Ebû Bekir er-Râzî'nin Hayatı, Hekimlik ve Felsefe Serüveni
Ebû Bekir Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî (251-313 / 865-925), İslâm medeniyetinin yetiştirdiği en büyük klinik tıp dehası, kimyager ve rasyonel filozoftur. Tahran yakınlarındaki Rey şehrinde doğan Râzî, gençliğinde mûsikî, edebiyat ve simya ile meşgul olmuş; otuzlu yaşlarından sonra tıbba yönelerek Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekimlik yapmıştır. Bağdat'ta yeni bir hastane kurulacağı zaman şehrin muhtelif yerlerine taze et parçaları asarak etin en geç bozulduğu havayı 'en temiz ve sıhhî muhit' seçmesi, onun klinik dehasının efsanevi bir misalidir.
Râzî, iki yüzden fazla eser telif etmiştir. Çiçek ve kızamık hastalıklarını tarihte ilk kez ayırt eden Kitâbü'l-Hâvî ve Kitâbü'l-Mansûrî gibi tıp anıtlarının yanında, onun zihin ve ruh sağlığına tahsis ettiği en özgün şaheseri et-Tıbbü'r-Rûhânî'dir (Ruhsal Hekimlik). Bu eser, Sâmânî emîri Ebû Sâlih Mansûr b. İshak'a ithaf edilmiştir.
«Yüce Yaratıcı bize aklı bağışladı ki onunla bu dünyadaki ve öte dünyadaki maslahatlarımızı idrak edelim. Akıl, insanın sahip olduğu en büyük ilâhî nimettir; heva ve heves ise aklın düşmanıdır. Bedenin hastalıkları tabiplerce tedavi edildiği gibi, ruhun azapları ve ahlakın marazları da ancak aklın kılavuzluğunda tedavi edilir.» — Ebû Bekir er-Râzî
Râzî, tıp ile ahlak psikolojisini birleştiren bu muhalled eserinde, modern psikoterapinin ve bilişsel davranışçı terapinin temellerini bin yıl önce atmıştır.