: 'Yol Açıktır, Kitap ve Sünnet Önümüzdedir': Temel İlke
Ebû Bekir et-Tamestânî'nin tasavvuf tarihindeki en abidevi sözü, tarikat ve sülûk ehlinin yol haritası niteliğindedir: 'Yol gayet açıktır, Kitap ve Sünnet aramızda kaimdir. Sahabenin fazileti ve üstünlüğü sabittir. Bize düşen, hüsn-i ittibâ (güzelce uymak) ve sünnetin aydınlığında yürümektir. Bu yolu bulandıran ve zorlaştıran yegâne şey, nefislerin hevâsı ve bid'atlerdir.'
Tamestânî, sünnete uymayı tasavvufun hem başı hem de sonu olarak görmüştür. Ona göre Resûlullah'ın (s.a.v.) ahlâkına ve ameline uymayan hiçbir manevi tecrübe, keşif veya rüya muteber değildir. 'Kim sünnet terazisini elinden bırakırsa, cinlerin ve şeytanların oyuncağı olur' buyurmuştur. Bu katı sünnet bağlılığı, onun tasavvuf anlayışını felsefi sapmalardan ve bâtıl inançlardan koruyan en sağlam kalkan olmuştur.
FASIL III: Nefs Cerhi ve Gizli Riyâ ile Mücadele
Tamestânî, nefsin hilelerini ve gizli riyayı teşhis etmede tabib-i kâmil bir basirete sahipti. O, zâhirî günahlardan ziyade kalpte saklanan manevi kibir, kendini beğenme (ucub) ve dindarlık taslama afetlerine karşı müridlerini uyarmıştır. 'Nefsini iyi ve faziletli gören kimse, nefsin en derin tuzağına düşmüştür' derdi.
Ona göre nefsin en tehlikeli hilesi, ibadet ve takva kisvesi altında kendi varlığını hissettirmesidir. Dervişin namazıyla, zikriyle veya orucuyla övünmesi, günahkarın günahından daha tehlikeli bir hicaptır. Tamestânî şöyle buyurur: 'Tevbe ettiğin günahı unutup, ettiğin tevbeyi beğenmeye başladığın an helak olursun. Zira tevbenin içinde de af dilenmesi gereken bir nefs payı vardır.'
FASIL IV: Melâmetiyye Fıkhı: Zâhiri Halkla, Bâtını Hak ile Tutmak
Horasan Melâmetiyye mektebinin ruhunu en duru şekilde yaşayan Tamestânî, kılık kıyafette ve zâhirî şekillerde dervişlik alametleri taşımayı hoş görmezdi. Özel hırkalar, taçlar veya sarıklarla halkın dikkatini çekmeyi, dindarlık tüccarlığı ve riyaset arzusu sayardı.
'Zâhirinde halk gibi giyin, halk gibi ticaret et, halk gibi yaşa; fakat bâtınında yalnız Hak ile ol' derdi. Amellerini halktan gizlemeyi, günahlarını gizlemekten daha lüzumlu görürdü. Bir müridine: 'Eğer bir ibadet yaptığında kalbine halkın bunu görmesinden zerre kadar bir haz geliyorsa, o ibadeti derhal yenile ve istiğfar et' diye tenbihte bulunmuştur.
FASIL V: Zâhir ve Bâtın Dengesi: Şeriatsız Hakikat Dalalettir
Tamestânî'nin meclislerinde zâhir ulemâsı ile tasavvuf ehli arasındaki çekişmeler çözüme kavuşturulurdu. O, şeriat ile hakikati iki zıt kutup gibi gösteren laubali zümreleri şiddetle tenkit etmiştir. 'Şeriat zâhirdir, hakikat ise onun özüdür. Özü olmayan kabuk çürür; kabuğu olmayan öz ise zayi olur' formülü ona aittir.
Tamestânî derdi ki: 'Hakikate ulaştığını iddia edip de farzları terk eden veya haramlara müsamaha gösteren kimse velî değil, zındıktır. Bir velî makamında ne kadar yükselirse, şeriata ve Resûlullah'ın sünnetine olan hürmeti ve ittibâı o nisbette artar. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) Mirac'dan döndükten sonra ayakları şişene kadar teheccüd kılmaya devam etmiştir.'
FASIL VI: Tevekkül, Rızık ve Sebepler Âlemi
Tevekkül bahsinde Tamestânî mutedil ve gerçekçi bir irfanî tavır sergilemiştir. Tevekkülü tembellik ve atalet olarak anlayan sahte dervişleri azarlamış; çalışmayı, helal rızık peşinde koşmayı sünnetin emri olarak beyan etmiştir.
'Tevekkül, bedeni sebeplere koştururken kalbi sebeplere bağlamamaktır' buyurmuştur. Çiftçinin tohumu ekmesi, sulaması sebeptir; fakat mahsulü Allah'tan bilmesi tevekküldür. Tohumu ekmeden beklemek ise cehalet ve cürettir. Tamestânî kendi el emeğiyle geçinir, kimseden hediye veya sadaka kabul etmez, dervişlerine de helal lokmanın feyzini telkin ederdi.
FASIL VII: İhlas ve Ubûdiyyet: 'Kul Olmak En Büyük Şereftir'
Tamestânî'nin tasavvuf felsefesinde 'Ubûdiyyet' (kulluk) makamı, bütün ruhanî makamların fevkindedir. İnsanlar keramet, keşif veya manevi rütbeler peşinde koşarken, o sadece 'iyi bir kul' olmanın derdindeydi. 'Cenâb-ı Hak Resûl-i Ekrem'i en yüce makama (Mirac'a) çıkardığında onu 'Kulum' (Abduhu) diye methetti. Kul olmaktan daha yüce bir rütbe yoktur' derdi.
İhlası ise ameli her türlü beklentiden arındırmak olarak tarif ederdi. 'Cennet arzusuyla amel etmek tüccarlıktır; cehennem korkusuyla amel etmek köleliktir. Hakiki mümin, Allah ibadete layık olduğu için O'na ibadet eden kimsedir' buyurarak Râbia-i Adeviyye çizgisindeki zâtî muhabbeti ubûdiyyet ahlâkıyla taçlandırmıştır.
FASIL VIII: Sohbet Adabı ve İhvan Hukuku
Ebû Bekir et-Tamestânî, dervişler arasındaki sohbet ve kardeşlik hukukuna fevkalade ehemmiyet verirdi. Ona göre bir mecliste Allah ve Resûlü anılmıyor, nefisler terbiye edilmiyorsa o meclis zulmet kaynağıdır.
'Kardeşlerinin kusurlarını arayan kimse ihvanlıktan düşer' derdi. Bir gün meclisinde bir derviş diğerini gıybet etmeye yeltenince Tamestânî derhal onu durdurmuş ve: 'Sen Rum veya Fars ordularıyla savaşıp onları mağlup ettin mi?' diye sormuş. Derviş 'Hayır' deyince: 'Kafirler senin elinden ve dilinden emanken, Müslüman kardeşin neden senin dilinden kurtulamıyor?' diyerek onu terbiye etmiştir.
FASIL IX: İsfahan ve Horasan Ulemâsının Hürmeti ve Şahitlikleri
Tamestânî, devrinin gerek fakihleri gerek muhaddisleri tarafından istisnasız bir hürmetle taltif edilmiştir. İsfahan'ın katı hadis meclisleri dahi onun sohbetlerine akın etmiş, onun ağzından çıkan hikmetli kelimeleri hüccet kabul etmiştir.
İmam Kuşeyrî, 'Risâle'sinde Tamestânî'den sitayişle bahseder ve onun sünnet konusundaki titizliğini tasavvufun emniyet sübabı olarak takdim eder. İbnü'l-Cevzî gibi tasavvuf ehline karşı son derece tenkitçi olan bir münekkit dahî 'Sıfatu's-Safve' adlı eserinde Tamestânî'yi zühd, vera ve istikametin kusursuz bir örneği olarak zikretmiştir.
FASIL X: Vefatı, Manevi Mirası ve Sünnet İrfanının Ebedîliği
Ebû Bekir et-Tamestânî, hicri 340 (m. 951) civarında İsfahan'da vefat etmiştir. Son nefesinde dudaklarından dökülen kelimeler yine sünnete ittibâ ve istiğfar üzerineydi. Ardında cildler dolusu kitap değil; hayatıyla yaşayan ve sünnetle amel eden tertemiz bir irfan nesli bırakmıştır.
Onun mirası, tasavvufun ne felsefi bir hezeyan ne de kuru bir lafızcılık olduğunu; bilakis Hz. Peygamber'in (s.a.v.) ahlâkını kalbin derinliklerinde yeniden diriltme sanatı olduğunu ispatlamıştır. 'Yol açık, Kitap ve Sünnet önümüzdedir' haykırışı, asırlar boyunca bütün hakiki mutasavvıfların kutup yıldızı olmaya devam etmektedir.