Ebû Bekir er-Râzî'nin İlmi Şahsiyeti, Hayatı ve Rey'den Bağdat Bîmâristanına Uzanan Yolculuğu
Orta Çağ İslâm dünyasının yetiştirdiği en parlak tabiplerden, kimyagerlerden ve filozoflardan biri olan Ebû Bekir Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî (Batı dünyasında Rhazes veya Albubator olarak bilinir), modern klinik tıbbın ve deneysel kimyanın tartışmasız öncülerindendir. Rey şehrinde doğan Râzî, gençlik yıllarında simya, felsefe, matematik ve musiki ile meşgul olmuş; musiki nazariyatı üzerine eserler kaleme almış, ancak otuzlu yaşlarından sonra tıp ilmine yönelmiştir.
Bağdat'a giderek dönemin büyük tabiplerinden dersler alan Râzî, kısa sürede tıp sahasında eşsiz bir vukufiyet kazanmış; önce memleketi Rey'deki hastanenin (bîmâristan), ardından Abbâsî halifesi el-Müktefî-Billâh döneminde Bağdat Adudî Bîmâristanı'nın başhekimliğine getirilmiştir. Bağdat Hastanesi'nin inşası için şehirde et parçalarını farklı semtlere astırıp, etin en geç bozulduğu temiz ve havadar mevkiyi hastane yeri olarak seçmesi, onun tabiat gözlemindeki dehasının unutulmaz bir misalidir.
«Tabip, hastasını sadece kitaplardaki umumi kaidelerle değil, o hastanın mizacını, yaşadığı iklimi, yaşını, alışkanlıklarını ve hastalığın bizzat seyrini dikkatle müşahede ederek tedavi etmelidir. Zira tabiat, bizzat en büyük hekimdir; tabibin vazifesi tabiata muavenet etmektir.» — Ebû Bekir er-Râzî, Ahlâku't-Tabîb
Râzî, hayatının sonlarına doğru aşırı kimya deneyleri ve gece okumaları sebebiyle gözlerini kaybetmiş, ancak ardında tıp, kimya, mantık, metafizik ve ahlâk alanında 200'ü aşkın ölümsüz şaheser bırakmıştır.