FASIL I: Mihne Kahramanı ve Sünnetin Zırhı: Ahmed b. Hanbel'in Hayatı, Çilesi ve İlmî Vakarı
İslâm tarihinde 'İmâmü Ehl-i Sünne' (Sünnet Ehlinin İmamı) unvanının yegâne sahibi, zühd ve istikametin abidevî şahsiyeti Ebû Abdullah Ahmed b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybânî (164-241 / 780-855), Bağdat'ta dünyaya gelmiştir. Arap asıllı Şeybân kabilesine mensup olan İmam Ahmed, babasını henüz kundakta bir bebekken kaybetmiş; takva timsali annesi Safiyye bint Meymûne'nin terbiyesinde büyümüştür.
Genç yaşta Bağdat meclislerinde hadis tahsiline başlayan Ahmed b. Hanbel, hadis toplamak uğruna Hicaz, Yemen, Kûfe, Basra ve Şam çöllerini yaya olarak defalarca arşınlamıştır. İmam Şâfiî Bağdat'a geldiğinde onun en seçkin talebesi olmuş; Şâfiî Mısır'a giderken arkasında: 'Bağdat'tan ayrılırken geride Ahmed b. Hanbel'den daha âlim, daha fakih, daha zâhid ve daha müttakî bir kimse bırakmadım' buyurmuştur.
İmam Ahmed b. Hanbel'in tarihteki en büyük cihadı, Abbâsî halifeleri Me'mûn, Mu'tasım ve Vâsık devrinde devlet zoruyla dayatılan Mihne (Halku'l-Kur'ân) fitnesine karşı tek başına gösterdiği sarsılmaz direniştir. Halifeler ulemâyı toplayıp 'Kur'ân yaratılmıştır' demeye zorlamış; reddedenleri idam etmiş veya zindana atmıştır. İmam Ahmed, zincirlere vurularak aylarca zindanda tutulmuş, Mu'tasım'ın cellatları tarafından sırtındaki etler kopana kadar yüzlerce kırbaçla dövülmüş fakat cellatların yüzüne karşı: 'Bana Allah'ın Kitabı'ndan veya Resûlullâh'ın sünnetinden bir delil getirin ki kabul edeyim, yoksa asla yaratılmıştır demem!' diye haykırmıştır. Onun bu şehadeti andıran sabrı, Ehl-i Sünnet akidesini ebediyen muhafaza etmiştir.
FASIL II: Kitâbü'z-Zühd'ün Telif Felsefesi: Zühdün Zâhirî Fakirlik Değil, Kalbin Mâsivâdan Arınması Oluşu
İmam Ahmed b. Hanbel, üç yüz bini aşkın hadis-i şerîfi senedleriyle ezberlemiş devasa bir muhaddistir (kırk bin hadis ihtiva eden el-Müsned'in musannifidir). Fakat onun en az el-Müsned kadar kıymetli ve derin bir diğer muhalled eseri Kitâbü'z-Zühd'dür.
İslâm irfan mekteplerinin ana kaynağı olan bu şaheser, zühdü kupkuru bir dünya terki veya sefalet övgüsü olarak görmez. İmam Ahmed'e göre zühd, üç derecedir: 1. Âvâmın Zühdü: Haramları ve günahları terk etmektir ki bu farzdır. 2. Havâssın Zühdü: Helal olan şeylerin fazlasından (fuzûlî mübahtan) ve şüphelilerden kaçınmaktır. 3. Ehassü'l-Havâssın Zühdü: Kalbi Cenâb-ı Hakk'ın gayrındaki her şeyden (mâsivâdan) tamamen arındırmaktır. İnsanın elinde dünyanın hazineleri olsa dahi, kalbinde o mala zerre kadar sevgi ve bağlılık yoksa o kimse hakiki zâhiddir.
İmam Ahmed'e: 'Bir kimsenin yanında bin altın olsa zâhid olabilir mi?' diye sorulduğunda: 'Evet olabilir; o mal arttığında sevinmez, azaldığında üzülmezse zâhiddir' cevabını vermiştir.
FASIL III: Sahâbe-i Kirâmın Zühd Menfezleri: Hulefâ-yi Râşidîn, Ebû Zer, Selmân-ı Fârisî ve Muâz b. Cebel'in Ahvâli
Kitâbü'z-Zühd, peygamberlerin zühdüyle başlar; Hz. Âdem'den Efendimiz'e (s.a.v.) kadar bütün nebîlerin dünyaya bakışını nakleder. Ardından sahâbe-i kirâmın manevi hallerine geçer:
Hz. Ebû Bekir'in (r.a.) halife iken dahi fakirlerin koyunlarını sağması, Hz. Ömer'in (r.a.) sırtında on dört yama bulunan bir hırkayla hutbe okuması ve tebaasının derdiyle geceleri Medine sokaklarında uykusuz dolaşması nakledilir. Hz. Osman'ın (r.a.) muazzam servetine rağmen kuru ekmek yemesi ve mescidde kumların üzerinde uyuması; Hz. Ali'nin (r.a.) kış gününde eski bir elbiseyle titrerken: 'Benim Medine'den aldığım pay sadece bu hırkadır' buyurması zühdün zirveleri olarak sergilenir.
Kitapta Ebû Zer el-Gıfârî'nin yalnızlık ve fakirlik aşkı, Selmân-ı Fârisî'nin sepet örerek kazandığı parayı fukaraya dağıtıp kuru ekmekle yetinmesi ve Muâz b. Cebel'in vefat döşeğinde: 'Ey Rabbim! Biliyorsun ki ben dünyayı ağaç dikmek veya nehirler akıtmak için değil, sıcak günlerin susuzluğu (oruç) ve gecelerin kıyamı için sevmiştim' diyerek can vermesi tüyleri ürperten bir ihlasla aktarılır.
FASIL IV: Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn'in İrfânı: Hasan-ı Basrî, Üveys el-Karanî ve Âmir b. Abdikays'ın Marifet Parıltıları
Kitâbü'z-Zühd'ün sonraki bölümleri, Tâbiîn neslinin kalbî derinliğini yansıtan menkıbe ve hikmetlerle doludur. Basra irfanının kutbu Hasan-ı Basrî'nin dâimî hüznü, ahiret endişesi ve dünyaya dair tenkitleri geniş yer tutar. Hasan-ı Basrî şöyle der: 'Öyle zatlara yetiştim ki, siz onların peygamberlerini görseydiniz mecnun derdiniz; onlar da sizin en hayırlılarınızı görselerdi bunlar ahlaktan nasiplenmemiş derlerdi.'
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hırkasını hediye ettiği Üveys el-Karanî Hazretleri'nin Yemen çöllerindeki kemâlâtı, insanlardan kaçıp dağlarda Allah ile baş başa kalışı; Âmir b. Abdikays'ın: 'Eğer cennet ve cehennem gözümün önüne serilseydi yakînimde zerre kadar artış olmazdı; çünkü ben onları zaten kalbimin gözüyle görüyorum' sözü ve Tâvus b. Keysân ile Saîd b. el-Müseyyeb'in zâlim sultanlara boyun eğmeyen celâdeti nakledilir.
FASIL V: Verâ, İhlas ve Sıdk Mertebeleri: Şüpheli Şeylerden Kaçınmanın Kalp Gözünü Açma Sırrı
İmam Ahmed b. Hanbel, Kitâbü'z-Zühd'de vera' ve ihlas kavramlarını fıkhî fetvaların çok ötesine taşıyarak bir kalp ameli haline getirir. Vera', harama düşme korkusuyla şüpheli olan yetmiş helali terk etmektir. İmam Ahmed şöyle der: 'Kalbe bir şüphe düştüğünde onu derhal fırlatıp at; şüpheli lokma yiyenin kalbi kararır, duası perdelenir.'
İhlas ise, ameli riyâdan, ucubtan (kendi amelini beğenmekten) ve insanların övgüsünü beklemekten tamamen tasfiye etmektir. İmam Ahmed amellerin gizlenmesine o kadar titizlenirdi ki, geceleri sabaha kadar namaz kılıp ağladığı halde, sabah meclisine çıktığında sanki deliksiz uyumuş gibi yüzüne güler yüz takınırdı. Talebesi Ebû Bekir el-Mervezî: 'Kırk yıl Ahmed b. Hanbel ile beraber oldum, bir tek defa dahi kendi nefsini övdüğünü veya faziletinden bahsettiğini görmedim' demiştir.
FASIL VI: Tevekkül, Rıza ve Fakr Hakikati: Dünyayı Terk Etmeden Dünyanın Kalbe Girmesini Engelleme Sanatı
İmam Ahmed'in zühd anlayışı, tembellik veya cemiyetten kaçış değildir. İmam Ahmed çalışmayı, helal rızık kazanmayı ve elinin emeğiyle geçinmeyi teşvik etmiştir. Zühd, cebin değil kalbin fakrıdır.
Tevekkül hakkında buyurur ki: 'Tevekkül, kalbin Allah'a olan tam itimadıdır; fakat sebeplere sarılmak sünnettir. Kuş yuvasından aç çıkar, rızkını arar ve tok döner; yuvasında oturup beklemez.' Rıza ise ilâhî takdire kalben teslim olmaktır; hastalık, musibet ve fakirlik anında kalbin feryat etmeyip Hakk'ın tecellîsinden lezzet almasıdır. İmam Ahmed, kırbaç altında inletilirken dahi dilinden: 'Elhamdülillahi alâ külli hâl' (Her halükârda Allah'a hamdolsun) zikrini düşürmemiştir.
FASIL VII: Ahmed b. Hanbel'in Şahsî Zühdü ve İbadet Hayatı: Geceleri Yüzlerce Rekât Namaz ve İnfak
İmam Ahmed, yazdığı Kitâbü'z-Zühd'ün bizzat yaşayan bir nüshasıydı. Bağdat'ta dedesinden kalan küçük bir evin kira geliriyle geçinir, halifelerin ve vezirlerin gönderdiği çuvallar dolusu altınları elinin tersiyle iter, derhal fukaraya dağıtırdı. Amcası veya oğulları sultanın hediyesini kabul ettiklerinde onların evinde pişen aşı dahi yemezdi.
Oğlu Salih anlatır: 'Babam her gün üç yüz rekât nafile namaz kılardı. Mihne hadisesinde kırbaçlanıp vücudu zayıflayınca bunu yüz elli rekâta düşürdü. Geceleri çok az uyur, seher vaktine kadar gözyaşlarıyla Kur'ân tilavet ederdi.' Elbisesi kaba kumaştan dikilmiş yamalı bir hırkaydı; ayakkabısını bizzat kendisi tamir eder, çarşıdan un çuvalını kendi sırtında taşırdı.
FASIL VIII: Zühd Eserinin Tasavvuf Tarihindeki Kaynaklık Rolü: Kuşeyrî, Gazâlî ve İbnü'l-Cevzî'ye Tesirleri
Ahmed b. Hanbel'in Kitâbü'z-Zühd'ü, hicrî üçüncü asırdan itibaren İslâm tasavvuf külliyatının en muteber ana kaynağı olmuştur. Ebû Nuaym el-İsfahânî'nin meşhur on ciltlik Hilyetü'l-Evliyâ'sı, Kuşeyrî'nin er-Risâle'si, Ebû Tâlib el-Mekkî'nin Kûtü'l-Kulûb'u ve İmam Gazâlî'nin İhyâu Ulûmi'd-Dîn'i sahâbe ve tâbiîn menkıbelerinin ekseriyetini doğrudan İmam Ahmed'in bu eserinden iktibas etmiştir.
Hanbelî mezhebi içinde yetişen Abdülkādir-i Geylânî, İbn Kudâme ve İbn Kayyim el-Cevziyye gibi büyük mutasavvıf ve âlimler, irfânî terbiyelerini Ahmed b. Hanbel'in zühd ve istikamet damarından almışlardır. Geylânî Hazretleri itikadda ve fıkıhta Hanbelî olduğunu iftiharla belirtmiştir.
FASIL IX: Modern Çağda İhtiras ve Tüketim Çılgınlığına Karşı Hanbelî Zühdünün Evrensel Şifası
Maddeciliğin, tüketim hırsının, dünyevîleşmenin ve sanal gösteriş budalalığının insan ruhunu esir aldığı 21. yüzyılda, Ahmed b. Hanbel'in Kitâbü'z-Zühd'ü evrensel bir ruh şifasıdır. İnsana hakiki zenginliğin banka hesaplarında, lüks saraylarda ve şöhrette değil; kalbin kanâatinde, vicdanın temizliğinde ve Hakk'a olan teslimiyette olduğunu fısıldar.
İmam Ahmed vefât ettiğinde Bağdat sokaklarını yüz binlerce insan doldurmuş; cenaze namazı İslâm tarihinin gördüğü en muazzam veda meclisi olmuştur. Onun arkasında bıraktığı miras; sarayların değil secdelerin, kırbaçların değil istikametin, dünya saltanatının değil ebedî Cennet vuslatının destanıdır.