Abdülkerîm el-Cîlî ve Merâtibü'l-Vücûd
Kırk Basamaklı Varlık Merdiveni, Nüzûl ve Urûc Kavsi, Mutlak Gayb ve İnsân-ı Kâmil
FASIL I: İbnü'l-Arabî Ekolünün Müceddidi: Kutb Abdülkerîm el-Cîlî'nin Hayatı ve Eserleri
Bağdat yakınlarındaki Cîl kasabasında doğan ve Hz. Abdülkadir Geylânî'nin torunlarından olan Kutbüddîn Abdülkerîm b. İbrâhîm el-Cîlî (767-826 / 1365-1423), İbnü'l-Arabî mektebinin Sadreddîn Konevî'den sonraki en kudretli metafizikçisi ve sistem kurucu ârifidir. Yemen'in Zebîd şehrinde Şeyh Şerefeddîn İsmâil el-Cebertî'nin hankâhında seyr-u sülûkünü ikmal eden Cîlî, İslâm düşüncesine el-İnsânü'l-Kâmil fî Mârifeti'l-Evâhir ve'l-Evâil ve Merâtibü'l-Vücûd gibi ebedî şaheserler armağan etmiştir.
Cîlî'nin tasavvuf tarihindeki müstesna yeri, İbnü'l-Arabî'nin dağınık ve remzî üslubunu hendesî bir intizamla tanzim etmesi, kavramları tarif ederek ontolojik ve kozmolojik şemalar halinde vaz' etmesidir. Varlık mertebelerini kırk basamaklı bir merdiven (seyr-i nüzûl ve urûc) halinde sistematize etmiştir.
FASIL II: Merâtibü'l-Vücûd'un Temel Tezi: Varlığın Kırk Basamaklı Merdiveni
Cîlî'nin Merâtibü'l-Vücûd risalesi, varlığı en soyut metafizik mertebeden en kesif maddî unsurlara kadar kırk mertebeye taksim eder. Bu taksimat rastgele değil; ilâhî isim ve sıfatların zuhûr kanunlarına göre inşa edilmiştir.
İlk mertebe "Zât-ı Sırf"tır; son mertebe ise bütün bu kırk mertebeyi kendinde toplayan ve kâinatın halifesi olan "İnsân-ı Kâmil"dir. Arada kalan otuz sekiz mertebe ise ruhanî, melekûtî, misâlî ve cismânî âlemlerin kademeleridir.
FASIL III: Amâ ve Zât-ı Sırf Mertebesi: Hiçbir İsmin ve Sıfatın Bulunmadığı Mutlak Gayb
Varlığın ilk ve en yüce basamağı, hadis-i şerifte "Rabbimiz yaratmadan önce neredeydi?" sualine Hz. Peygamber'in (s.a.v.) verdiği "Amâ'da idi; ne altında hava vardı ne üstünde" cevabıyla remzedilen Amâ (Karanlık Bulut) mertebesidir.
Bu mertebede Zât-ı İlâhiyye hiçbir sıfat, isim, kayıt ve nispetle kayıtlı değildir. Varlık ile yokluk dahi O'nun hakkında söylenemez; zira her kavram bir kayıttır. Zât, mutlak gayb içindedir ve aklın da keşfin de oraya adım atması muhaldir.
FASIL IV: Ahadiyyet, Vâhidiyyet ve Ulûhiyyet: Varlığın Tenezzül ve Zuhûr Aşamaları
Amâ'dan sonra ilk tenezzül Ahadiyyet mertebesidir; Zât'ın kendi zâtını bilmesidir. İkinci basamak Vâhidiyyet'tir; esmâ ve sıfatların topluca (icmâlen) belirmesidir. Üçüncü basamak ise Ulûhiyyet'tir; isim ve sıfatların tafsilatıyla tecelli ederek âlemleri talep etmesidir.
"Gizli bir hazine idim, bilinmeyi murad ettim ve mahlûkatı yarattım" kudsî hadisinin sırrı bu tenezzülât zincirinde tecelli eder. İlâhî isimler, kendi hükümlerini icra edecekleri mazharları (âlemleri) arzulamıştır.
FASIL V: Âlem-i Ceberût ve Âlem-i Melekût: Kudsî Akıllar, Nefisler ve Melekler Ordusu
İlâhî tenezzül ruhanî âleme ulaştığında önce Akl-ı Evvel (Kalem) zuhûr eder; bu Nûr-ı Muhammedî'dir. Ardından Nefs-i Küll (Levh-i Mahfuz) yaratılır ve kâinattaki bütün kader programı oraya nakşedilir.
Daha sonra Ceberût âleminin azametli melekleri, Kerrûbiyyûn, Mukarrebûn ve ardından Melekût âleminin müvekkil melekleri (Cebrâîl, Mîkâîl, İsrâfîl, Azrâîl) mertebeleri gelir. Her bir melek, ilâhî bir ismin kâinattaki memuru ve icra organıdır.
FASIL VI: Âlem-i Misâl ve Hayâl-i Mutlak: Suretlerin Tezahür Ettiği Berzah Boyutu
Ruhlar âlemi ile maddî âlem arasında tampon bölge olan Âlem-i Misâl (Hayâl-i Mutlak), maddesiz suretlerin boyutudur. Ruhanî varlıklar burada cismânî suretlere bürünür; maddî ameller ise nurlu veya karanlık suretler kazanır.
Cîlî, rüyaların, tayy-i mekânın ve cennet-cehennem ahvalinin bu misâlî âlemde cereyan ettiğini açıklar. İnsan hayal gücü, kâinattaki bu Hayâl-i Mutlak deryasından bir damladır.
FASIL VII: Âlem-i Mülk ve Şehâdet: Felekler, Gezegenler, Unsurlar ve Maddî Kâinat
Tenezzül zinciri Arş-ı A'zam, Kürsî, Yedi Kat Semâ (Atlas, Zuhal, Müşteri, Merih, Şems, Zühre, Utârid, Kamer) feleklerinden geçerek anâsır-ı erbaaya (ateş, hava, su, toprak) ve nihayet cemâdât (madenler), nebâtât (bitkiler) ve hayvânât mertebelerine iner.
Bu, seyr-i nüzûlün (iniş yayının) en dip noktasıdır. Madde kesiftir, ağırdır ve ışığı soğurur; lâkin her atomunda ilâhî isimlerin tesbihatı kesintisiz devam eder.
FASIL VIII: Nüzûl (İniş) Kavisinden Urûc (Yükseliş) Kavisine: İnsanın Aslına Rücûu
Varlık dairesi sadece inmekle tamamlanmaz; inen nurun tekrar aslına dönmesi şarttır. İnsanın yaratılışıyla birlikte Kavs-i Urûc (Yükseliş Kavis) başlar.
Madenlerden bitkilere, bitkilerden hayvanlara ve hayvanlardan insana doğru yükselen can cevheri, insanda akıl ve şuur kazanarak Hakk'ı bilme kabiliyetine erer. İbadet, riyazet ve tefekkür; ruhun maddî bağları kopararak kırk basamağı gerisin geriye tırmanması ameliyesidir.
FASIL IX: Kırkıncı Mertebe Olarak İnsân-ı Kâmil: Bütün Varlık Mertebelerini Kendinde Toplayan Ayna
Kırkıncı ve nihâî mertebe, İnsân-ı Kâmil'dir. Kâinattaki bütün melekût, ceberût, felekler ve unsurlar parça parça birer esmâ tecellîsi iken; İnsân-ı Kâmil bütün esmâyı cem eden camiü'l-ezdâd (zıtları birleştiren) yegâne aynadır.
İnsân-ı Kâmil'in hakikati Hakîkat-i Muhammediyye'dir. Âlem O'nun yüzü suyu hürmetine var kılınmış, O'nun varlığıyla korunmaktadır. Her asırdaki gavs ve kutuplar, o hakikatin yeryüzündeki nâibleridir.
FASIL X: el-Cîlî Kozmolojisinin Modern Fizik ve Metafizik Düşünceye İlhamları
Abdülkerîm el-Cîlî'nin Merâtibü'l-Vücûd ve el-İnsânü'l-Kâmil'de ortaya koyduğu çok boyutlu kozmoloji, günümüz kuantum fiziğindeki holografik evren, sicim teorisi ve çoklu boyutlar modelleriyle hayret verici paralellikler arz eder.
Her parçanın bütünü içerdiği, gözlemcinin (insanın) kâinatın varoluşuna iştirak ettiği bu irfânî model, modern pozitivizmin kâinatı anlamsız bir madde yığınına indirgeyen körlüğüne karşı insanı yeniden kâinatın kalbine ve ilâhî mânânın merkezine yerleştirir.