Muvaffakuddîn Abdüllatîf el-Bağdâdî ve el-İfâde ve'l-İ'tibâr
Tıbbî Gözlem Devrimi, Galenik Anatomiyi Çürüten İskelet Tahlili ve Nil Ekolojisi
FASIL I: Bir Hekim-Filozofun Portresi ve Selâhaddîn Devri İlim Dünyası
Ortaçağ İslâm dünyasının en sıra dışı, bağımsız fikirli ve ampirik gözleme sadık bilginlerinden biri Muvaffakuddîn Abdüllatîf b. Yûsuf el-Bağdâdî'dir (557-629 / 1162-1231). Bağdat'ta Dicle kenarında klasik medrese tahsilini, hadis, lügat ve fıkıh ilimlerini tamamladıktan sonra felsefe ve tıbba yönelmiş; İbn Sînâ metinlerinin ötesine geçerek bizzat Aristoteles'in ve Galen'in Grekçe kaynaklarına inmiştir.
Bağdat'tan Musul'a, Şam'dan Kahire'ye ve Kudüs'e uzanan ilim yolculuğunda büyük fatih Sultan Selâhaddîn-i Eyyûbî ve onun veziri Kādî el-Fâzıl ile yakın dostluklar kurmuş; el-Ezher Medresesi'nde tıp ve mantık dersleri vermiştir. Hayatının en çarpıcı eserini ise Mısır'daki gözlemlerini aktardığı Kitâbü'l-İfâde ve'l-İ'tibâr ile insanlık mirasına armağan etmiştir.
FASIL II: Tıp Tarihinde Bir Dönüm Noktası: Çene Kemiği ve Sakrum Keşfi
Klasik tıp dünyasında Galen (Câlinûs), tartışılamaz bir otoriteydi. Galen, hayvanlar üzerinde yaptığı diseksiyonlara dayanarak insan alt çene kemiğinin (mandibula) iki parçadan oluştuğunu ve ortada bir dikişle (sütur) birleştiğini iddia etmişti. Bütün antik tıp ve hatta İbn Sînâ dahi bu görüşü körü körüne kabul etmişti.
1200-1201 (Hicri 597-598) yıllarında Nil'in taşmaması neticesinde Mısır'da tarihin en büyük kıtlık ve salgınlarından biri baş gösterdi. Yüz binlerce insan hayatını kaybetti. İşte Abdüllatîf el-Bağdâdî, bu felaketi bir bilim insanı sorumluluğuyla karşıladı. Kahire yakınlarındaki Muks tepesinde bulunan yığınla iskeleti bizzat inceledi:
Aynı ampirik yöntemle sakrum (kuyruk sokumu) kemiğinin Galen'in iddia ettiği gibi altı parçadan değil, tek bir kemikten meydana geldiğini de ispatlayan Bağdâdî; Avrupa'da Vesalius'un 1543'te gerçekleştireceği tıp devrimini 350 yıl önce İslâm dünyasında fiilen gerçekleştirmiştir.
FASIL III: Arkeoloji, Piramitler ve Kadim Mısır Medeniyeti Tahlili
Bağdâdî sadece bir hekim değil, aynı zamanda titiz bir arkeolog ve mimarlık tarihçisidir. Giza Piramitleri'ni ve Büyük Sfenks'i bizzat ölçmüş, kullanılan kireçtaşlarının ve granit blokların yerleştirilme geometrisini hayranlıkla kaydetmiştir:
- Piramitlerin Mühendislik Dehası: Taşların birbirine öyle milimetrik oturtulduğunu, aralarına bir iğnenin veya saç telinin dahi sokulamayacağını hayretle kaydeder.
- Sfenks'in Yüz Oranları: Sfenks'in yüzündeki estetik oranları, heykeltıraşın yüz ifadesine kattığı zarafet ve orantıyı tahlil eder.
- Definecilik ve Kültür Vandalizmi Eleştirisi: Dönemin cahil yöneticilerinin ve define avcılarının piramit kaplamalarını sökerek binalarda kullanmasını şiddetle kınar ve tarihi eserlerin bir ibret (i'tibâr) ve medeniyet hafızası olarak korunması gerektiğini savunur.
FASIL IV: Nil Havzası Ekolojisi, Botanik ve Biyolojik Gözlemler
Kitâbü'l-İfâde ve'l-İ'tibâr'ın birinci bölümü, Mısır'ın tabiat tarihi üzerine eşsiz bir monografidir. Bağdâdî, Nil Nehri'nin yıllık kabarma ve çekilme döngülerini kaydeder; getirdiği alüvyonun toprağı nasıl canlandırdığını hidrolojik prensiplerle açıklar.
Eserde Mısır'a has bitkiler (papirüs, muz, hıyar-ı şenber, zambak türleri) ve hayvanlar (timsah, su aygırı, elektrikli torpido balığı) biyolojik hassasiyetle incelenir. Elektrik balığının temas eden uzuvda meydana getirdiği felç ve uyuşma hissini kendi bedeninde deneyerek sinir sistemi üzerindeki etkilerini not eder.
FASIL V: İ'tibâr Felsefesi: Tabiat Gözleminden Marifetullah'a
Eserin isminde geçen el-İ'tibâr kavramı, Kur'an-ı Kerîm'deki "Ey basiret sahipleri, ibret alın!" (Haşr, 59/2) emrinin felsefi tezahürüdür. İ'tibâr; zâhirî bir olaydan bâtınî bir hakikate, parçadan bütüne, eserden Müessir'e (Yüce Yaratıcı'ya) zihinsel ve kalbî bir geçiş yapmaktır.
Abdüllatîf el-Bağdâdî'ye göre tabiatı incelemek, Allah'ın kozmik âyetlerini okumaktır. Kıtlığın getirdiği felaketlerden piramitlerin matematiğine, çene kemiğinin anatomik sırrından Nil'in akışına kadar her olgu, insana kibrini terk ettirip aczini ve ilahi nizamın kusursuzluğunu idrak ettiren birer ders niteliğindedir.
Muvaffakuddîn Abdüllatîf el-Bağdâdî; otoriteye teslimiyeti reddeden hür aklı, doğrudan doğayı ve insan bedenini sorgulayan ampirik metodolojisi ve derin tevhîd bilinciyle İslâm bilim tarihinin en aydınlık şahsiyetlerinden biri olarak kalacaktır.