Ebû Abdurrahmân es-Sülemî: Tabakātü's-Sûfiyye ve Ârifler Tarihi Külliyâtı
Tasavvuf Tarihinin İlk Büyük Biyografi Klasiği; 5 Nesil Boyunca 100'ü Aşkın Evliya ve Sûfînin Silsilesi, Istılahları, Manevi Halleri ve Ricâlü'l-Gayb Doktrini Üzerine 10 Fasıllık Büyük Monografi
Fasıl 01: Tabakātü's-Sûfiyye'nin Te'lif Sebebi, Biyografi Metodolojisi ve Tarihî Önemi
Ebû Abdurrahmân es-Sülemî en-Nîsâbûrî (325-412 / 937-1021), İslâm irfan tarihinde tasavvuf büyüklerinin hayatlarını, meşreplerini, kelâmlarını ve manevi derecelerini 'tabakāt' türü altında sistemleştiren ilk ve en büyük müelliftir. Sülemî'den önce sûfîlerin sözleri derviş halkalarında şifâhî olarak nakledilirken veya hadis mecmualarının zühd bölümlerinde dağınık halde bulunurken; Sülemî, tasavvufu hadis ricâli metodolojisiyle ele almış ve her tabakayı kronolojik, coğrafî ve irfânî bir silsileye oturtmuştur.
Tabakātü's-Sûfiyye, hicrî ikinci asrın ortalarından dördüncü asrın sonlarına kadar uzanan yaklaşık iki buçuk asırlık bir zaman diliminde yaşamış 103 büyük sûfî imamın hal tercümesini ihtiva eder. Sülemî, her bir velîyi anarken onun künyesini, memleketini, vefat tarihini, görüştüğü meşâyihi, benimsediği tasavvuf mektebini ve bilhassa tevhid, marifet, ihlas, fena, tevekkül ve ahlâk sahalarındaki özlü kelimelerini (akvâl) senedleriyle birlikte zikreder. Bu metodoloji, tasavvufun Şeriat ve Sünnet dairesinde müstakil bir irfânî ilim olarak tescil edilmesinde hayati bir dönüm noktası teşkil etmiştir.
Sülemî'nin bu eseri, kendisinden sonra yazılan bütün velâyet ve tabakāt kitaplarının ana kaynağı ve şablonu olmuştur. Ebû Nuaym el-İsfahânî'nin on ciltlik 'Hilyetü'l-Evliyâ'sı, İmâm Kuşeyrî'nin 'er-Risâle'sindeki meşâyih biyografileri, Ferîdüddin Attâr'ın 'Tezkiretü'l-Evliyâ'sı ve Abdurrahman Câmî'nin 'Nefehâtü'l-Üns'ü doğrudan doğruya Sülemî'nin Tabakātü's-Sûfiyye'sindeki tasnif ve rivayet temeli üzerine inşa edilmiştir.
Fasıl 02: Birinci Tabaka: Zühdden İrfana Geçişin Mimarları ve İlk Öncüler
Tabakātü's-Sûfiyye'nin birinci tabakası, hicrî ikinci asrın ikinci yarısı ile üçüncü asrın başlarında yaşamış, İslâm dünyasında zühd (dünyadan el çekme) hareketinden marifetullah ve muhabbetullah (ilâhî aşk ve irfan) mertebesine geçişi sağlayan 20 büyük imamı kapsar. Bu tabakanın başında Fudayl b. İyâz, İbrâhim b. Edhem, Zünnûn-ı Mısrî, Bişr-i Hâfî, Ma'rûf-i Kerhî ve Serî es-Sakatî gibi şahsiyetler yer alır.
Sülemî, birinci tabakadaki âriflerin hayatlarını incelerken, onların dünyaya karşı zühdünü kuru bir perhizkârlık olarak değil, kalbi masivadan (Allah'tan gayrı her şeyden) bütünüyle tecrit etme operasyonu olarak açıklar. Fudayl b. İyâz'ın havf ve hüzün metafiziği, İbrâhim b. Edhem'in saltanatı terk edip fakr libasını giyişi, Bişr-i Hâfî'nin ayak yalın yürüyerek toprağa hürmet edişi bu tabakanın amelî omurgasını kurar.
Zünnûn-ı Mısrî (ö. 245/859) ise bu tabaka içinde marifet nazariyesini ilk defa kelimelere döken miftah şahsiyettir. Sülemî, Zünnûn'dan naklettiği rivayetlerle marifetin akılla değil, kalbe ilka edilen nûr-ı ilâhî ile elde edildiğini, ârifin Allah'ı yine Allah ile bildiğini ve hakiki sevginin sevilenin rızasında yok olmak olduğunu kayda geçirmiştir. Böylece tasavvufî epistemolojinin temelleri birinci tabakada atılmıştır.
Fasıl 03: İkinci Tabaka: Tevhid, Sekr ve Fenâ Nazariyelerinin Doğuşu
İkinci tabaka, hicrî üçüncü asrın ortalarında Bağdat, Basra ve Horasan'da tasavvufun en derin metafizik ıstılahlarının (fena, beka, sekr, sahv, cem', tefrika) tartışıldığı dönemin önderlerini ihtiva eder. Bu tabakanın en parlak simaları Bâyezîd-i Bistâmî, Ebû Saîd el-Harrâz, Ebü'l-Hüseyin en-Nûrî, Şakīk-ı Belhî ve Ebû Süleyman ed-Dârânî'dir.
Sülemî bu tabakada, Bâyezîd-i Bistâmî'nin fenâ-i mutlak ve tevhîd-i zâtî sahasındaki sarsıcı şatahâtını ve mi'râc-ı bâtınîsini hüsn-i zanla şerh eder. Bistâmî'nin 'nefsimi bir yılanın derisinden sıyrıldığı gibi sıyırdım' kelâmı, benliğin ilâhî vahdette erimesinin sembolü olarak sunulur. Ebû Saîd el-Harrâz ise fenâ ve bekā kavramlarını ilk defa kitaplarında tanımlayan ve zâhir ile bâtını birleştiren imam olarak öne çıkar.
Ebü'l-Hüseyin en-Nûrî'nin îsâr (başkalarını nefsine tercih etme) ahlâkı, darağacında dahi kardeşlerinin hayatını kurtarmak için öne atılışı, Sülemî tarafından tasavvufun yalnız nazari bir felsefe değil, can pazarında sergilenen bir mürüvvet davası olduğunu ispat için bu tabakada zikredilmiştir.
Fasıl 04: Üçüncü Tabaka: Seyyidü't-Tâife Cüneyd-i Bağdâdî ve Sahv Mektebi
Üçüncü tabaka, tasavvuf tarihinin 'altın çağı' olarak kabul edilen ve Cüneyd-i Bağdâdî'nin (ö. 297/910) manevi riyasetinde şekillenen devri temsil eder. Bu tabakada Cüneyd'in yanı sıra Ruveym b. Ahmed, İbn Atâ el-Edemî, Amr b. Osmân el-Mekkî, Ebû Muhammed el-Cerîrî ve Hallâc-ı Mansûr gibi büyük imamlar yer alır.
Sülemî, Cüneyd-i Bağdâdî'yi 'Seyyidü't-Tâife' (sûfîler topluluğunun efendisi) ve 'Tavusü'l-Ulemâ' unvanlarıyla anar. Cüneyd, tasavvufu Şeriatın zâhirî hükümleriyle kâmil mânâda mezcetmiş; sekr (manevi sarhoşluk) halini bir geçiş merhalesi sayıp asıl kemâlâtın 'sahv-ı sâni' (ikinci ayıklık) olduğunu ilan etmiştir. Kul, fenâdan sonra bekā billâh makamına ulaşıp halkın arasına dönmeli ve onları Hakk'ın emirleriyle irşad etmelidir.
Bu tabakada Sülemî, meşâyihin tevhid hakkındaki tanımlarını aktarırken Cüneyd'in meşhur: 'Tevhid; kadîm olanı hâdis olandan (ezelî olan Hakk'ı sonradan yaratılan mahlûktan) tecrit etmektir' sözünü zikreder. Bu tanım, hulûl ve ittihad ithamlarına karşı tasavvufun en muhkem kalkanı olmuştur.
Fasıl 05: Dördüncü Tabaka: Nîşâbur Melâmetiyyesi ve Horasan İrfanının Yükselişi
Dördüncü tabaka, Bağdat mektebinin kavramsal ağırlığına mukabil Horasan ve Nîşâbur havzasında 'Melâmetiyye' ve 'Fütüvvet' mektebinin kökleştiği dönemi ele alır. Bu tabakanın rehberleri Hamdûn el-Kassâr, Ebû Hafs el-Haddâd, Ebû Osmân el-Hîrî, Şah b. Şücâ' el-Kirmânî ve İbn Cizâ'dır.
Sülemî kendisi de Nîşâburlu bir melâmetî meşayih ailesinden geldiği için, dördüncü tabakadaki ricâlin amelleri gizleme, halkın övgüsünden kaçma, yerilmekten lezzet alma ve nefsi daima itham altında tutma ahlâkını eşsiz bir derinlikle aktarır. Ebû Hafs el-Haddâd'ın Bağdat'a gidip Cüneyd ve meclisiyle yaptığı musahabeler, Horasan'ın amelî fütüvveti ile Irak'ın ilmî tasavvufunun nasıl birleştiğini belgeler.
Ebû Osmân el-Hîrî'nin (ö. 298/911) 'Sünnete söz ve fiille uyan kimse hikmetle konuşur, nefsanî hevasına göre hareket eden kimse ise bid'atle konuşur' prensibi, bu tabakanın sağlam akîde ve fıkıh zeminini temsil eder.
Fasıl 06: Beşinci Tabaka: Tasavvuf Sistematiğinin Tamamlanması ve Şiblî Ekolü
Beşinci tabaka, hicrî dördüncü asrın ilk yarısında yaşayan ve klasik dönemin kemâle erdiği son büyük tabakayı oluşturur. Bu tabakada Ebû Bekir eş-Şiblî, Ca'fer el-Huldî, Ebû Bekir el-Kattânî, Ebû Ya'kūb en-Nehrecûrî ve İbn Hafîf eş-Şîrâzî gibi ârifler bulunur.
Ebû Bekir eş-Şiblî (ö. 334/946), bu tabakanın en cezbelî ve hayret makamındaki kutbudur. Cüneyd'in sırdaşı ve talebesi olan Şiblî, Hallâc'ın şehadetinden sonra tasavvufun remizlerini ve remzî dilini en yüksek vecd ile ifade etmiştir. Sülemî, Şiblî'nin vecd halindeyken dahi Şeriatın tek bir mendûbunu dahi terk etmediğini, divânelik perdesi altında tevhidin sırlarını koruduğunu vurgular.
İbn Hafîf eş-Şîrâzî (ö. 371/982) ise Şîraz ekolünün kurucusu olup, kelâm, hadis ve tasavvuf ilimlerini şahsında cem' etmiş ve Sülemî'nin bizzat mülaki olduğu son devir şeyhlerindendir. Beşinci tabaka ile birlikte tasavvufun ilk iki yüz yıllık canlı hafızası tamamlanmış ve tahrir edilmiştir.
Fasıl 07: Tabakātü's-Sûfiyye'de Ricâlü'l-Gayb ve Velâyet Hiyerarşisi
Sülemî'nin Tabakātü's-Sûfiyye'sinde açık ve işârî olarak işlenen en mühim konulardan biri de 'Ricâlü'l-Gayb' (gayb erenleri) ve kâinatın manevi idaresini üstlenen velâyet mertebeleridir. Sülemî, peygamberlerin risalet ve nübüvvet mirasının evliyâullah tarafından asırlar boyunca nasıl temsil edildiğini tabakalar arasındaki manevi rabıtalarla gösterir.
Eserde kutub, ebdâl, evtâd, nücebâ ve nükebâ gibi kavramlar hadis rivayetleri ve şeyhlerin keşifleriyle teyit edilir. Her devirde yeryüzünün fesattan korunması, yağmurların yağması ve belaların defedilmesi için Allah Teâlâ'nın seçtiği kulların varlığı, tabakalardaki biyografilerin arka planındaki ilâhî kanundur.
Sülemî, velâyetin verâset-i Muhammediyye olduğunu ve her tabakadaki büyük kutbun, kendi asrında Hz. Peygamber'in bâtınî ve zâhirî kemâlâtını yansıtan bir nûr aynası vazifesi gördüğünü ifade eder. Bu hiyerarşi, kuru bir bürokrasi değil; kalplerin arınmışlığına ve Hakk'a yakınlığına göre tecelli eden ilâhî bir melekût nizamıdır.
Fasıl 08: Sûfîlerin Kelâmî ve Fıkhî Görüşleri: Ehl-i Sünnet Omurgası
Tabakātü's-Sûfiyye'nin en mühim gayelerinden biri de tasavvuf ehlinin Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat akîdesine olan mutlak sadakatini ispatlamaktır. Sülemî, zındıklık, hulûl, ibâhiyye (farzları terk etme) ve cebir gibi sapkın fırkaların iddialarına karşı sûfî imamların tevhid, kader, esmâ-i hüsnâ ve Kur'an hakkındaki sarih beyanlarını delil olarak sunar.
Eserde zikredilen 103 imamın tamamının Ehl-i Hadis ve Ehl-i Sünnet kelâmı dairesinde olduğu; Kur'an'ın mahlûk olmadığını savundukları, sahabe-i kiramın tamamına muhabbet besledikleri ve amelsiz imanın olamayacağını haykırdıkları görülür. Sehl b. Abdillâh et-Tüsterî'nin 'Bizim prensiplerimiz yedi esasa dayanır: Allah'ın kitabına sarılmak, Resûlullah'ın sünnetine uymak, helâl yemek, eziyet vermekten kaçınmak, günahlardan sakınmak, tevbe etmek ve hakları eda etmektir' kelâmı bu omurganın özetidir.
Sülemî, Şeriatı zâhir, Tasavvufu bâtın olarak iki ayrı din gibi gösteren ifrat ve tefrit fırkalarına karşı, 'Şeriatın emretmediği her hakikat zındıklıktır' diyen Ebü'l-Hüseyin en-Nûrî gibi imamların tavrını merkeze almıştır.
Fasıl 09: Tabakātü's-Sûfiyye'den Kuşeyrî Risâlesi ve Hilyetü'l-Evliyâ'ya Uzanan Köprü
Sülemî'nin Tabakātü's-Sûfiyye'si, İslâm tasavvuf literatürünün omurgasını teşkil eden iki muazzam anıt eserin doğrudan doğumuna beşiklik etmiştir. Bunlardan birincisi Sülemî'nin bizzat en seçkin talebesi olan Ebü'l-Kāsım Abdülkerîm el-Kuşeyrî'nin kaleme aldığı meşhur 'er-Risâle'sidir. Kuşeyrî, Risâle'sinin başındaki meşâyih biyografilerini ve tasavvuf ıstılahlarının tanımlarını kelimesi kelimesine hocası Sülemî'nin Tabakāt'ından tevarüs etmiştir.
İkinci büyük eser ise İsfahan muhaddisi Ebû Nuaym el-İsfahânî'nin (ö. 430/1038) kaleme aldığı on ciltlik devasa ansiklopedi 'Hilyetü'l-Evliyâ ve Tabakātü'l-Asfiyâ'dır. Ebû Nuaym, Nîşâbur'a gelerek bizzat Sülemî'nin meclislerinde bulunmuş, Tabakātü's-Sûfiyye'yi hocasından dinlemiş ve Hilye'sindeki sûfî tabakalarını Sülemî'nin rivayet zincirleriyle genişletmiştir.
Bu iki devasa köprü sayesinde Sülemî'nin kaydettiği rivayetler, 10. ve 11. yüzyıllardan itibaren İslâm dünyasının doğusundan batısına (Endülüs'ten Hindistan'a) kadar bütün tasavvuf havzalarında mutlak bir hüccet ve klasik metin olarak kabul edilmiştir.
Fasıl 10: Günümüz Arayışında Tabakāt İrfânı: Asr-ı Saadet Ahlâkına Dönüş Reçetesi
Tabakātü's-Sûfiyye yalnız geçmişin tarihî bir kaydı değil, modern insanın kaybettiği ruh disiplinini ve ihlas ahlâkını yeniden kazanması için yaşayan bir manevi aynadır. Eserin sayfaları arasında dolaşan bir salik, şöhret hırsının, riyanın, dünyevîleşmenin ve benlik putunun nasıl paramparça edileceğini ilk asırların saf pınarından öğrenir.
İlk sûfîlerin hayatlarındaki en çarpıcı ortak vasıf 'amelde ihlas ve nefsi kınama'dır. Onlar kerâmet peşinde koşmamış, istikamet üzere olmayı en büyük kerâmet bilmişlerdir. Sülemî'nin aktardığı bu 103 imamın hayatı; tüketim çılgınlığı, gösteriş kültürü ve sahte maneviyat tuzaklarıyla boğuşan çağımız insanına hakiki zühdün, gerçek kardeşliğin (uhuvvet) ve Allah rızasına adanmışlığın ölçülerini sunar.
Netice itibariyle Ebû Abdurrahmân es-Sülemî'nin Tabakātü's-Sûfiyye'si; tasavvufun köklerinin Asr-ı Saâdet'e ve Sahabe zühdüne dayandığını gösteren, velâyet kandillerinin nûrunu çağlar ötesine taşıyan abidevî bir irfan fihristidir.