Bünân el-Hammâl: Mısır İrfânı, Tevekkül, Fütüvvet ve Sıdk-ı Emr Külliyâtı
Mısır'ın Ulu Piri; Emr-i bi'l-Ma'rûf Sıdkı, Yırtıcı Aslanın Hürmet Ettiği Velâyet, Tecerrüd ve Horasan-Mısır Köprüsü Üzerine 10 İrfânî Fasıl
FASIL I: Bünân el-Hammâl'ın Hayatı, Kökeni ve 'Hammâl' Mesleğinin Sırrı
Ebü'l-Hasan Bünân b. Muhammed b. Hamdân et-Tannûrî el-Hammâl (ö. 316/928), Mısır tasavvuf mektebinin hicrî üçüncü ve dördüncü asır başlarındaki en celalli, tavizsiz ve heybetli mürşitlerindendir. Aslen Irak / Bağdat havzasıyla irtibatlı olmakla birlikte, ömrünün büyük kısmını Mısır'ın kadim merkezi Fustat'ta (Eski Kahire) geçirmiş ve Mısır dervişlerinin manevi kutbu olmuştur.
Kendisine 'el-Hammâl' (hamal / yük taşıyıcı) denilmesi, tasavvufun 'kesb-i helâl' (el emeğiyle geçinme) ve Melâmetiyye'nin 'halk içinde bir fert gibi yaşama' ilkesinin en çarpıcı tezahürüdür. Bünân, kerametleri dilden dile dolaşan büyük bir veli olmasına rağmen, sırtında küfe taşıyarak, çarşı pazarda hamallık yaparak rızkını kazanmış; hiçbir emîrden, zenginden veya sultandan tek kuruş kabul etmemiştir.
Onun hamallığı sadece zahiri yüklere hasredilmemiştir; arifler onun bu haline 'halkın dertlerini ve meşakkatlerini sırtlayan manevi bir hamallık' nazarıyla bakmışlardır. Bünân, sırtındaki yükün ağırlığı altında ezilirken kalbi Arş-ı A'zam'da Hakk ile beraber olan müstesna bir tecerrüd abidesidir.
FASIL II: Emr-i bi'l-Ma'rûf Cesareti ve Tolunoğlu Humaraveyh Hadisesi
Bünân el-Hammâl'ı İslam tarihinde ve velâyet menkıbelerinde ölümsüzleştiren en sarsıcı olay, dönemin Mısır hâkimi Tolunoğlu Humaraveyh b. Ahmed b. Tolun karşısındaki destansı duruşudur. Bu hadise, 'Zalimin kılıcı karşısında hakkı söylemek cihattır' Nebevî fermanının cisme bürünmüş halidir.
Humaraveyh, sarayında şeriata aykırı eğlenceler tertip edip halka zulmederken; Bünân el-Hammâl saraya girmiş, sultanın yüzüne karşı zulümlerini, fıskını ve adaletsizliğini tek tek haykırmıştır. Gazaba gelen Humaraveyh, bu cesareti cezalandırmak için Bünân'ı aç bırakılmış yırtıcı bir aslanın bulunduğu çukura attırmıştır.
Saray erkânı ve halk dehşet içinde dervişin parçalanmasını beklerken, zindana salınan vahşi aslan kükreyerek Bünân'a doğru koşmuş, tam ona ulaştığında bir anda durmuş, başını öne eğerek dervişin ayaklarını yalamaya başlamıştır. Bünân ise kılını bile kıpırdatmadan, derin bir murakabe halinde oturmaya devam etmiştir.
FASIL III: Aslanın Huzurundaki Tefekkür: Hayvan Salgısı ve Fıkhî Temizlik
Hadisenin asıl tasavvufi ve ibretli boyutu, Bünân'ın aslanın yanından çıkarıldıktan sonraki cevabında gizlidir. Humaraveyh dehşete kapılarak Bünân'ı çukurdan çıkartmış, ayaklarına kapanıp af dilemiş ve sormuştur: 'Ey Şeyh! Aslan sana doğru hamle yaparken aklından ne geçiyordu? Ne hissettin, hangi duayı okudun?'
Bünân el-Hammâl'ın verdiği cevap, onun zihninin ve kalbinin nasıl bir şer'î hassasiyetle yoğrulduğunu gösterir: 'Vallahi aklıma ne aslanın pençesi ne de ölüm korkusu geldi. Sadece aslan ayaklarımı yalarken, fıkhî olarak yırtıcı hayvanların salyasının ve artığının necis mi yoksa tahir (temiz) mi olduğu meselesini düşündüm. Acaba elbiseme değerse abdestim bozulur mu, namazımı nasıl kılarım diye tefekküre daldım.'
Kuşeyrî ve İbnü'l-Mülakkın, bu rivayeti şerh ederken derler ki: 'İşte hakiki veli budur. Ölüm ve yırtıcı hayvan karşısında bile kalbi korkudan arınmış, tek derdi Hakk'ın rızasına uygun bir fıkıh ve edeb dairesinde kalmak olmuştur.'
FASIL IV: Tevekkül-i Mutlak ve Rızık Tevhidi: Sebepleri Yırtan İman
Bünân el-Hammâl'a göre tevekkül, zahiri sebepleri terk edip tembelce oturmak değil; sebeplere sarılırken kalbin sebepleri yaratan Hak Teâlâ'dan bir an bile gafil olmamasıdır. O, rızık endişesini kalpte taşımanın gizli bir şirk olduğuna inanırdı.
Bünân şöyle buyurmuştur: 'Eğer bir kimse rızkının nereden geleceği konusunda ufacık bir endişeye kapılırsa, onun imanı yaralanmıştır. Rızkı takdir eden Allah iken, yaratılmışlardan beklemek akıl kârı mıdır?' Kendisine hamallık ücreti verilirken fazla para vermek isteyen zenginlere: 'Ben yükümün hakkından fazlasını almam; fazlası kalbime ağırlık yapar' diyerek geri çevirmiştir.
Onun tevekkülü, çöl yolculuklarında azıksız ve binek olmadan yola çıkıp sadece Allah'a güvenen ilk dönem seyyah sufilerinin tecerrüd mektebiyle tam bir uyum içindedir.
FASIL V: Fütüvvet Ahlakı: Nefsi Başkalarının Hizmetine Adamak
Bünân el-Hammâl, Mısır havzasında fütüvvet (cömertlik, civanmertlik, fedakarlık) ahlakının en büyük temsilcisidir. Hamallıktan kazandığı dirhemleri akşam olduğunda Fustat'ın kimsesiz dervişlerine, yetimlerine ve gariplerine dağıtır; kendisine sadece kuru bir ekmek parçası bırakırdı.
Sülemî, Kitâbü'l-Fütüvve'sinde Bünân'ın fütüvvet anlayışını şöyle özetler: 'Fütüvvet, kardeşinin kusurunu gördüğünde kendi kusurun gibi örtmen, onun ihtiyacını kendi ihtiyacından öne almandır (îsâr).' Bünân, çarşıda ağır yükü olan zayıf ve yaşlıların yükünü bedelsiz taşır, bunu bir ibadet ve nefis terbiyesi vesilesi sayardı.
O, dervişliğin hırka ve taç giymekle değil; sırtındaki yükü neşeyle taşımak, halkın eziyetine katlanmak ve kimseden minnet beklememekle kaim olduğunu bizzat hayatıyla talim etmiştir.
FASIL VI: Zühd ve Gözyaşı: Fustat Ribâtlarındaki Gece İbadetleri
Gündüzleri çarşıda hamallık yapan Bünân, geceleri Fustat ribâtlarında ve mescitlerinde sabahlara kadar süren kıyam, rükû ve secde nöbetleri tutardı. Onun geceleri bir zahit, gündüzleri ise bir emekçi olarak yaşaması, tasavvufun cemiyyet (bütünlük) anlayışının mükemmel bir numunesidir.
Gözyaşları onun seccadesini ıslatır, Kur'an tilavet ederken cehennem âyetlerine geldiğinde baygınlık geçirirdi. Rivayet edilir ki, geceleri Nil nehrinin kenarına iner, nehrin akışına bakarak faniliği tefekkür eder ve: 'Ey Bünân! Bu su gibi ömrün de akıp gidiyor, Mevlâ'ya hangi yüzle varacaksın?' diye nefsini hesaba çekerdi.
Bu derin havf hali, onu halktan kaçan bir münzevi yapmamış; aksine halkın içine karışan, onların dertlerine derman olan merhametli bir mürşit kılmıştır.
FASIL VII: Cüneyd-i Bağdâdî ve Ebû Saîd el-Harrâz ile Mektuplaşmaları
Bünân el-Hammâl, Bağdat ve Horasan mektepleriyle de yakın irtibat halindeydi. Cüneyd-i Bağdâdî ve Ebû Saîd el-Harrâz ile manevi mektuplaşmaları bulunmaktaydı. Cüneyd, Mısır'dan gelen hacılara daima Bünân'ın sıhhatini ve halini sorar; 'Mısır'ın manevi direği Bünân'dır' diyerek ona olan hürmetini ifade ederdi.
Harrâz'ın Kitâbü's-Sıdk'ında işlediği sıdk kavramı, Bünân'ın amellerinde somutlaşmıştır. Bünân, Harrâz'a yazdığı bir mektupta: 'Sıdk öyle bir kılıçtır ki, hangi batılın üzerine vurulsa onu ikiye biçer. Kul sıdk makamına erdiğinde, ne insanların övgüsü onu sevindirir ne de yergisi onu üzer' demiştir.
Bu irfani alışveriş, Mısır tasavvufunun Bağdat'ın incelikli tevhid diliyle nasıl beslendiğini ve karşılıklı bir feyiz akışının mevcudiyetini belgeler.
FASIL VIII: Hurafe ve Bidatlere Karşı Ehl-i Sünnet Omurgası
Bünân'ın yaşadığı dönemde Mısır, çeşitli batınî akımların, karmatî fitnelerinin ve ifrat-tefrit fırkalarının tesirine açıktı. Bünân, her türlü şeriat dışı iddiaya, ibahilik temayüllerine ve sahte tasavvuf erbabına karşı tavizsiz bir set çekmiştir.
O, 'Şeriatın zahirine uymayan her batınî iddia batıldır ve zındıklıktır' sözünü meclislerinde defalarca tekrarlamıştır. Ona göre bir kimsenin havada uçması veya denizde yürümesi hiçbir şey ifade etmez; asıl keramet, Allah'ın emir ve nehiyleri çizgisinde bir kıl kadar dahi sapmadan istikamet üzere yürüyebilmektir.
Bu duruşu, Mısır tasavvufunun bidatlerden arınarak Ehl-i Sünnet omurgasında kökleşmesini sağlamış; kendisinden sonra gelen Ebû Ali er-Rûzbârî gibi büyük imamların zeminini hazırlamıştır.
FASIL IX: Vefatı, Fustat Cenazesi ve Mısır Halkının Matemi
Bünân el-Hammâl, hicrî 316 (miladi 928) yılında Fustat'ta dâr-ı bekāya irtihal etmiştir. Vefat haberi Mısır'a yayıldığında, çarşılar ve dükkânlar kapanmış; devlet ricalinden en yoksul dervişe kadar yüz binlerce insan cenazesine akın etmiştir.
Halk, sırtındaki küfesiyle tanıdığı bu büyük velinin cenazesini taşımak için birbirleriyle yarışmış; cenaze namazı izdihamdan dolayı defalarca kılınmıştır. Cenazesinde yaşanan manevi sükûnet ve vecd, dönemin tarihçileri tarafından 'Fustat'ın gördüğü en muazzam veda' olarak kaydedilmiştir.
Kabri, Mısır'da asırlar boyunca ariflerin, sâliklerin ve mazlumların ziyaretgâhı olmuş; cesareti ve tevekkülü dilden dile bir velâyet destanı olarak aktarılmıştır.
FASIL X: Bünân el-Hammâl'ın Çağlar Üstü Fütüvvet Mirası
Bünân el-Hammâl'ın mirası, günümüz insanına iki büyük ders verir: Birincisi, zalimler ve haksızlıklar karşısında eğilip bükülmeyen, hakkı ne pahasına olursa olsun savunma cesareti; ikincisi ise elinin emeğiyle geçinip kimseye minnet etmeyen, helal lokmanın izzetini koruyan dervişlik ahlakıdır.
Konforun ve çıkarcılığın vicdanları körelttiği modern dünyada, sırtındaki küfeyle saraylara meydan okuyan ve yırtıcı aslanların önünde fıkıh tefekkür eden Bünân el-Hammâl, ruhun maddeye olan mutlak zaferini haykıran ebedi bir kutuptur.