Abdullah el-Bosnevî: Tecliyâtü Ferâisi'r-Rahmân, Fusûsü'l-Hikem Şerhi, Balkan İrfanı ve Ekberî Gelenek Külliyâtı
Şârih-i Fusûs Abdullah Bosnavî'nin Hikmet-i İlâhiyye Şerhi, Rumeli Vahdet Düşüncesi ve Varlık Mertebeleri
FASIL I: Abdullah el-Bosnevî'nin Hayatı ve Balkanlar'dan Hicaz'a Uzanan İrfânî Yolculuğu
Osmanlı Rumelisi'nin ve Balkan tasavvuf düşüncesinin en abidevî siması olan, İslâm felsefe ve irfan çevrelerinde 'Şârih-i Fusûs' (Fusûs Şârihi) ve 'Abdi' mahlasıyla tanınan Abdullah el-Bosnevî (1584-1644), Bosna'nın Saraybosna sancağında dünyaya gelmiştir. İlk dinî ve edebî tahsilini Bosna medreselerinde ikmal ettikten sonra İstanbul'a gelerek zâhirî ilimlerde müderrislik pâyesine erişmiştir. Ancak kalbindeki hakikat aşkı onu Bayrâmî-Melâmî meşrebinin büyük mürşidi Hasan Kabâdûz'un halifelerinden Şeyh Alî Sırrî ve Şeyh Mustafa Efendi'ye sevk etmiş; dervişlik hırkasını giyerek seyr ü sülûkünü tamamlamıştır. Ömrünün sonraki yıllarını Konya'da Hz. Mevlânâ ve Sadrüddin Konevî'nin türbeleri civarında riyazet ve telifle geçiren Bosnevî, ardından hac için gittiği Şam'da Şeyhü'l-Ekber İbnü'l-Arabî'nin kabr-i şerîfi civarına yerleşmiş ve orada vefat ederek İbnü'l-Arabî'nin türbesinin hazîresine sırlanmıştır.
FASIL II: Tecliyâtü Ferâisi'r-Rahmân: Fusûsü'l-Hikem'in İki Dilde Anıtsal Şerhi
Abdullah el-Bosnevî'nin dünya düşünce tarihindeki ebedî şöhreti, Muhyiddîn İbnü'l-Arabî'nin en kapalı, yoğun ve felsefî eseri olan 'Fusûsü'l-Hikem'e yazdığı devasa şerhe dayanır. Bosnevî bu eseri hem Türkçe hem de Arapça olarak iki ayrı dilde şerh etmiş; Arapça şerhine 'Tecliyâtü Ferâisi'r-Rahmân fî Halli Şukûki Fusûsi'l-Hikem' (Fusûsü'l-Hikem'in Müşkillerini Çözmede Rahmân'ın Nurlarının Tecellîleri) adını vermiştir. Kendisinden önceki Müeyyedüddin el-Cendî, Saadeddin el-Fergānî, Abdurrezzâk el-Kâşânî, Dâvûd-i Kayserî ve Molla Câmî şerhlerini en ince teferruatına kadar tetkik eden Bosnevî, onların ihtilaf ettiği en çetin metafizik meseleleri sentezleyen en kâmil, kuşatıcı ve berrak Ekberî şerhini ortaya koymuştur.
FASIL III: 27 Kelime-i İlâhiyye ve Peygamber Hikmetlerinin Ontolojik Açılımı
Bosnevî, Fusûs şerhinde 27 peygamberin her birine tahsis edilen 'hikmet' (kelime-i ilâhiyye) kavramını varlık mertebelerinin (Hadarât-ı Hams) birer zuhur aynası olarak şerh eder. Hz. Âdem'in 'İlâhî Hikmeti' varlığın bütün esmâsını cem eden İnsân-ı Kâmil aynasıdır; Hz. Nûh'un 'Sübbûhî Hikmeti' tenzîh ile teşbîh arasındaki dengedir; Hz. İbrâhîm'in 'Heyâmî Hikmeti' aşkın varlığın damarlarına nüfuz eden ilahî sevgidir; Hz. Mûsâ'nın 'Ulvî Hikmeti' tecellî-i zâtî ve kelâm sırrıdır; nihayet Hz. Muhammed'in (s.a.v.) 'Ferdî Hikmeti' ise bütün ferdiyetleri kuşatan mutlak vahdet zirvesidir. Bosnevî, peygamberlerin hayatlarındaki kıssaları tarihsel birer vakıa olmanın ötesinde, insan rûhunun seyr ü sülûk mertebelerinin kozmik haritası olarak tevil eder.
FASIL IV: Balkan Melâmîliği, Vahdet-i Vücûd ve İrfânî Hürriyet
Abdullah el-Bosnevî'nin düşüncesi, Balkanlar'da ve özellikle Bosna-Hersek coğrafyasında kök salan Bayrâmî-Melâmî irfan geleneğinin zirve noktasıdır. Melâmîlik; şekilcilikten, riyadan, zâhirî dervişlik kisvelerinden (taç, hırka, teber vb.) uzak durarak hakiki zikri kalbe nakşetmeyi ve halk içinde Hak ile beraber olmayı (halvet der-encümen) şiar edinir. Bosnevî, bu irfânî hürriyeti Vahdet-i Vücûd ontolojisiyle temellendirmiştir. Ona göre insan kendi sınırlı benliğini yok saymadıkça hakiki hürriyete ve tevhîde ulaşamaz; zira varlık iddiası en büyük şirk-i hafîdir (gizli şirk).
FASIL V: Ayân-ı Sâbite ve Kaza-Kader Felsefesi
Fusûs şerhinin en derin fasıllarından biri, 'A'yân-ı Sâbite' (Varlıkların Allah'ın ilmindeki ezelî hakikatleri ve arketipleri) ve kader meselesidir. Bosnevî, cebir (insanın iradesiz bir robot olması) ile tefviz (insanın Allah'tan bağımsız yaratıcı olması) arasındaki ehl-i sünnet itidalini Ekberî irfanla tahkim eder. Varlıklar bu dünyaya çıkmadan önce ilahî ilimde nasıl bir istidat ve mahiyet üzere iseler, zuhur âleminde ancak o istidatlarının gereğini talep ederler. 'Hüküm istidadadır' kuralını açıklayan Bosnevî; ilahî adaletin, her varlığa kendi ezelî istidadının ve kabiliyetinin karşılığını bahşetmek olduğunu felsefî bir zarafetle ispatlar.
FASIL VI: İbnü'l-Arabî Savunması ve Kadızâdeli Taassubuna Reddiyeler
Bosnevî'nin yaşadığı 17. yüzyıl, hem merkez İstanbul'da hem de Rumeli vilayetlerinde İbnü'l-Arabî'yi tekfir eden mutaassıp zâhir ulemasının sesinin yükseldiği bir fetret dönemiydi. Abdullah el-Bosnevî, Şam'da ve Konya'da kaleme aldığı risalelerde Şeyhü'l-Ekber'in sözlerinin zâhirî akılla anlaşılamayacağını, onun kullandığı remizlerin hakiki tevhîd makamından sâdır olduğunu fıkhî ve aklî delillerle savundu. 'Dürretü'l-Gavvâs fî Şerhi Ba'di Kelimâti'l-Havâs' adlı eserinde, İbnü'l-Arabî'nin 'Fütûhât' ve 'Fusûs'taki en çok itiraza uğrayan ifadelerini Ehl-i Sünnet akidesinin nurlu çerçevesinde tavzih etti.
FASIL VII: Şiirleri, Tasavvufî Manzumeleri ve 'Abdi' Divançesi
Bosnevî sadece bir müfessir ve şârih değil, Türkçe ve Farsça tasavvufî şiirler söyleyen usta bir mutasavvıf şairdir. 'Abdi' mahlasıyla yazdığı gazellerde ve kıtalarda Vahdet-i Vücûd'un tecellîlerini, sevgilinin cemâlinde parlayan ilahî nurları, fenâ ve hayret hallerini terennüm etmiştir. Dili, Rumeli Türkçesinin duru, samimi ve akıcı edasını taşır; derviş meclislerinde ilâhî olarak asırlarca terennüm edilmiş mısraları mevcuttur.
FASIL VIII: Varlık Dairesi, Âlem-i Misâl ve Rüyaların Hermenötiği
Eserde kâinatın yaratılışı ve boyutlar arası geçişler incelenirken Âlem-i Misâl (İmgelem ve Rüyalar Âlemi) üzerinde derinlemesine durulur. Bosnevî'ye göre rüyalar, gayb âlemi ile şehâdet (madde) âlemi arasındaki berzahtır. Mânâlar bu berzahta suret giyer, maddî suretler ise mânâya incelir. Peygamberlerin ve velilerin rüya yoluyla gaybî haberleri alış mekanizmasını izah eden Bosnevî, rüya tabirinin sadece psikolojik bir tahmin değil; hakiki bir tevil (aslına döndürme) ilmi olduğunu gösterir.
FASIL IX: Şâm-ı Şerîf Yılları ve İbnü'l-Arabî'nin Manevi Eteğinde Vefatı
Ömrünün son demlerinde hac vazifesini ifa ettikten sonra Şam'a yerleşen Abdullah el-Bosnevî, burada Sâlihiye semtinde Şeyhü'l-Ekber'in türbesi civarında talebe okutmuş ve Fusûs şerhini nihai tashihlerinden geçirmiştir. 1644 yılında Şam'da dâr-ı bekāya göç ettiğinde, vasiyeti üzerine bizzat Muhyiddîn İbnü'l-Arabî'nin kabrinin hemen ayak ucuna defnedilmiştir. Bu defin, Balkanlar'dan kalkan bir irfan dervişinin Endülüs'ten doğan Ekberî güneşin eteğinde ebediyete sırlanmasının en manidar tarihî sembolüdür.
FASIL X: Abdullah el-Bosnevî'nin Osmanlı ve Balkan Düşünce Tarihindeki Yeri
Abdullah el-Bosnevî, Osmanlı İmparatorluğu'nun çok dilli ve çok kültürlü medeniyet havzasında Balkan Müslümanlığının irfânî kimliğini inşa eden en büyük kutuplardandır. Şerhleri, İstanbul'dan Saraybosna'ya, Kahire'den Şam'a kadar bütün medrese ve tekkelerde asırlarca okunmuş; Osmanlı tefekkürünün felsefî derinliğini Doğu İslâm âlemine tanıtmıştır. Günümüzde Bosnevî'nin eserleri, Doğu-Batı felsefe mukayeselerinde, varlık ontolojisinde ve Balkan İslâm mirasının derin köklerini anlamada vazgeçilmez bir kutupyıldızı olarak değerini korumaktadır.