Allâme el-Hillî: Keşfü'l-Murâd fî Şerhi Tecrîdi'l-İ'tikâd ve Varlık Kelâmı Külliyâtı
Nasîrüddîn-i Tûsî'nin Tecrîd'inin Kurucu Şerhi; Umûr-ı Âmme, Vücûd-Adem Diyalektiği, Cevher ve Araz Taksimatı, Nübüvvet ve İdrak Felsefesi Üzerine 10 Fasıllık Büyük Monografi.
FASIL I: Cemâlüddîn el-Hasen b. Yûsuf el-Hillî'nin Hayatı ve İlhanlı Sarayındaki İlmî Mübâhaseler
Ebû Mansûr Cemâlüddîn el-Hasen b. Yûsuf b. Ali el-Mutahhar el-Hillî (648-726 / 1250-1325), İslâm kelâmı, fıkhı, felsefesi ve usûl ilimlerinde 'Allâme' (büyük bilgin) unvanıyla anılan nâdir dâhilerden biridir. Irak'ın Hille şehrinde doğup yetişen Hillî, henüz genç yaşta devrinin en büyük allâmeleri olan dayısı Muhakkık el-Hillî ve meşhur filozof-astronom Nasîrüddîn-i Tûsî'nin rahle-i tedrisinde bulunmuştur. Felsefe ve mantığı bizzat Tûsî'den okuyan Allâme el-Hillî, daha sonra İlhanlı Hükümdarı Olcaytu Hüdâbende Han'ın sarayında toplanan büyük ulema meclislerine iştirak etmiş, Sünnî ve Şiî kelâmcılar arasındaki yüksek seviyeli münazaraları yönetmiştir. Hillî'nin Hille ve Sultâniye havzalarında kurduğu ilmî ekol, İslâm kelâmında felsefî terminolojinin tam olarak yerleştiği müteahhirîn döneminin en parlak zirvesini teşkil etmiştir.
FASIL II: Tecrîdü'l-İ'tikâd Metninin Önemi ve Hillî'nin Keşfü'l-Murâd'ı
Nasîrüddîn-i Tûsî'nin telif ettiği 'Tecrîdü'l-İ'tikâd' (veya Tecrîdü'l-Kelâm), İslâm düşünce tarihinde felsefe ile kelâmı tek bir aklî potada eriten en etkili ve en muhtasar metindir. Ancak eserin fevkalâde yoğun, veciz ve adeta bir mantık formülü gibi kapalı olan ibareleri, onun şerh edilmesini kaçınılmaz kılmıştır. Tûsî'nin en seçkin talebesi olan Allâme el-Hillî, hocasının henüz vefat ettiği yıllarda kaleme aldığı 'Keşfü'l-Murâd fî Şerhi Tecrîdi'l-İ'tikâd' ile bu esere yazılan ilk, en yetkin ve en muteber şerhi vücuda getirmiştir. Keşfü'l-Murâd, sadece Şiî kelâmının değil, Şemseddîn el-İsfahânî, Seyyid Şerîf el-Cürcânî ve Ali Kuşçu gibi büyük Sünnî kelâmcıların da Tecrîd üzerine yazdıkları şerhlerin ana müracaat kaynağı olmuştur.
FASIL III: Umûr-ı Âmme Metafiziği: Varlık, Yokluk ve Mahiyet Taksimatı
Keşfü'l-Murâd'ın ilk ve en kapsamlı bölümü 'Umûr-ı Âmme'ye (genel varlık kavramlarına) ayrılmıştır. Allâme el-Hillî, kelâm ilminin mevzusunun doğrudan 'mevcûd bimâ hüve mevcûd' (var olması bakımından varlık) olduğunu ilan eden felsefî kelâm anlayışını derinlemesine açıklar. Varlık (vücûd) ile mahiyet arasındaki zihnî ayrımı, vücûdun müşterek-i ma'nevî oluşunu, bedâhetini ve yokluğun (adem) hakikatsizliğini ispat eder. Varlığın zorunlu (vâcip), mümkün ve imkânsız (mümteni) kısımlarına ayrılışını riyâzî bir mantıkla temellendiren Hillî, İbn Sînâ metafiziği ile tevhid akidesini kusursuz bir ahenkle bağdaştırır.
FASIL IV: Cevher ve Araz Ontolojisi: Âlemin Fiziksel ve Metafiziksel Yapısı
Eserin ikinci ana bahsi olan 'Cevâhir ve A'râz' faslında Hillî, maddenin ve formun (heyûlâ ve sûret), cismin, nefsin ve aklın ontolojik mertebelerini tahlil eder. Mutezile ve Eş'arî kelâmcılarının 'cüz-i lâ yetecezzâ' (bölünemez atom) teorisi ile Meşşâî filozofların 'heyûlâ-sûret' teorisi arasındaki tarihî ihtilafı mukayeseli olarak irdeler. On kategoriyi (makûlât-ı aşere), kemmiyet, keyfiyet, ayna, mekân, zaman, izâfet, mülk, fiil ve infiâl kavramlarını açıklayarak, âlemdeki her türlü arazın sonradan yaratılmış (hâdis) olduğunu ve dolayısıyla âlemin bir Muhdis'e (Yaratıcı'ya) muhtaç bulunduğunu ispatlar.
FASIL V: İsbât-ı Vâcib ve İlle-i Ûlâ: İmkân Delilinin Zirve Formülasyonu
Allâme el-Hillî, Keşfü'l-Murâd'da Yaratıcı'nın varlığını ispatlamak için filozofların geliştirdiği ve Tûsî'nin vecizleştirdiği 'İmkân ve Vücûb Delili'ni (Burhân-ı İmkân) mükemmel bir berraklıkla şerh eder. Âlemdeki bütün mevcudatın varlığı ile yokluğu eşit mesafede bulunan 'mümkün' varlıklar olduğunu, mümkünün varlık sahasına çıkabilmesi için varlığı zorunlu (Vâcibü'l-Vücûd) bir ilk nedene (İlle-i Ûlâ) dayanması gerektiğini kanıtlar. Teselsülün (sonsuza kadar giden sebepler zincirinin) ve devrin (kısır döngünün) mantıksal imkânsızlığını meşhur hendesî ve aklî delillerle (Burhân-ı Tatbîk ve Burhân-ı Tezâyüf) ortaya koyarak tevhidi zirveye taşır.
FASIL VI: Zât ve Sıfât Metafiziği: Kemâl Sıfatlarının Ayniyeti ve Tenzihi
İlâhî sıfatlar bahsinde Hillî, Vâcib Teâlâ'nın kudret, ilim, hayat, irade, sem', basar ve kelâm sıfatlarını ele alır. Sıfatların zâta zâid (eklenmiş) varlıklar olmayıp bizzat Zât-ı Bârî'nin aynı olduğunu savunan zâtî tevhid doktrinini açıklar. Allah Teâlâ'nın cisim, cevher, araz, mekân ve zamandan münezzeh olduğunu; cihet, keder, elem ve bileşiklikten mutlak surette tenzih edilmesi gerektiğini ispat eder. Kelâmullah meselesini ele alırken, zâtî ilim ile hâdis lafızlar arasındaki farkı izah ederek Eş'arî ve Mutezilî görüşleri kendi felsefî sentezi ışığında tahlil eder.
FASIL VII: Adalet-i İlâhiyye ve Hüsün-Kubuh Nazariyesi: Aklın Ahlâkî Gücü
Allâme el-Hillî'nin kelâm sisteminin en ehemmiyetli rükünlerinden biri, ilâhî adalet ve aklen hüsün ve kubuh (iyilik ve kötülüğün aklîliği) meselesidir. Eş'ariyye'nin iyilik ve kötülüğün ancak şeriatın bildirmesiyle bilinebileceği tezine karşı, Mutezile ve İmâmiyye'nin 'aklî hüsün ve kubuh' doktrinini savunur. Aklın bizâtihi adaletin güzelliğini ve zulmün çirkinliğini idrak edebileceğini, Allah Teâlâ'nın hikmet ve adalet gereği asla zulmetmeyeceğini, abes iş yapmayacağını ve kullarını güçlerinin yetmediği şeylerle mükellef kılmayacağını aklî aksiyomlarla temellendirir.
FASIL VIII: Nübüvvet Felsefesi: Lütuf Prensibi ve İsmet-i Enbiyâ
Nübüvvet bahsinde Hillî, peygamber gönderilmesinin Allah'ın kullarına olan 'Lütuf' sıfatının bir gereği olduğunu vazeder. İnsan aklının küllî hakikatleri bilse dahi, cüz'î ve amelî maslahatları, âhiret saadetinin detaylarını kavramak için mâsum bir rehbere muhtaç olduğunu vurgular. Peygamberlerin peygamberlik öncesinde ve sonrasında, büyük ve küçük bütün günahlardan, unutma ve yanılmadan masum (ismet sıfatıyla muttasıf) olmalarının aklî zaruretini açıklar; zira ismet sıfatı olmazsa tebliğde emniyet sarsılır ve risalet gayesi iptal olur.
FASIL IX: Meâd ve Ruhun Bekāsı: Cismânî ve Rûhânî Dirilişin İspatı
Allâme el-Hillî, ölüm sonrası hayat (Meâd) meselesinde hem salt rûhânî haşri savunan bazı Meşşâî filozofları hem de salt cismânî haşre indirgeyen kaba materyalistleri eleştirir. İslâm akidesinin ruh ve bedenin birlikte dirileceği 'cismânî ve rûhânî meâd' hakikatini savunur. Ruhun bedenden müstakil gayri maddî bir cevher olduğunu, bedenin dağılmasıyla yok olmayacağını, ilâhî kudretin çürümüş zerreleri yeniden bir araya getirmeye kādir olduğunu hem aklî burhanlarla hem de Kur'ân-ı Kerîm'in muhkem âyetleriyle ispatlar.
FASIL X: Keşfü'l-Murâd'ın İslâm Düşünce Tarihindeki Derin Yankısı ve Mirası
Allâme el-Hillî'nin Keşfü'l-Murâd'ı, telif edildiği 14. yüzyıldan itibaren İslâm dünyasının medreselerinde mantıkî kelâmın en temel başvuru eseri olmuştur. Eser üzerine Şiî dünyasında onlarca hâşiye yazıldığı gibi, Sünnî dünyanın büyük kelâm otoriteleri de Tecrîd'i Hillî'nin şerhi üzerinden okumuş ve müzakere etmiştir. Molla Fenârî, Hızır Bey, Ali Kuşçu ve Taşköprizâde gibi Osmanlı uleması, kelâmî meseleleri tahlil ederken Keşfü'l-Murâd'ın berrak mantıkî örgüsünü daima göz önünde bulundurmuştur. Allâme el-Hillî, aklı naklin emrinde kılan, felsefeyi tevhidin hizmetine koşan eşsiz bir kelâm mimarıdır.