Amr b. Osman el-Mekkî: Kitâbü'l-Mahabbe, Aşk-ı İlâhî ve Kalbin Esrârı Külliyâtı
Haremeyn'in Büyük Muhabbetullah Şeyhi: Kalbin Yedi Katmanı, İlâhî Muhabbet, Şevk, Vecd ve Sırrın Müşâhedesi Üzerine 10 Fasıllık Büyük Monografi.
FASIL I: Amr b. Osman el-Mekkî'nin Hayatı, Haremeyn İrfânı ve İlim Muhiti
Erken dönem İslam tasavvufunun muhabbetullah (ilahi aşk) ve marifet nazariyesinde çığır açan en büyük simalarından biri Ebû Abdullah Amr b. Osman b. Küreyd el-Mekkî'dir (ö. 297/910 civarı). Mekke-i Mükerreme'de doğup büyüyen Amr el-Mekkî, Kâbe-i Muazzama'nın manevî ikliminde neşvünemâ bulmuş; Haremeyn'in feyiz deryasından kana kana içmiştir. Gençliğinde hadis ve fıkıh ilimlerini Hicaz ulemasından tahsil etmiş, ardından gönlünü zühd ve marifet yoluna vakfetmiştir.
Amr el-Mekkî, tasavvuf tarihinde Ebû Saîd el-Harrâz ve Cüneyd-i Bağdâdî gibi dev ariflerin akranı ve çağdaşıdır. Bir müddet Bağdat'a giderek Cüneyd meclisinde bulunmuş, ardından Cidde'de kadılık vazifesini deruhte etmiştir. Ancak onun asıl şöhreti, zahirî mansıplarından değil; kalbin derinliklerini, aşk-ı ilâhînin mertebelerini ve nefsin inceliklerini benzersiz bir vukûfiyetle tahlil eden 'Kitâbü'l-Mahabbe' adlı şaheserinden kaynaklanmaktadır. O, tasavvuf literatüründe ilahi muhabbeti müstakil bir ilim disiplini haline getiren ilk büyük müelliflerdendir.
FASIL II: Kitâbü'l-Mahabbe ve İslam Düşüncesinde İlahi Aşkın Temelleri
Amr b. Osman el-Mekkî'nin 'Kitâbü'l-Mahabbe'si (Muhabbet Kitabı), tasavvuf tarihinde aşk metafiziğinin ilk sistematik metinlerinden biridir. Eserin ana omurgası, Allah ile kulu arasındaki sevginin çift taraflı mahiyetini Kur'anî temellerle izah etmektir. Mâide Sûresi 54. âyetinde geçen 'Yühibbühüm ve yühibbûneh' (Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler) ilahi beyanı, Mekkî'nin muhabbet tefekkürünün merkezindedir.
Mekkî'ye göre kulun Allah'a olan muhabbeti, Allah'ın ezelde kula bahşettiği muhabbetin bir yankısından ibarettir. Eğer Cenâb-ı Hak bir kulu ezelde sevmeyi takdir etmeseydi, o kulun kalbinde zerre kadar ilahî muhabbet ateşi tutuşamazdı. Dolayısıyla kulun sevgisi sonradan olma (hâdis), Hakk'ın sevgisi ise ezelî ve ebedîdir (kadîm). Amr el-Mekkî, aşkı beşerî zaaflardan ve mecazî şehvetlerden tamamen tenzih ederek, onu kalbin Hakk'ın zâtî cemâline doğru cezbe ile çekilmesi olarak tarif etmiştir.
FASIL III: Kalbin Yedi Tabakası: Sadr, Kalp, Şeğaf, Fuâd, Habbetü'l-Kalp, Süveydâ ve Sır
Amr b. Osman el-Mekkî'nin irfan dünyasına kazandırdığı en özgün ve kalıcı miraslardan biri, kalbin anatomisini yedi ruhanî tabaka halinde tasnif etmesidir. Mekkî'ye göre insanın göğüs kafesinde duran et parçası bir zarftan ibarettir; hakiki kalp ise melekût âlemine açılan yedi katmanlı bir nur deryasıdır.
1. Sadr (Göğüs): İslam'ın, amellerin ve zâhirî teslimiyetin mahallidir. Şeytanın vesvesesi ilk olarak buraya hücum eder. 2. Kalp: İmanın, aklın ve tefekkürün merkezidir. Halden hale dönüştüğü için kalp adını almıştır. 3. Şeğaf: İlahî sevginin ve şefkatin tutuştuğu aşk zarıdır (Yûsuf 30 âyetindeki 'kade şeğafehâ hubben' sırrı). 4. Fuâd: Rü'yetin, basiretin ve ilahî tecellîlerin müşahede edildiği basiret gözüdür (Necm 11: 'Mâ kezebe'l-fuâdü mâ reâ'). 5. Habbetü'l-Kalp: Sevginin özü, kalbin tohumu ve marifet fidanının yeşerdiği yerdir. 6. Süveydâ: Kalbin ortasındaki siyah nokta; gayb nurlarının ve ilahî sırların indiği gizli haremdir. 7. Sır (Hafî ve Ahfâ): Kul ile Rabbi arasındaki mahrem perdelerdir; buraya melek dahi muttali olamaz.
FASIL IV: Muhabbet Mertebeleri: Meyl, İrade, Şevk, Aşk ve Vâlihlik
Amr el-Mekkî, ilahi muhabbetin kulun kalbinde nasıl inkişaf ettiğini mertebeler halinde şerh eder. İlk basamak 'Meyl'dir; kulun kalbinin hayra ve ibadete meyletmesidir. İkinci basamak 'İrade'dir; kulun dünyevî arzulardan sıyrılarak yalnız Allah'ın rızasını kastetmesidir. Üçüncü basamak 'Şevk'tir; sevgilinin zikrini işittiğinde kalbin kuş gibi çırpınması ve vuslat arzusuyla yanmasıdır.
Dördüncü basamak 'Aşk' (Mahabbet-i Tâme) mertebesidir ki, burada sevgi kulun bütün hücrelerine sirayet eder, kul sevgiliden gayrı hiçbir şeyi göremez ve işitemez hale gelir. Nihai zirve ise 'Vâlihlik' (hayret ve istiğrak) makamıdır. Vâlih olan arif, ilahî cemâlin celâli karşısında aklını ve idrakini fenâya erdirir; vuslatın azameti içinde kendini unutur. Amr el-Mekkî, her mertebenin kendine mahsus bir edebi ve ameli olduğunu, bir mertebeyi hazmetmeden diğerine geçmenin helak sebebi olacağını beyan eder.
FASIL V: Hallâc-ı Mansûr ile İmtihanı ve Şathiyâtın Sünnet Terazisi
Tasavvuf tarihinin en trajik ve çetin sayfalarından biri, Amr b. Osman el-Mekkî ile talebesi Hallâc-ı Mansûr arasındaki münasebettir. Hallâc, gençlik yıllarında Mekke'de Amr el-Mekkî'nin meclisine intisap etmiş, ondan feyz almıştır. Ancak Hallâc'ın taşıdığı cezbe ve kontrolsüz vecd halleri, ağzından dökülen şathiyât (Enel-Hak vb. taşkın sözler), Amr el-Mekkî'nin tavizsiz sünnet ve sır saklama ahlakına çarpmıştır.
Amr el-Mekkî, ilahî sırların ehil olmayan kimselere ifşa edilmesini ve zâhirî şeriat ölçülerini hiçe sayan ifadeleri şiddetle reddetmiştir. Bir gün Hallâc'ın Kur'an'a nazire kabilinden metinler kaleme aldığını gördüğünde ona ağır bir şekilde itiraz etmiş ve aralarındaki bağ kopmuştur. Mekkî, Cüneyd gibi 'sahv' ve 'kitmân' (sırrı gizleme) taraftarıdır. Ona göre hakiki aşık, ilahi şarabı içip sarhoş olan değil; o şarabı içtiği halde edeble ayakta durabilen kimsedir.
FASIL VI: Vecd ve Teneffüs: İlahî Hitap Karşısında Kalbin Titremesi
Vecd bahsinde Amr b. Osman el-Mekkî, kalbin ilahî bir varidat (gaybî ilham) ile aniden sarsılmasını ve bu sarsıntının bedene aksetmesini inceler. Kur'an-ı Kerim'de Enfâl Sûresi 2. âyetinde buyurulan: 'Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer' beyanı, Mekkî'nin vecd teorisinin temelidir.
Mekkî'ye göre sahte vecd ile hakiki vecd arasındaki fark şudur: Sahte vecd, kulun kendi gayretiyle yapmacık hareketler sergilemesidir (tevâcüd). Hakiki vecd ise şimşek gibi aniden parlayan ve kulu iradesiz bırakan ilahî bir tecellîdir. Ancak kamil veli, vecdin ardından 'teneffüs' (ferahlama ve sahv) makamına döner. İlahî tecellînin hararetini sünnetin serin sularıyla teskin eder. Kendini kaybeden arif eksiktir; hem Rabbiyle hem de halkla hukukunu muhafaza edebilen arif ise kamil insandır.
FASIL VII: Gaybet ve Huzur: Kalbin Dünyadan Gaip, Haktan Hâzır Olması
Amr el-Mekkî'nin irfan ıstılahına kazandırdığı mühim kavramlardan biri de 'Gaybet' ve 'Huzur' ikilisidir. Gaybet, kulun kalbinin dünya meşgalelerinden, mahlukatın sözlerinden ve nefsin endişelerinden bütünüyle gafil/uzak kalmasıdır. Huzur ise aynı anda kalbin Cenâb-ı Hakk'ın huzurunda divan durması ve O'nun müşâhedesiyle dopdolu olmasıdır.
Mekkî der ki: 'Hakk ile hâzır olan, halktan gaip olur. Halk ile hâzır olan ise Haktan gaip olur.' Kul namazda dururken aklı çarşıda pazarda ise, o kul cesediyle mihrapta fakat ruhuyla gaflettedir. Hakiki arif ise çarşıda gezerken dahi kalbiyle Arş'ın altında secde halindedir. Bu hal, 'el kârda gönül yârda' düsturunun erken dönem Hicaz irfanındaki en berrak ifadesidir.
FASIL VIII: Nefsin Hileleri ve İblis'in Muhabbet İddiasındaki Tuzakları
Birçok kimse ilahî muhabbet davasında bulunur; fakat Amr b. Osman el-Mekkî, bu davanın ne kadar büyük nefsani tehlikeler ve şeytanî tuzaklar barındırdığını en ince ayrıntısına kadar teşrih etmiştir. İblis, takva yolunda ilerleyen müridi günahlarla yoldan çıkaramadığında, ona 'sen artık velayet makamındasın, Allah seni seviyor, amele ihtiyacın kalmadı' fısıltısıyla yaklaşır.
Mekkî bu tuzağı şöyle deşifre eder: 'Bir kimse muhabbetullah davası güderken şeriatın bir tek sünnetini hafife alıyorsa, bilsin ki o şeytanın oyuncağı olmuştur.' Muhabbetin hakiki alâmeti, sevgilinin emirlerine aşırı bir titizlikle bağlanmaktır. Resûlullah (s.a.v) Allah'ın en sevgilisi olduğu halde ayakları şişinceye kadar namaz kılmıştır. Sevgi ameli terk ettirmez, bilakis ameli bir aşk ibadetine dönüştürür.
FASIL IX: Rızâ ve Sabır: Sevgiliden Gelen Her Şeyin Güzel Görünmesi
Muhabbetin tabiî neticesi rızâdır. Amr el-Mekkî'ye göre seven kimse, sevdiğinden gelen lütufla da kahırla da mesrur olur. Hatta arifler için sevgilinin kahrı, lütfundan daha lezzetli gelebilir; zira lütufta nefsin bir payı varken, kahırda nefis bütünüyle ezilir ve aradan çekilir.
Mekkî'nin naklettiği bir menkıbede şöyle denir: 'Bir aşığa sevgilisinden bir taş fırlatılmış, aşık taşı alıp öpmüş ve başına koymuştur. Sebebi sorulduğunda: Taş acıttı ama fırlatan el dostun eliydi demiştir.' İşte muhabbetullah bu şuur seviyesidir. Başına gelen musibetleri birer azap değil, ilahî bir cilve ve terbiye kamçısı olarak gören kul, dünya üzerinde hiçbir şeyden keder duymaz ve ebedi bir cennet huzurunu kalbinde yaşar.
FASIL X: Amr b. Osman el-Mekkî'nin Mirası ve İslam Aşk Edebiyatına Tesiri
Hicrî 297 yılında vefat eden Amr b. Osman el-Mekkî, arkasında İslam irfanının en temel kaynaklarını besleyen muazzam bir külliyat bırakmıştır. Ebû Nuaym el-İsfahânî'nin 'Hilyetü'l-Evliyâ'sı, Kuşeyrî'nin 'er-Risâle'si ve Ferîdüddin Attâr'ın 'Tezkiretü'l-Evliyâ'sı, Mekkî'nin sözlerini ilahi muhabbetin en muteber şahitleri olarak kaydetmiştir.
Onun kalbin yedi katmanı ve muhabbet dereceleri üzerine geliştirdiği terminoloji, asırlar sonra İmam Gazâlî'nin 'İhyâ'sında, Senâî ve Attâr'ın manzum mesnevilerinde ve nihayet Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin aşk felsefesinde yankılanmıştır. Amr b. Osman el-Mekkî, kuru bir zühd anlayışından kalbî ve coşkulu bir muhabbetullah deryasına geçişin en büyük mimarlarından biri olarak İslam düşünce tarihinde parıldayan bir kutup yıldızıdır.